AFFETME SEANSI MI,AFFEDECEK GÖNÜL OLGUNLUĞU MU?
Geçmişteki travmalar,çocukluk yaraları,bilinç altı temizlikleri,affetme seansları…Ne çok meşgul etti gündemi. Bugün -bakmamız gereken- Müslüman penceresinden bakalım ne dersiniz?Allah Rasulü (S.A.V) hayatı ile her manada aradığımız cevapları, asırlar öncesinden bize miras ve emanet olarak bırakmış Elhamdülillah. Bize düşen sadece idrak edip,yaşamak, içselleştirmek…
Efendimiz’in kıymetli amcası Hz.Hamza bildiğiniz üzere Uhud’da şehit edildi.Vahşi, Mekke’nin fethinden sonra uzaklaştı beldeden…Ancak hidayet güneşi yüreğine doğmaya başlayınca,Medine’ye gidip Rasulullah’ı bularak;
-“Biri pişman olursa, yaptığına tövbe ederse, iman ederse ne olur?” diye sordu Mescid-i Nebevî’de.
-“Pişman olup,tevbe ederse kardeşimizdir” buyurdu Rahmet Peygamberi.
-“Ama ben Vahşi’yim” deyince,ashab öfkelendi, ellerini kılıçlarına attı.
Vahşi öldürüleceğini beklerken, Rasulullah affedildiğini söyledi.Çünkü Allah (C.C);
– Ey Sevgili Peygamberim! Bütün ömrünü puta tapmakla, kullarımı bana düşman etmeye uğraşmakla geçiren bir kâfir, bir kelime-i tevhid okuyunca, ben onu affediyorum. Sen, amcanı öldürdü diye Vahşî’yi niçin affetmiyorsun? O pişman oldu. Şimdi sana inandı. Ben affettim. Sen de affet!.. buyurmuştu.
Affedilmişti,ancak “elimde olmadan seni görünce üzülüyorum”deyince Efendimiz, bir daha Resulullah’ı üzmemek için karşısına çıkmadı. Vahşi artık Hz.Vahşi idi ve dine hizmet ediyordu. (Efendimiz miracta Hz.Hamza ile Hz.Vahşi’yi kolkola gördüğünü ifade etmiştir.)
Bakınız bir Rahmet Peygamberi ki,bize affetmeyi öğretirken, kendimizi de yok saymamayı öğretmiş oluyor. Yani “seni görünce üzülüyorum” ifadesi ile,hayatımızda herkesin doğru yere konulmasının gerekliliğini de gösteriyor.Şimdi sorarım dostlar? Hangi affetme seansı, bu ölçü ile kalbimizi de terbiye etmeyi öğretebilir ki? Din bir yaşam tarzıdır derken,tam da bundan bahsediyorum.Hayatın her alanında olması gereken adabı, sınırı öğretir.”Annemin çocukluğumda bıraktığı izleri farkedip telâfi edince herşey harika oldu,travma sevebimi buldum,affettim,ben mükemmel anne oldum” vs. diye anlatanları dinliyoruz toplum olarak.ilginçtir ki,bu anne henüz hayatta,anlatılanlardan o nasıl inciniyor hiç düşünüldü mü acaba?
Bir başka kıymetli hanımefendi ise şöyle anlatmıştı, hayran kaldım;
-“Evet,annem çok disiplinli biri idi.Bir evin bir kızı olmama rağmen hiç bu lüksü yaşayamadım, çocuk olamadım.Ama o benim annemdi ve ‘Allah’ın rızası anne/babanın rızasında gizlidir’ biliyoruz” Gözlerindeki anneye olan kırgınlık,doya doya çocuk olamamanın üzüntüsü, ama en çok Allah rızasını seçmiş olmanın huzuru ile ışıldıyordu.Annesi de torunlarını severken, “şimdiki aklım olsa seni de o kadar sıkmazdım” diye söylermiş. Evet,yaşla gelen olgunluk, tecrübe, farkındalıklar çok kıymetli. Ama o anda içinde bulunduğumuz rolün hakkını vermeye Allah rızası için niyet etmek,çabalamak daha kıymetli…Bazı anne/babalar “nasıl olmayım?” sorusunun, bazıları da “nasıl olmamalıyım?” sorusunun cevabıdır.
Herkes yaşadığı ruhi sıkıntılara bir günah keçisi aramaya koyuldu.Evet belki zor bir çocukluk geçirilmiş olabilir.Fakat geride kalan zahmeti,sırta yük ederek yaşamaya uğraşmaktansa o günler bize ne öğretti ve yaşadığımız anı güzelleştirmek, kulluğa yaraşır hâle getirmek için neler yapabiliriz diye düşünüp çabalamak daha uygun olmaz mı? Herkes üzerine düşeni yaparak,başkasının yapmadıkları ile ömrü heba etmemeyi öğrenecek tabiri caizse…Allah (c.c) “kuluma gücünün üzerinde yük yüklemem” buyuruyor.Huysuz ,geçimsiz bir tavrın sebebi olarak birine fatura kesmektense,yaşadığın aksaklığın feraha açılan kapısını görmeye çalışmak…Yani Mevlâ verdiği imtihanı aşacak imanî,fizikî, kalbi güce sahip.Önemli olan o kulluk gücünü kullanmak…
Sadece çocukluk değil tabi,”yeni gelirken neler çektim!” diye başlayan hikâyeler de var elbet.Geçmiş yerinde kalsın, verdiği nasihati alalım kâfi.
Geçmişle yaşayanlar yaşlı, yapacakları/hayalleri/hedefleri olanlar gençtir. Hep genç kalmaya,kulluk gücünü kullanmaya, iki dünya güzelliğine çabalamak yakışır Müslüman’a.
Affede affede affedilenlerden olabilmeyi nasip eyle Allah’ım…(Amin)
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…