Konuşmadan Önce…



Sözün gücü samimiyetindedir. Ne kadar içten söylendiği ve ne ifade etmek istediği önemlidir lakin etkisi karşı tarafın anlayabildiği kadardır.

İnsan ilişkilerine yön veren konuşmalar, söyleyenin farkındalık seviyesiyle doğru orantılı olmakla birlikte, amaca yönelik konuşmak ve konuşmayı nezaket çerçevesinde yürütmek olmazsa olmazımız. Aksi takdirde dilin kemiği yok deyip fütursuzca konuşmanın kimseye faydası yok.

Eğitimli insanların eğitimsiz insanlara göre konuşma dilinde daha üslup sahibi olması beklenilse de bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Çünkü kültür sadece okul sıralarında kazanılan bir şey değil. Yaşam kültürümüz, görgümüz konuşma dilimize de yansır.

Örneğin birinci derecede yakınlık duyduğumuz insanlarla konuşma üslubumuz farklı, sadece tanışıklığımızın olduğu ya da tanımadığımız insanlarla olan konuşmalarımız ise çok farklıdır. İçeriği belirleyen samimiyetin boyutudur.

Bugün gelinen noktada, özellikle gençler arasındaki konuşma dili tam bir felaket. Gençlere örnek teşkil edecek bazı yetişkinler ise gençleri de aratır cinsten. Konuşulan lisanı harap etmek bir yana dursun, saygı ve nezaketten eser yok. Peki ne yapacağız bu şekilde, nereye gidiyoruz ?

Örneğin; öfkelendiğinde ağzına geleni sayan insanın, daha sonrasına dair hiç mi bir fikri yoktur ! Bu sadece bir öfke kontrolsüzlüğü mü yoksa bedel ödemeyen insanın ego çıkartması mıdır ? Cevabı ne olursa olsun, onurlu insanlar için hiçbir şey eskisi gibi olmasa gerek. O yüzden kızgınlıkta da kırgınlıkta da sözün terazisini iyi tutmak gerek. Zira yıkıcı bir konuşmadan dönüş olmayacaktır. Özellikle de iletişimin devamlılığı söz konusu ise, iki düşünüp bir konuşmalı. Aksi takdirde her türlü kötü sözün sarf edilip sonra hiçbir şey olmamış gibi iletişime devam edilen ilişkilerde saygıdan, sevgiden ve bir seviyeden bahsetmek mümkün değil. Bu türlü ilişkiler katlanarak yürütülen ilişkilerdir ve muhakkak bir menfaate dayalıdır.

Hayatın o kadar muazzam bir adaleti var ki, dilimizde can bulan konuşmalar havada asılı kalır ve bir gün döner dolaşır kucağımıza düşer. Evet, dilin kemiği yok lakin kırılan kalbin de tamiri yok !

******

Hayatta öyle anlar var ki, sizin bütün negatif enerjinizi, yorgunluğunuzu alıp götürür. Geçenlerde tanık olduğum küçücük bir an bana kendimi böyle hissettirdi. İlkokul çağındaki küçük bir kız çocuğunun uyuyan yavru bir kedinin üzerini yaprakla örttüğünü gördüm ve hemen nedenini sordum. “Yattığı yere güneş vuruyor, sıcaklamasın diye örttüm” dedi. Boğazım düğümlendi ve sadece “İyi ki dünyaya gelmişsin” diyebildim. İşte dünyayı bu güzellikler kurtaracak.

******

Bi’Mola vermek isteyenler için, Cemil Meriç’ten “ Bu Ülke “ okumaya değer.