KALBİMİN FISILTISI



Halife Harun Reşit veziri ile tebdil-i kıyafet düşer yollara.Halkı ne durumda görmek ister.Bir süre yürüdükten sonra karşısına hurma ağacı fideleri eken bir ihtiyar çıkar.İçinden ;

-“Ne de uzun emelleri var bu ihtiyarın” diye geçer.

-“Selamun aleyküm amca.”

-“Aleyküm selâm evlât.”

-“Ne yapıyorsun böyle?

-“Hurma ağacı olacaklar inşallah. “

-“İyi de sen bunların meyve verdiğini görecek misin ki?”

-“Bak evlât!Şu arkamdaki kocaman hurma ağaçlarını benim dedelerim ekmiş,ben meyveleini yedim şükür.Şimdi benim ektiklerimi de inşallah torunlarım yer.”

Cevap Harun Reşid’in çok hoşuna gider. Bir kese altın çıkarıp verir ihtiyara. İhtiyar;

-“Ya Rabbi!Sen ne büyüksün.Fideler meyvesini hemen verdi” der.

Bunun üzerine eline bir kese daha verir vezir .İhtiyar arkalarından bakarken “hem de iki defa ” diye usulca konuşur kendi kendine.

……

İnsanız,bazen yoruluruz,motivasyonumuz zayıflar. İşte tam da o anda aklıma düşer bu hikâye. Şu üç günlük dünyada vazgeçmek için yaşamıyoruz elbet. İnsan olmanın en tatlı yanıdır sevdiklerini düşünerek çabalamak.Son zamanların modası; “kendini önemse,önce sen,senin mutluluğun” gibi cümleler. Ancak bunu da yetersiz bir bakış açısıyla değerlendiriyoruz sanki!

Örneğin; duanın adabı, önce kendin sonra Ümmet-i Muhammed içindir. Ama burada maksat güzellikler önce benim olsun değildir.”Allah’ım beni affet” derken acziyeti itiraf vardır. “Ben kusursuz değilim,beni affet”. gerçeği ile yüzleşmek vardır.

Sadece “ben” demeyi öğreten sistem,insanları yoruyor.Oysa güzellik olsun da,suya atılan taş misali halkaları hepimizi sarar fikrini unutuyorlar.

“Annem üzülmesin,eşim kırılmasın,çocuğum mutlu olsun,komşum rahatsız olmasın,akraba ziyaretini aksatmayayım” gibi insanî hassasiyetleri yük kabul ettirmeyi başardılar sanki.”Sen ne istiyorsun,kurtul yüklerinden ” derken; kalbi bağları zayıflayan,resmi ilişkilerin soğuğuyla üşüdüğümüz günlere vardık sonunda.

Evet kendini önemse; kendi kulluk gücünün farkında olmayan insan, insanlığın selâmeti için yapacaklarını göremez.

Evet kendin tebessüm et ki; çevrene “tebessüm sadakadır”hadisinin güzelliğini ikram et.

Evet önce kendin affet ki; affetmeyi umut ederek hoşgörü denilen mücevheri tak yüreğine.

Evet önce sen mutlu ol ki; nasıl mutlu olunacağına dair güzellikler sun çevrene.

Evet önce sen arayıp sor dostunu ki; vefânın muazzamlığı yürekleri ısıtsın.

Evet önce sen abdest almaya koş ki; “haydi namaza” diye hayra davet eden eş,arkadaş,dost ol.

Evet önce sen tıkla dostunun kapısını ki; Ebubekirce bir güzellik asırlar sonra nasıl dipdiri kalır öğren.

Önce sen, evet önce sen!

Bencilce değil,kulca,insanca…Kendin için değil,dünya ve gelecek için en çokta ebediyet için hayır tohumları ekilsin.

Çiçeklendiğini görmek değil maksat,nefes alınan sürede tohumları ekme çabası sadece.Çiçekler elbet açar bir gün ,meyve verir kocaman ağaç. Bu dünyada göremesekte ebediyette elbette!

İyilikler de kötülükler de sirayet eder hayatımıza. Bir gün Hz.Ömer bir koyunu kesip asar ayağından şehrin meydanına.Malûm sıcak iklim!Sineklenmeye,kokmaya başlar bir süre sonra. İlkten kimse ses çıkarmaz.Ancak koku artınca sesler yükselmeye başlar;

-“Ey Emir’el Mü’minin! Kokudan rahatsız olduk neden kaldırmıyorsun bunu?”

-“Gördünüz mü her koyun kendi bacağından asılmıyor.Bir kötülük varsa hepimize zararı olur” buyurur.

Hâsılı kelâm; varsa bir güzellik her birimizden bir parçanın tesiriyledir.Varsa bir sıkıntı,herbirimizin eksiklerinin yansımasıdır.

Öyleyse;aileye,topluma,çalışma ortamımıza,yaşadığımız çevreye,bulunduğumuz her sosyal alana aidiyet hissetmek gerek.İnsan ait olduğu yerde seve seve üstlenir sorumluluğunu.Iyi de nasıl?

Kalbinizi dinleyin,o fısıldar emin olun.Kalbiniz ile ruhunuzun bağlarının zayıflamasına müsade etmeyiniz dostlar.Gelin size sırrını söyleyeyim:

Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.(Rad süresi/28)

Baki hürmet ve dua ile efendim…