Anasayfa > Köşe Yazıları  >  Belgesel Tadında Ankara’da Devri Alem

Belgesel Tadında Ankara’da Devri Alem



Vefalı dost ve arkadaşlar çok önemli. Vefalı olmaya çok ihtiyaç var, insan vefalı olmalı. Vefa unutmamak ve hatırlamaktır.

Bizim gibi gazeteci ve belgeselciler, vefa ile ilgili yazılar yazıp belgeseller çekmeli…

Ankara’da vefalı iki gün geçirdim, vefalı dost ve arkadaşlarımız bizleri yalınız bırakmadı. Sakarya Meydan Muharebesi bölgesinde, şehitlerimize vefa borcumuzu ödemek için fidan diktikten sonra birçok dost ve arkadaşı ziyaret ettim. Pandemi günlerinde maske ve mesafeye uygun olsa da hasret giderdik.

Ankara Haymana’da Tarihin Vefa Töreni

Sakarya Meydan Muharebesi şehitleri için Haymana Mangal Dağı’nda fidan dikip, Fatiha okuduktan sonra Ankara’da vefalı dost ve arkadaşlarımızı ziyaret ederek, hasret giderdim.

Daha önce Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürü olan ve bugün Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü görevini yürüten Nurettin Taş ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz’ı makamında ziyaret ederek, Sakarya Meydan Muharebesi ile ilgili hazırladığım kitaplarımızı hediye ettik.

Başka dostlarıma ziyaretçilerle hatırlarını sordum. Pandemiden sonra Ankara’ya ikinci gidişimde, Ankara’da en çok sadece Gebze/Kocaeli değil tüm Türkiye’nin en önemli marka değeri olan Eskihisar Kalesi ve Osman Hamdi Müzesi’nin kültür tarihimize kazandırılması, korunması ve Osmanlı’nın devlet olmasını sağlayan meşhur Palekanon Savaşı’nın yapıldığı Eskihisar Kalesin’de bilimsel kazını yapılması için ilgili ve yetkililerle görüştüm. Ankara’da, her bakımdan faydalı ve güzel iki gün geçirdim. İki günde, belgesel tadında devri alem yapmış olduk.

***

Pandemi Günlerinde Tren Yolculuğu

Korona vebası hayatımızı etkilemeye devam ediyor. Hiçbir şeyin tadı tuzu yok. Geziler ve yolculuklar bile çile. Bir dostunuzu bile ziyaret ederken endişelisiniz, buna rağmen hayat devam ediyor.

Maske ve mesafeli olarak, belgesel tadında kar manzarası eşliğinde, Ankara’dan Gebze’ye Devri Alem Belgesel farkı ile sizleri yolculuğa çıkarıp, gezdirmek istiyorum. Birlikte Ankara’dan Gebze’ye hızlı trenle yolculuğa çıkıyoruz. Önce Ankara’dan kar manzaraları…

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır. Mart ayı yapacağını yaptı. Anadolu beyaz kar örtüsüne büründü. Sabah Ankara’da beyaz kar örtüsü ile uyandık. Ankara caddeleri ve ağaçlar rüya gibi beyazdı. Ankara’yı bu kadar güzel, ilk kez gördüm. Ankara’nın kar manzarasını gönlüme kaydettim.

Ankara’dan hızlı trenle, kar yağı ile uğurlandık. Eskişehir yolundaki kar manzarası muhteşem. Bilecik, Arifiye arası, göz ve gönül ziyafeti…

Sakarya Türküsü ve Geçmiş Anılar

Çocukluk ve gençlik yıllarımızda üstat Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü Şiiri ile büyüdük. Sakarya Türküsü bizlere huzur, mutluluk ve en önemlisi umut ve heyecan veriyordu.

Birçok insan, Sakarya Türküsü ile konuşuyor ve konferans veriyordu. Sakarya Türküsü bugün unutuldu, söylenmez oldu. Yeniden Sakarya Türküsünün mutluluk ve umuduna ihtiyacımız var. Gençlerimize, Sakarya Türküsü şiirinin ruhunu vermeliyiz. Korona vebası günlerinde buna çok ihtiyacımız var.

Trenin penceresinden Sakarya Nehri’nin karlı manzarasının seyri, doyumsuz güzellik sundu.

Sakarya Nehri ve etraftaki dağlar, beyazlıklar içinde dile gelip bize üstat Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsünü fısıldıyordu.

Trenin penceresinden muhteşem manzarayı seyrederken, gönülden okuduğum Sakarya Türküsünü sizlerle paylaşıyorum.

***

Sakarya Türküsü Şiiri

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.

Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?

Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda ne rütbe var ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;

Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu’nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşı ile ıslanmış hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;

Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

Belgesel Tadında Ankara’da Devri Alem

Belgesel Tadında Ankara’da Devri Alem

Belgesel Tadında Ankara’da Devri Alem

Belgesel Tadında Ankara’da Devri Alem


Sıradaki Habere Kaydır