“OL” …
Kahvaltı sonrası temiz bir çay bardağı alıp biraz kendimizle başbaşa kalmayı ssveriz.Ya da sevdiğimiz bir dostla muhabbeti demlemeyi…İşte öyle bir sabahtı.Anneciğim karşımdaydı, muhabbet demini almıştı her zamanki tadıyla,Elhamdülillah. Elimi rafa uzattım, yeni bir çay bardağı aldım. Sanki o an elime biri vurdu ve bardak kaydı elimden.Mermer tezgâha öyle bir kuvvetle çarptı ki,hızla arkamı döndüm ki sıçrayacak olan parçalar yüzüme, gözüme gelmesin!Ama düşündüğüm gibi olmadı, hayret vericiydi.Plâstik top gibi iki/üç sekmeden sonra bardak öylece duruyordu tezgâhta. Kırılmak şöyle dursun çizik bile yoktu.
Sabah mini bir dersle başlamıştı bizim için. Annemle gülümseyerek göz göze geldik.Allah’ın muradı ne ise o tahakkuk ediyordu ve ikimiz aynı anda “ömrü bitmemiş” dedik.Hem ömrü bitmemiş, hem de terbiye olmuş/ufku genişlemiş gönül misâliydi sanki, hemen kırılmayan cinsten…
O, göklerin ve yerin eşsiz-örneksiz yaratıcısıdır; bir şeyin olmasını dilediğinde ona “ol!” der, hemen oluverir.(Bakara/117)
Düşen bardak bir sabah ikramı gibi tefekkür sebebi olmuştu bize,ayet-i kerime damladı yüreğime ferahlatan bir meltem misali. Kesin gözüyle baktığımız pek çok şey, bazen tıpkı bu bardak gibi şaşırtıyor değil mi?Bir haber dinliyoruz, izliyoruz. “Ayyy kesin ölmüştür bu kazada adamcağız” diye peşin hüküm veriyoruz, haberin devamı “burnu bile kanamadan kurtuldu” diye bitiyor. Ya da hiç bir aksilik,sağlık sorunu vs. zahiren görünmezken, “haber spikeri canlı yayında bir anda hayatını kaybetti” manşetine şaşkınca bakıyoruz.Oysa bir “Ol” diyen var…Bize düşen tek şey ömrün noktalanacağı anda olmak istemeyeceğiniz yerden uzak kalmak,olmak istediğimiz yerde sabırla ve kararlılıkla çabalamak.
Bu gibi haberleri görünce iman tazeleniyor sanki…”Sen varsın Allah’ım, karar senin,sen dilersen muhafaza eder dilersen emaneti geri alırsın” diyoruz.Kırılmayan bardak gibi nasipli olamayabiliriz her zaman…Bazen de ikinci bir şans tadında hayat yeniden ikram edilir de görmezden gelir insanoğlu.
Şimdi desem ki,her gün yeni umut,yeni tevbe/affetme/hoşgörme fırsatı…Dünden daha iyi,hayırlı, salih/saliha olmaya niyet ederek “Bismillah” diyerek tutunsak her sabaha…Her akşam biten günü gözden geçirip “yarına neyi daha hayır üzere yapabilirim?” diye düşünsek…Zor mu?Hayır…Yapabilir miyiz?Allah’ın izniyle evet…Sahi her insan bu yönde çabalasa kötülük kalır mı şu dünyada?
Niyet edebilmek için önce farketmek, basiret ve feraset gerekir. Bu dünyada bulunma sebebini zihinde diri tutacak iman gerekir.Ayağımız kaysa da, yola düşe kalka yeniden koşacak ihlâs gerekir.
Olmazları olduran,olacakları engelleyen en yüce merci ile bağlantıyı kaliteli hâle getirmek ilk adımımız olmalı. Ellerini açıp dua eden bir kul, O’na ihlâsla sığınıyor ve hayrı diliyorsa,gücünü sonuna kadar kullanıp çabalıyorsa,artık teslimiyettedir sıra .Olmasında ya da olmamasında gizli olan hikmete “eyvallah” deme vaktidir.
