NEYE BENZİYORUZ!!
Rahmetli anneanneciğim “benzeye benzeye yaz,benzeye benzeye kış” derdi.Düşündüm camdan yağmuru izlerken…
Daha dün çok sıcak derken ,bugün kışa döndü mevsim.Önce pike yetmez oldu da,battaniye örttük üzerimize, derken yorgan…Ve yine bir döngü;yorgan çok geldi,battaniye yeter,pike olsun,off çok sıcak!
Mevsimler sırasını bilerek,üzerine düşeni yaparken bize de bir tefekkür sebebi oluyor. Yaz serinliği kışa,kışın sıcağı yaza benzeye benzeye …
İnsan da benzeye benzeye olur…Ama ne olur?Neye benzer?Benzemeli mi?
İnsan kimin yanındaysa mevsimi ona benzemeye başlıyor şüphesiz.Mevlâ yarattığı kulunu en iyi bildiği için;
“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun!” (et-Tevbe, 119)buyuruyor.
Etrafımızdaki dostumuzun ahvaline ayna oluyoruz farkında olmadan.Çok temizse temizlik yapmaya daha da vakit ayırır oluyoruz.Alışverişe düşkünse biz de eksiklerimizi görüp alışveriş derdine düşüyoruz vs.vs.vs…
Şu hâlde herkes hem etkiliyor birilerini, hem de etkileniyor birilerinden…
“Elbiseler elbiselere benzeyince, kalpler de kalplere benzemeye başlar.” (Vekî, Zühd, s. 597)
Efendimiz(S.A.V) bu uyarısını sadece kıyafetle sınırlamamak gerekir.Davranış,konuşma, güncel yaşam vs…Her konuda kişi kendine inandığı ölçülerde tutum çizmekle sorumludur.İnsanın üzerine olmayan dar bir kıyafetin içinde kendini huzursuz hissetmesi ya da büyük bir kıyafetin içinde kötü görünmesi de,olması gerekenden uzaktır.
Din,çoklu parçalardan oluşan bir yapboz gibidir diye sıkça tekrarlıyorum ya her fırsatta!Şimdi gündeme girecek malum yılbaşı üzerine uyarlayalım:
Kendi yapbozumun başında, ömür sermayem tükenmeden elimden geldiğince tamamlama çabası içindeyim. Namaz,tesettür,hoşgörü, oruç, affedicilik,nafile ibadet diye bir sürü parçayı doğru yere koymaya çalışırken, bir bakıyorum, yandaki adam da bir yapboz başında.Gözüm ilişiyor, “aa, ilginç ama farklı benimkimden,güzel de görünüyor sanki.Bakayım o elindeki ışıltılı parça ne?Dur ben de koyayım benim yapboza bundan bir tane!” deyip yılbaşı parçasını zorla hayatıma uydurmaya çalışmak!Oysa marifet, ömür bittiğinde kendi yapbozumun başında olmak ve elimde ona ait bir parça tutuyor olmak!
“Ne var ki canım ,biz sadece yeni yıl girdi diye seviniyoruz!” mu diyelim?Allah Rasulü (S.A.V) muharrem ayındaki orucumuzu dahi,Yahudilere benzemeyelim diye 9,10/10,11 ya da 9,10,11.günler de tutmamızı öğütlüyor.İbadet bile benzetilmekten uzak tutuluyor. Kutlamaya olan özenti ise,kandillerimiz,bayramlarımız hem maddi hem manevi şölen…Neyi neden yapmamız ve yapmamamız gerektiğini idrak etmek gerek.
Bu milâdi yılbaşında hiçbir Müslüman düşen bir yaprak muamelesinden fazlasını yapmasa meselâ! Harika olmaz mı?
Birkaç yıl önce çok bilindik bir kuruyemiş dükkânının önündeki sırada olanları bir esnaf hanım şöyle anlattı;
Öyle uzun kuyruk vardı ki,kuyruğun sonundaki adam çileden çıkmış vaziyette bağırıyordu;
-“Ya ne garipsiniz!Sizin değil benim bayramım bu,bırakın da ben rahat alışveriş yapayım. Siz Müslüman değil misiniz?”
Şu cümle kahrolmak için hepimize yetmez mi?
Yıllardır yılbaşı kutlanır mı, kutlanmaz mı tartışıyoruz. Sadece yılbaşı değil mevzu…İslâm’ın çizdiği tüm çizgilerin dışında kalan ne varsa hepsine set çekmek ve bundan kalbimizin razı olması…
Bakınız Hz.Ali ne diyor;
“Eğer din kişilerin mantığına göre olsaydı, buna ruhsat verilseydi, ben, mestlerin üstüne değil altına meshederdim. Ama Resûlullah (S.AV) Efendimiz giydiği mestlerin üzerini meshetmiştir, biz kişisel mantığımıza değil, Resûlullah’a (S.A.V) uyarız ve O’na uymakla emrolunmuşuzdur.” (Ebu Davud, Tahare 63, h.no: 162)
Emre itaat ve teslim olmak,nefsin asla istemediği birşey olmakla birlikte,maneviyatın ilerlemesi için önemli bir adımdır. Her dinin hatta dinsizliğin bile sınırları vardır. Ancak nedense hak ve son din İslâm olmasına rağmen, Müslümanlar hükmü kalkmış dinlerde ne arıyor olabilir?Siz hiç özendiği için Kurban Bayramı’nda dana kesen Hristiyan,Ramazan’da teravih kılmaya koşan Yahudi gördünüz mü? Ne komik değil mi? Ama ağaç süslemeyi marifet sayan,hindi pişirmeyi elit bulan,yılbaşı hediyeleri için çılgınca alışveriş yapan yazık ki
Müslümanımsılar(!) gördüm…Ve görmemek adına aralığın son onbeş gününde,çarşının göbeğinde olmama rağmen mecbur kalmadıkça ortada olmamaya özen gösteriyorum.
Burası imtihan alanı kıymetli dostlar…Herşey istediğimiz gibi olsaydı zaten cennet olurdu.Ve cennete talip isek,bugün sadece Allah için bazı şeylerden fedakârlık gerekir. Sevgi fedakârlık ister,ispat ister. Allah ve Rasulü’nü sevmenin ispatı da, razı olmayacakları herşeyden gönüllü ve şuurlu olarak uzak kalmaktır.
Razı olacağın yollarda gönüllü olarak yürüyecek iman gücü ikram eyle Allah’ım … (Amin)
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…