ZOR!



Otobüste istemeden iki genç kızın konuşmasına kulak misafiri olduk gayri ihtiyarî,yüksek sesten olsa gerek!

“Âdetler, gelenekler zorlaştırıyor hayatı” dedi şikâyetlenerek.

Sahi âdetler hayatı zorlaştırmak için mi var?Bir düğün hazırlığı hikâyesiydi bahsettikleri.Örneğin; kına gecesinin şatafatı yorucu geliyorsa,düşünelim üzerine biraz.Bir organizasyon şirketi,dans dersleri,bilmem kaç kişilik organizasyon,8/10 tane kıyafet,hediyelikler olmazsa olmaz mı yani?İslâm kültürünün vazgeçilmezi mi,Türk kültürünün mü?Yoksa lükslerle kendini,Rabbini unutan nefsin tantanası mı bunlar?

Çeyiz serme hikâyesi…Bir kısmı için gösteriş fırsatı,bir kısmı için de avam bir âdet! Oysa,yakın dostlar görmeye gelince,ihtiyaç olan bir parça varsa onu düğün hediyesi olarak getirir.Makbul bir hediye ve destek amacı taşır. Artık madden eksiksiz girilen evler olsa da,ruhu yok sanki!

Düğün öncesi,nikâh merasimleri moda bir de…Ayrı bir hazırlık,en yakın arkadaşların olduğu,ama kimi zaman anne/babanın dahi bulunmadığı,davet edilmediği nikâhlar!!!Bu nerenin âdeti ola?

Düğün yemeği (velîme) sünnettir örneğin. Efendimiz tavsiye etmiştir. Her aile imkânı nispetinde bu ikramı yapar.Aile büyüklerinin duasından uzak,sadece gelin ve damadın arkadaşlarının bulunduğu bu yemek,sünnet sevabına vesile olur mu acaba??

Meselâ,bayram ziyaretlerimiz var,sıla-i rahim sevabına vesile olan.Ama gençlere göre “büyükler çok soruyor,canımız sıkılıyor! ” Peki madden/manen daralınca o büyüklere “amann” deyip koşmuyor muyuz?Büyük sorar,sormalı elbet ki gence tecrübesiyle faydalı olsun.”Din nasihattir” hadisi gereğince birbirimize hayrı tavsiye edelim.

“Bebek büyüten annelere çok müdahale ediliyor” konusu çokça çıkıyor karşımıza. (Aslında başkaları ile ilgili algımız çok açık ve hep söyleyeceklerimiz var) Acaba duyduklarından biri lâzım olur mu diye dinleyen kaç genç anne var?Kimse hayatımıza lâf olsun diye girmez şüphesiz. Kimi güzel bir rol model olur,hayran bırakır. Kimi de ne olmamamız gerektiğini gösterir.

Yaşanan her olaydan “ne öğrendim?” diye sorup,öğrendiğimizi hayatımıza ekleyerek yaşamak ne büyük zenginliktir.Ancak herkesin aklı kendine yetiyor,herkes biliyor,herkes okuyor. Peki icraat ne boyutta buna bakmalı.

İnsan “insan-ı kâmil olma” yolcusudur.Önce öğrenir,sonra öğrendiklerini icraate döker ve yol sonlanana kadar yolculuk devam eder.

Âdetler zorlaştırmak için değildir elbette!Toplumsal bağları güçlü tutmaktır maksat. Türk-İslâm kültürüyle harmanlanmıştır bizim geleneklerimiz ve büyükler baştacıdır.Ya da baştacı mıdır!!!Ne dersiniz?Yoksa madden destek olsunlar,sonra gölge etmesinler başka ihsan istemez miyiz !!! Oysa bizi büyütürken onlar gençliklerinin en güzel yıllarını bize vakfetmişken,yaşlılık yıllarında istedikleri sadece saygı ve güleryüz! Çok mu yani?

İlginçtir ki,aileyi,geleneği,kültürümüzü yok sayan entelektüel nesil(!) “en iyi,en başarılı,en muhteşem,en akıllı,en en en…” çocuğu kendi çocuğu sanarak adımlıyor hayatı.Peki kendisi en iyi evlât olmak için ne yapmıştı da “en iyisini” bekliyordu dersiniz?

“İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?” [Rahmân sûresi (55), 60] buyuruyor Rabbimiz.Öyleyse iyiliğin karşılığı iyilik,vefanın karşılığı vefa,saygının karşılığı saygı diye uzar liste.Ve aynı zamanda vefasızlığın karşılığı vefasızlık,kabalığın karşılığı kabalık…

Beklediğimiz şeyin ta kendisi olmayı ne zaman öğreneceğiz dostlar?

En iyiyi aramak yerine,en iyi olmak için çabalamayı ne zaman başaracağız?

Ahh şu hayatı zorlaştıran âdetler öyle mi?Cenaze evinin acısında,elinde yemek tenceresi ile koşan komşu hayatı zorlaştırıyor mu yani?Şimdi ölen komşuyu tanımıyoruz desem mübalağa etmiş sayılmam!

Kız isteme merasiminde “evlâtlar değerlimiz” mesajı verilmiyor mu meselâ?Bunun yerine “biz evlendiiiikk!” diye ortaya çıkan gençler,aile kavramını unutarak aile oluyor,ne büyük çelişki!!

Bayram ziyaretlerimiz kısa da olsa akraba ziyareti sevabı,tatlı anılara kapı aralıyor.Aaa pardon,büyükler çok soruyordu değil mi??

Asker uğurlamak,bebek tebriği,geçmiş olsun ziyareti,ev kutlaması ve diğerleri…Her birinin amacı can cana olmak,sevinci çoğaltmak,hüznü dağıtmak,vefayı tanımak…

Herkes yüklediği manayı yaşıyor. Takın gözünüze doğru gözlüğü dostlar! Baktığınız her olayın güzelliğini,her insanın hayranlık uyandıran yanını,yaşanan zorluğun öğrettiğini görün. Aksaklık gördüğünüz zaman da ruhunuzun tamircisi olun.”Nasıl düzeltebilirim?” derdine düşün.

Hayat ne kırgınlığın,ne de  kızgınlığın süreceği  kadar uzun değil. Bu duygularla yok olacak kadar değersiz değil!

Öyleyse uzun süredir aramadığınız dostu,kırıldığınız akrabayı,gönlünü almayı ihmal ettiğiniz anne/babanızı arama vakti.Bir telefon kadar yakınınızda güzelliğin tohumu.Kin ve öfkenin yaktığı yaktığı kalp ormanı,affın tohumuyla can bulsun.Affetmek hem geleneğimiz,hem inandım diyen mü’minin vazifesidir.

“Muhakkak ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. ” diyerek gönlümüze ferahlık tohumu eken Rabbimiz’e sonsuz şükürler olsun.

Baki hürmet ve dua ile…