AĞZIMDA BİR DAMLA SU



Aşırı öksürük,halsizlik,renginin bozukluğu sebebiyle doktora gitmek zorunda kalmıştı. Ne diyeceğini biliyordu aslında!
-“… Bey,şu zıkkımı içmeye devam ederseniz ciğerleriniz tükenecek,
öleceksiniz!”
Yarı mahcup,azarlanmış çocuk edasıyla çıktı odadan.Haklıydı doktor!
…..
Aldığı arsa boş boş dursa mıydı yani?”En iyisi şöyle birkaç katlı apartman yapalım da gelir getirir” diye düşünerek müteahhit beyle mühendis beyi kapıp getirdi arsasına.Birbir dizdi hayallerini.Aslında çok emin değildi,çünkü önceden yapılan zemin analizi pek iç açıcı değildi.
-“Aman …Bey!Buraya bina olmaz.Dolgu toprak buralar,zemin yapı için uygun değil.Allah muhafaza insan hayatını tehlikeye atmak olur bu!”
Memnun olmadı cevaptan ama haklılardı!
…..
Öğretmeni ;
-“Bu performansla sınavı kazanman mümkün değil” demişti. Kırılmıştı ama zaman vardı hâlâ çalışırsa başarırdı. 
…..
Arkadaşı;
-“Sen kilo mu aldın?”
-“Ayyy,ben de diyete başlayacaktım zaten!”
……

İşinin ehli söyleyince,başımızın üzerine diyoruz elbette.Peki ya hadisle,ayetle konuşunca “aaa!bu hocalar da dinden soğutuyor adamı” derken çifte standart yaptığımızın farkında mıyız?

Belirtmek isterim ki;
“Müslüman’ım,iman ettim” diyorsak seçerek,işimize geleni kabul edemeyiz. Gelen emirlerin tamamı dini oluşturur. 

Şu hâlde geliniz hatırlayalım bir hadis-i şerifi ve bakalım hâlimize.Bakalım ki,düzeltecek fırsat kapılarına yönelelim,nefes tükenmeden…

Abdullah bin Ömer(r.a) şöyle der:
Rasulullah (S.A.V) bize yönelerek şöyle buyurdu:
-“Ey Muhâcirler cemaati!Beş şey vardır ki,onlarla mübtelâ olduğunuzda,ben sizin o şeylere erişmenizden Allah’a sığınırım. 
Onlar şunlardır:
1)Bir milletin içinde zina,fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde,mutlaka içlerinde vebâ hastalığı ve onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır. 

2)Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet,mutlaka kıtlık,geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılır. 

3)Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet mutlaka yağmurdan mahrum bırakılır (kuraklıkla cezalandırılır) ve hayvanlar olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.

4)Allah’ın ahdini(emirlerini) ve Rasulü’nün ahdini(yaptığı anlaşmaları ve sünnetini) terk eden her milletin başına,Allah mutlaka kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindekilerin bir kısmını alır. 

5)İdarecileri Allah’ın kitabı ile amel etmeyip,indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allah onların hesabını kendi aralarında görür (fitne,fesat ve anarşi belâsına mâruz kalırlar. )
……
(Gelen sıkıntılarda bizden kaynaklı olan her ne günahımız varsa affet Allah’ım ve bir daha aynı hataya düşürme AMİN!)
…..

“Aaa,AyşenurHanım!Dinden soğutunuz” diyesiniz diye hatırlamadık elbette hadis-i şerifi. Hadis ve ayetlerin sınırları Müslüman’ı bağlar. Yani din/inanç algısı olmayana değil hatırlatma! Ancak aynı dine mensub isek,”din nasihattir” hadisi gereğince birbirimizin elinden tutalım istedim.Hatırlayalım ki, “korku filmi” gibi dediğimiz şu günlerin selâmete çıkması için ne yapabileceğimizin farkına varalım.

Ciğerlerimiz yanıyor günlerdir. Zümrüt gibi ışıltısıyla ruhumuzun mücevherleri olan ormanlarımız!!!
Öyle tedirgin bir bekleyişe düştük ki! “Artık bitti yangın” müjdesi bekliyoruz.Hamdolsun gece saatlerinde başlayan yağmur,umut oldu.Bir yandan da duamız “Rabbim bereketle ikram et,afattan koru!”

Balkondan yağmuru izlerken,bir an gözüm karşı cama ilişti. Ağacın cama düşen yansıması bir an panikletti.”Ateş!!!” dedim.Hangi ağaçtı yanan? Paniğim saniyeler sürdü belki ama kalbim ağzımdaydı sanki.Sokak lâmbası,yağmurla ıslanan yapraklarda sarı sarı ışıldıyordu,yansıma bir an ateş algısı uyandırıyordu. İhtimali bile can yakmaya yetmişti. Ya yangın bölgesindekilerin ızdırabı??

Yanan bizim ciğerlerimiz!Nerede olursa olsun kıyamayız zaten biz!Merhamet bizim temelimiz,şefkat,yardım,vefa…Ormanlar,içindeki mahlukat,yanan yuvalar,perişan olan aileler…

Gün yardımlaşma günüyken,ideilojimizi,siyasî görüşümüzü yarıştırmaktan geri duramadık yine!

Oysa İbrahim(a.s)’a ateş hazırlandığında ,minicik bir karınca canhıraş koşuyordu meydanda.Ağzındaki bir zerre suyla söner miydi koca ateş?Bir derdi vardı karıncanın! 
“Zalimin zulmüne karşı,tarafım belli olsun! “

Öte yandan bir yılanın da üfleyişi vardı ateşe. Ateş güçlensin diye! Onun da tarafı belliydi işte!

İnsan ya hakkı haykırır, ya da yalanın sesi olur.İyi/kötü,güzel/çirkin,doğru/yanlış…Seçenek hep iki tanedir aslında,üçüncüsü yoktur.Var gibi görünen de kafa karıştırmaktan başka işe yaramaz zaten! 

Hangi fikre,hangi ideolojiye,hangi inanca,hangi siyasî duruşa sahip olursanız olun acının dili aynıdır. Yaraların sarılacağı zamanda çekişmek sadece  zarar verenin ekmeğine yağ sürmek olur.

Hepimizin derdi vatansa,âşıksak şehit kanları ile sulanmış bu kutsal topraklara,fayda sağlayacak güzellik tohumları ekecek cengaverler olmalıyız. Olalım ki,önce ruhumuzun ormanları yeşersin. Sınırımız edep,saygı olursa,ezmek yerine, yaşayarak örnek olabilirsek işte o gün huzura açılır kapılar…

Ağzında bir yudum suyla ateşe yürüyen güzel yüreklere selâm olsun…