GÖRDÜĞÜN GİBİ DEĞİLDİR BELKİ!
“Göründüğü gibi olmayabilir,vardır bir hikmeti” diye bir cümle kurmayı öğrendiysek…Gücümüzü kullanıp, sonrasında Allah’a havale etmeyi,teslim olmayı yüreğimizle kabullendiysek dünyanın en konforlu alanına ulaşmışız demektir,Elhamdülillah…
“Olur derken olmayınca, vah deriz eyvah deriz
Hayır mı şer mi bilmeden ah deriz ahlar deriz”(M.Cihad)
Yaşanılan her olay,karşımıza çıkan her insan birşey öğretir dünya imtihanımızda…Bazen ne yapmamız gerektiğini/nasıl insan olmamız gerektiğini öğretir. Bazen de yapmamamız gerekeni ya da olmamamız gerekeni…Önemli olan olayın bütünlüğünü, derinliğini görebilmek, hikmete aralanan kapıya talip olmak…
Gelin bir hikâye ile örneklendirelim:
“Ata binmiş bir emîr, ağaç altında uyurken ağzına kara bir yılan giren bir kişi görür. Bunun üzerine uyuyan adamı kurtarmak için, bütün mahâretini kullanmaya başlar. Adama var gücü ile birkaç kamçı vurur. Adam, acıyla yerinden sıçrar ve dayak yediği emîrden kaçmaya başlar.
Emîr, adamın peşini bırakmaz, onu bir elma ağacının altında yakalar. Ağaçtan düşen çürük elmaları adama zorla yedirir. Bir taraftan da:
«–Ey dertli bîçâre, hepsini yiyeceksin! Bu çileye katlanacaksın!» der. Adamcağız ise, dehşet içinde:
«–Ey emîr! Ben sana ne yaptım? Bu zulmün sebebi ne? Canıma kastın varsa, bir kılıç vur da kanımı dök! Seni gördüğüm an, ne uğursuz bir zamanmış!.. Senin yüzünü görmeyenler ne bahtiyar insanlarmış!.. Ey Rabb’im, bu zâlimin cezâsını sen ver!..» diyerek lânetler yağdırır.
Fakat emîr, bu sözlere aldırmaz. Onu kamçılayıp koşturmaya devam eder.
Adamcağız, emîrin korkusundan ve kamçı acısından rüzgâr gibi koşmaya başlar. Artık adamcağızın yorgunluktan adım atacak tâkati kalmaz. Sıhhati bozulur, safrası kabarır ve kusmaya başlar.
Yediği her şey zoraki bir tazyikle ağzından çıkar. Nihâyet çürük elmalarla beraber, içindeki kara yılan da dışarı fırlayıverir.
Adamcağız, midesinden çıkan yılanın korkunçluğu karşısında dehşete kapılır. Derhal o sâlih emîrin önünde yerlere kapanır:
«–Hakîkaten sen, Cebrâil’in rahmeti gibi gelmişsin! Meğer benim velî-nîmetim olmuşsun! Seni gördüğüm zaman, ne mübârek zamanmış! Sen olmasaydın ben çoktan hazin bir şekilde ölmüş gitmiştim. Cehâlet ve gafletim, sana karşı ne kadar saçma-sapan sözler söyletti bana. Onlardan dolayı beni affet! Söylediklerimi gafletime ver!»” der.
Emîr de der ki:
«–Eğer ben o vakit, senin iç âlemindekilerden bir parça söyleseydim, ödün kopardı. Korku, seni helâk ederdi. Eğer sen, seni Cehennem’e sürüklemek isteyen o nefs canavarının mâhiyetini bilseydin, ne elma yemeye kuvvetin kalırdı, ne yol yürümeye, ne de kusarak o kara yılanı çıkarmaya…
Ben senden işittiğim uygunsuz sözlere sabrediyor, içimden de sürekli; «Yâ Rabbi! Yılanın çıkmasını kolaylaştır! Bu bîçâreyi halâs eyle!» diye duâ ediyordum. Sen bana acı şeyler de söylesen, benim gönlümdeki merhamet, seni o hâlde bırakmaya râzı olmadı. Çünkü benim fıtratım merhamet mayasıyla yoğrulmuştur.»” (islamveihsan.com dan alıntı)
Bazen göründüğü gibi değildir yaşananlar.Bu sebeple doğru/yanlış demeden anlamaya çalışmak, insana ikram edilen akıl nimetini kullanmak elzemdir.Olayın muhatabı iken,yaşadığımız anda kulluğumuza yakışanı yapmak gerekir.Herşeyin bir süresi vardır elbet ve önemli olan geçip gittiğinde ‘üzerime düşeni yaptım’ huzurunu hissetmektir.
Bazen soruyor gençler ya da hanımefendiler; “hocam biz yaptık üzerimize düşeni ama anlamadı”… Can yakan cinsten anlaşılmamak elbet.Ancak biz tam da buna “imtihan” diyoruz . Hatırda tutmak gerekir ki ; kul süreçten mes’uldür sonuçtan değil…Peygamberler dahi sonuca odaklı tebliğ yapmamıştır.Hz.İbrahim Kâbe’yi inşa ettiğinde Allah(c.c) “haydi davet et” emrini verince,”kimse yok Ya Rabbi” der ve “sen davet et,duyan elbet icabet edecektir” buyrulur.
Şu durumda “o anlamaz,bunu bilmez” demek yerine ihtiyaca binaen Allah rızası için adım atınca insanca ve kulca en çok yakışan neyse onu yapıp Allah’a güvenmek konfor alanı değil de nedir?
Yılan hikayesinde olduğu gibi,o an yapılacak en iyi şey panikletmeden içindeki yılanı çıkartmaktır.Fakat durum izah edilse korku sebebi olacağından, emir “benim için ne der?”kaygısına kapılmadan, yapılacak en iyi hamleleri ardı ardına yapar.Kulağı duyduğu kötü söze kapalıdır.Çünkü başardığında karşısındaki idrak edecektir.
Velhâsıl-ı kelâm;”elâlem ne der değil, el-Âlim ne der?” idrakinde olan kul,yapacağının en iyisini yapar ve Allah’a dayar sırtını. Kul sadece gözün gördüğüne değil, gönlün idrak ettiği hikmete talip oldukça güzelliklerin kapıları birbir açılır…
Gönenli Mehmed Efendi’nin duası ile bitirelim dostlar;
Allah’ım; hayırlar yaz başımıza, iyiler çıkar karşımıza…(Amin)