Neler Oluyor ?



Sözün mü gücü ağırdır yoksa yazının mı … diye düşünürken buldum kendimi. Hangisi daha etkilidir insan ilişkilerinde diye baktığımızda, sanırım yeri ve zamanına göre değişmekle birlikte yazının kalıcı olmak gibi bir ayrıcalığı var. Lakin farklı ya da yanlış anlaşılmaya daha müsait bir kayıt. Zira okuyucu, yazıyı okurken yazının mana derinliğine kendi yorumunu da katacaktır. Nereden çıktı şimdi bu konu ?

Telefonda kısa mesaj yazışmalarında yanlış anlaşılmanın sonucunu yaşamış biri olarak, ufak çaplı yaşadığım birkaç örnek bana, mühim konularda yazarken ne kadar dikkat etmek gerektiğini hatırlattı. Hatta önemli konularda yazmak yerine, yüz yüze iletişimi tercih ettim, eğer bu mümkün değilse telefon ile paylaşım yoluna gittim. Bir musibet bin nasihatten iyidir öyle değil mi ! Ak derken, kara demekle suçlanan taraf olarak bulabilirsiniz kendinizi.

Kamuya açık paylaşımlarda bulunurken ise risk faktörleri daha fazla. Zira yazının içeriğine dair olan mesaj, yanlış adreslerde yankı bulabilir ya da adrese yanlış ulaşabilir. Bu konuda önemli olan nokta ise, yazan şahısla ilgili olarak sahip olduğumuz görüşümüz ve hüsnü zannımızdır. O ana kadarki kanaatimiz, yazıyı okurken ki algılayışımızı ve kanaatimizi de etkileyecektir.

Birebir insan ilişkilerimizde de böyle değil midir ? Kendisini tanıyıp bildiğimiz ve niyetinden emin olduğumuz insanın ufak tefek dil sürçmelerine ya da üslup farklılığına takılır mıyız ? Hayır. Çünkü biz biliriz ki niyet halistir. Velev ki yanlış bir üslup ve dil de tercih edilmiş olsun, “insan olmanın aksaklıkları”, der geçeriz.

Özellikle uzun yıllar hukukumuzun olduğu insanlarla olan paylaşımlarda hoşgörü ve tolerans limiti geniş olur. Yoldaş olmanın gereği de budur. Hatta bu yoldaşlık öyle anlık cereyan eden fırtınalardan da etkilenmez. Zira talip olunan şey, hem dünya hem ahiret yoldaşlığıdır.

Buradan devamla, son dönem gündem olan bir köşe yazısının (A.Dilipak) yankısı hala sürmekte. İbretle seyrediyorum. Kolektif bir tutumun sergilendiği süreçte, yazıyı kaleme alan şahıs, can havli ile kendini tekrar ve tekrar ifade etme gereği duyuyor. Sanki bu camiaya daha dün dahil olmuş yeni yetme biri gibi niyetini izah etme gayretinde. Kaldı ki yazının içeriğinin ve amacının kamuoyunda yer aldığı gibi olmadığını belirtmiş ve mevzuyu detaylandırmıştır. Fakat görünen o ki, açıklamalar kabul görmüyor. Birileri ateşi harlamakta. Peki böyle mi oluyor bu işler ? Birlikte yürünen onca yolun yorgunluğu bu günler için miydi ? Öküz altında buzağı aranacak sığlıkta bir hukuk mu vardı arada !

Gösterilen kolektif tepkinin nedeni sorgulanmalı. Yazıdaki değerlendirmenin hedefi aslında kimler, cevap kimlerden geliyor ? Acaba tepkinin altında yatan sebep, “hayır bizim içimizde bir ayrılık yok” merkezli mi, yoksa “evet var ise de kullanılan tanımlamayı kabul etmiyoruz” mu ? Yazının içeriği genel olarak bir değerlendirme ve eleştiri, katılırsınız veya katılmazsınız. Kaldı ki sayın Dilipak’ın bugüne kadar benzer başka yazıları da vardır.

Yazı da kullanılan fa…e tanımlaması hoş olmasa da- ki bu eleştirilebilir, başkaları tarafından da bu ve benzerleri gibi kullanımlara dair bugüne kadar toplu bir tutum sergilendi mi acaba ? Gösterilen tepkinin sebebi görünen sebep midir ?

 Ne taraf olma niyetim var ne de siyaset yapma. Yazarın katıldığım görüşleri olmakla birlikte, katılmadığım görüşleri de vardır. Sadece uzaktan şöyle bir baktığımda tablonun bana düşündürdüklerini paylaşmak istedim. Her görüşü okuyan ve takip eden biri olarak, son tahlilde sayın Dilipak’a olan tepkinin dozunu yersiz buldum. Eleştir, kına vs… ama bu ölçekte bir tepki insana “Neler oluyor “ dedirtir.