MÜSLÜMAN SKOLYOZU(!)



MÜSLÜMAN SKOLYOZU(!)

“Herkes sevdiğini, istediğini giyebilir ama ne olur bu tayt olayına bir ‘dur’ deyin artık. Hiç sevmiyorum. Tunikle giyilirse tamam ama öbür türlü çorapla sokakta dolaşan bir sürü hanımefendi görüyoruz. Bu hoş bir görüntü değil. Sevmiyorum, bu anlamda fikrimi saklayacak değilim. Görsellik devreye girince, yurt dışından gelen modayı çok yanlış uyguluyor insanımız.”

(Nükhet Duru)

”Nükhet Duru, “Vücudunuzu düşünün, ona göre giyinin” dedi. Ben de tayt giyiyorum ama 36 beden olmama rağmen üzerimde tunik oluyor. Kadın haklı! Sokakta gördüğümüz taytlar, evde çoluğun çocuğun, annenin babanın yanında bile giyilmez!”

(Muazzez Ersoy)

Toplumda iz bırakmış iki sanatçının açıklamalarına denk geldim.Ben deyince “yobaz” oluyorum , buyrunuz sahne kıyafetlerinde oldukça iddialı iki sanatçının sözleri…”Yurt dışından gelen moda” tabiri nokta atışı olmuş. Zira “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.” diyeceğim ama maalesef oldukça iyi satılıyor. Önceleri hayatı sadece kendi ailemiz ve çevremiz kadar sanmak büyük bir koruma kalkanıymış aslında. Sanal âlem dünyanın her köşesindeki hayatları gözler önüne serince, “böyle de olur Müslümanlığı” türedi. Sadece tayt değil, özellikle bu yıla damgasını vuran crop çılgınlığına ne demeli? Her gün daha fazla çıplaklığı moda olarak kabul ediyor ve acıdır ki alışıyoruz.

Israrla itiraz ettiğim şu; su gibi gençlerin art niyetli bakışlara yem ediliyor olmasını nasıl özgürlük diye kabul edebiliriz! Henüz ortaokul çağında, kadın olmanın ne olduğunu bilmeyen minicik yavrulara,moda sektörünün ve özgürlük uyuşturucusunun dayatılması ne kadar doğru? Torunu yaşındaki yavruya öyle(!) bakmak hangi insan yüreğine sığar?

Tabiri caizse modern cahiliye çağındayız. Cahiliye devrinde kölelerin belli olması adına belli oranda açık olması gerekirdi.İslâmiyet ile kölelik kaldırılmış ve tesettür ile korunma hakkı her Müslüman kadına verilmişti. Fakat iman etmeyenler,kölelere “sen örtünemezsin” deyip örtülerine saldırmışlardı.Şu durumda tesettüre saldırı da cahiliye âdeti desem yanlış olmaz.

Tayt rüzgârının esintilerini Müslüman gençlerde görmek daha da endişe verici.Tesettür ayetini tarlada çalıştıkları sırada duyan sahabe hanımlar, elbiselerinin fazla olan kısımlarını kopararak emre uymuştu.Eve gidelim,örtü bulalım demediler.Peki şimdi? Alta tayt,üzerine daracık bir penye,iç gösteren bir bluz,başa rastgele atılan ya da düzgün takılsa da saydamlığından içi görünen/enseyi-boynu ortada bırakan şallar…Bunun tesettür olduğuna kim inandırdı sizi cânım gençler? Tesettür ; setr etmek,korumak,gizlemek demek , unuttunuz mu? Bu tarz  neyi gizliyor olabilir ki?

Allah Resulü; “kıyafetler kıyafetlere benzeyeyince,kalpler de kalplere benzer” buyuruyor. O hâlde bu giyimin nesline, “tesettürünüzle (!) konser vermezsiniz, başım örtülü nasılsa deyip aklınıza gelen herşeyi yapamazsınız”ı nasıl anlatabiliriz ki?