“Dünya bir sona doğru başını alıp gitmekte, âhiret ise koşarak bize doğru gelmektedir. İnsanlar arasında dünyanın da âhiretin de isteklileri vardır. Siz âhireti istemeye bakın. Günü gün etmeyin. Bugün hesap günü değil, iş günüdür. Ama yarın artık iş yok, yalnız hesap vardır.” (Buhârî, Rikâk 5)
Hadis-i şerif bize hayat plânı tadında yol gösteriyor. Bugün hesabı verilecek ömrün,ne ile geçirileceğini seçme vakti.Kendimiz seçiyor ve seçtiğimiz hayatın sorumluluğunu kabul ediyoruz.Tabiri caizse hesap gelmeden siparişi listeliyoruz.
Nasıl yandı içimiz Bartın’da hayatını kaybeden gencecik madenci kardeşlerimize…Aynı madenden yara almadan kurtulanlar da vardı, son defa gittiğini bilmeden ekmeğini kazanma çabası ile işe gidip evine dönemeyen de…Eşit şartlar, farklı yazgılar…Allah geride kalanlara sabr-ı cemil,gidenlere iman selameti versin inşallah.Sayılı nefes tükendiğinde dünyada vazifesini tamamlıyor kul ve kapılar sonsuza açılıyor.Önemli olan iman ile son nefesi iade edebilmek…
Evden çıkıp giderken her sabah düşünmeli. Iş adamı,öğrenci,öğretmen,doktor, mühendis,esnaf,anne,baba,evlât…Ne olursanız olun belki de evden son çıkış, son göz göze geliş,son sözler, son sarılış ya da son kalp kırış,aileye karşı tutumun sevap hanesine ya da vebal hanesine son işlenişi. Ardınızda bıraktığınız; sevgi dolu bir bakış, sıcacık bir kucaklayış,kalbi ısıtan bir cümle ise,ömür boyu geride kalana kocaman bir hasret bırakacağınız,dua ile anılacağınız garanti…Ammaaaa…Son kalp kırış, son soğuk bakış, son yükselen ses ve son kırgınlık ise?? Eskilerin deyimiyle; “gidipte dönmemek, dönüpte bulmamak var.”Bırakacağımız izi kendimiz seçiyoruz kısacası!
Babamı son bekleyişimde mutfak miss gibi keşkül kokuyordu. Ve onbeş yıldır o koku bir özlemin başlangıcı olduğundan olsa gerek,mutfağım artık öyle kokmuyor. Annem babamın ardından hâlâ bazı yemekleri, tatlıları yapmaya kıyamıyor. Göz yaşı hâlâ kurumadı,ilk günkü gibi dipdiri bir özlem var yüreğinde. Ilk zamanlar, “bir defa üzseydin de,belki böyle acımazdı canım” diye bir cümle kurdu gözyaşları ile…Elini tutup;”ne nasiplisin annem,ama bu özlem dinsin diye bu cümle haksızlık olmadı mı?Sadece özlem kaldı sana güzel anılarla. Ya bir de ‘Allah affetsin’ diyeceğin kırık bir hatıra kalsaydı?Öldüğüne değil hesabını nasıl verecek diye üzülmez miydin?” dedim…Sarıldık…
Hayat,insanın son nefesiyle/bıraktığı anılarla imza atıp geride bıraktığı bir kitap…”Ol” diyen o yüce Sultan,çabamıza göre kimi zaman olmazları oldurup ikram edecek, kimi zaman olur bu iş dediklerimizi vermeyerek başka hayırlar murat edecek, bir gün de bir “ol” emri ile sonlandıracak dünya sürgünümüzü…
Marifet “ol” emri gerçekleştiğinde kalp gamzelenerek mi anılacağız yoksa, konuşmaktan kaçınarak ‘Allah affetsin’ mi denilecek?
Ey olmazları olduran, olacakların önüne kudretiyle set çeken Allah’ım…Kulluğumuzun olmamış yanlarını olgunlaşır, hakkımızda vereceğin her hayra muhtacız. “Ol” deyip huzuruna aldığında “olmuş” birer kul olarak yüz akıyla huzurunda bulunmayı nasip eyle…(Amin)
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…