28 Şubat süreciyle hayallerini erteleyenler,kozasından çıkmış kelebek misali Müslüman asaletini temsil ediyor mu?Yoksa  “Yasak kalktı ben de herşeyi yaparım” ya da “benim çocuklarım benim gibi mahrum kalmasın” diyerek,kimliğimizi mi unuttuk?Oysa biz herşeyi değil;  hayrı, doğruyu, güzeli ve Allah rızasına ulaştıracak olanı yapmaya talibiz.Son dönemlerde tesettürlü (!) genç kızların müzik koroları, müzikal değer eğitimleri gündeme geliyor. Helâl daire keyfe kâfidir ,uygun şartlarda hadi gençsiniz diyeceğim (fetvası bu değildir elbet) ama bunu halka açık alanlarda gözler önüne sermenin nasıl hayırlı bir yanı olabilir ki!! Gördüm, Allah hakkı için dile getirdim…Kendim kusursuz olduğumdan değil (kusur kula,af Yüce olana yaraşır),kaçtığımız kadarı kârdır diye…

Birbirimizin elinden tutmazsak kayıyor ayağımız Allah muhafaza! “Din nasihattir ” hadisi hep diri kalsın ki yüreğimizde, biri Allah için uyarınca nefsimizin çıkardığı tırnaklarla kanatmayalım yürekleri. Zaman zaman söylenilenler bulmuyor yerini,ama biz geri durmayıp söyleyeceğiz ve bana da söyleyen dostlarım olsun inşallah.

“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, Îmân 78. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17)

Elimizin en güçlü nimeti kalemimiz… Bazen de elinden tutup bizzat müdahale etmek gerekir.Dilimiz ; dosta acıyı tatlı söyleyebilen kıvamda … Ya kalbimiz ; o günaha dahi buğz ederek yorulsun istemem,kalp,merhamet etsin,sevsin,affetsin. Seneler önce bir cenazeye katıldım. Ev sahibi dışında kimseyi tanımıyorum. (Bizde elle düzeltmek, Allah için söylemek anneannem ve annemden genetik miras:)  )

Misafirlere çikolata ikram ediyor bir hanımefendi, teşekkür ettim, almadım. Yanımdaki hanımefendi elini uzattı,gördüm ki sol eli ve tam ağzına götürürken tuttum elini.O an öyle hızlı düşünceler akıyor ki zihnimden; “aferin Ayşenur Hanım, tutamadın kendini,inşallah bir tatsızlık çıkmaz ” diye dua halindeyim;

“Ablacığım, boş bulundunuz herhalde sol elinizle aldınız diye tuttum elinizi, hakkınızı helâl edin lütfen” dedim.Zira hadis zihnimin duvarlarında yankılanıyordu:

“Hiçbiriniz kesinlikle sol eliyle yiyip içmesin. Zira şeytan soluyla yer, soluyla içer.” (Müslim, Eşribe 107. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Et’ime 19; Tirmizî, Et’ime 6; İbni Mâce, Et’ime 8)

Ablada sağolsun tebessümle mukabelede bulundu. Din,hayat tarzıdır. Rasulullah’ın getirdiği Müslümanca duruşa ters düşen ne varsa, bizden/hayatımızdan/aklımızdan/kalbimizden uzak tutulmalı. Tayttan, croptan,tesettürden,sol elle yemeğe vardı konu…Konu şu aslında; feraset ve basiret noktasında bir donukluk yaşıyoruz.Ne bütünlüğünü ne de derinliğini anlamak istemez gibiyiz. Duruş bozukluğu var, skolyoz olmuş Müslümanlık! Oysa din sağlıktır,vakarlı duruştur, had aşımından uzak kalmaktır.  Hayatımız, kalbimiz,zihnimiz dağınık…Sen toparla,bize de toparlayacak iman gücü ikram eyle (Amin)

Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…