BEDAVA ÖZGÜVEN VE ÖRDEK SENDROMU



Değerli okuyucularım, öncelikle tanıdığım tanımadığım tüm okuyucularıma teşekkür ediyorum. Çok güzel dönütler alıyorum sizlerden. Yaptığınız geri bildirimleriniz yazmaya olan ilgimi her geçen gün artırıyor. İyi ki varsınız…

            Bir önceki yazımızda’’ Empati yapıp özgüveni anlayalım’’ derken özgüvenle ilgili konuya giriş yapıp, özgüvenin ne olduğu ve ne olmadığı konuları üzerinde durmuştuk. Bugün de bedava özgüven mevzusuyla başlayıp, ördek sendromu ve sizlerden bana ulaşan soru ve görüşlerinize kısaca değinip bugünkü yazımızı tamamlamış olacağım.

Bedava özgüven

 Yazdığım başlıktan da anladığınızı umuyorum. Efendim, boş teneke çok tangırır/tangırdar diye bir atasözümüz vardı aklıma geldi yazarken. Kulaktan dolma, yarım yamalak bilgisi olanlar ön plana çıkabilmek veya egosuna tavan yaptırmak için çok konuşabiliyorlar.(*) Gösteriş yapabilmek için her lafın arasına girmek, etrafındakileri rahatsız etmek zannımca sizin de beğendiğiniz insani özellikler olmasa gerektir diye düşünüyorum. Yani sosyal dediğimiz, ağzı laf yapar dediğimiz, süper konuşur dediğimiz bazı insanlar aslında boş teneke gibidir bana göre. Ama her ne hikmetse bu tip insanların çok özgüvenli olduğu, çok girişken olduğu düşünülebiliyor. Bana sorarsanız değil.

 Bir de belki diğer uçta yer alan, ağzı var dili yok diye tabir edilen insanlar vardır. Sakin, kimseye zararı olmayan, derdini anlatmayan/anlatamayan insanlar iyi gibi görünür. Hayır diyemeyen insanlar, hayatını başkalarını mutlu etmeye adamış insanlar iyi gibi görünür. Hiç kimse bu tarz insanların kendi iç dünyasında neler yaşadığını bilemez. Oysa bu iyi dediğimiz insanlar hiç de özgüveni olan insanlar değildir. Mutsuzdurlar. Sabah, güneşin doğması onlar için önemli değildir. Ya da gece onlar için bir dinlenme zamanı değildir, yatıp uyuyamazlar. Zamanla yaşam biçimi haline getirdikleri hayatlarından kendilerinin dışında herkes memnundur.

Peki öyleyse…

 Sağlıklı bir özgüvenden bahsedebilmemiz için yapılması gerekenler mutlaka vardır.

 Neler mi?

Kişisel gelişimi ön planda tutmakla yani ben biliyorum her şeyi demeyip kendi gelişimi adına okuyarak(şu anda yaptığınız gibi),

Güçlü ve zayıf yönlerinizi fark edip zayıf bulduğunuz yanlarınızı güçlendirerek,

Soru sorarak, merak ederek, eğrisini doğrusunu öğrenerek,

Uzmanlardan yardım alarak,

Kendinle ilgili özeleştiriyi devam ettirerek,

Mantıklı, tutarlı bir insan olarak,

Problem çözme becerinizi artırarak,

Başarısızlıklardan ders çıkarıp çalışmayı sürdürerek,

Olayları kendimize göre yorumlamayarak yani olanı olduğu gibi anlamayı sürdürerek,

Her zaman çevremizde felaket tellallarının olacağını kabul edip bunlara yüz vermeyerek,

Çocukluğumuzdan itibaren duygularımıza yerleşmiş olan olumsuz bilinç altı inançlarımızı olumluya çevirerek(yaşam sürecinde salak olduğumuzu, geri zekalı olduğumuzu, tembel olduğumuzu söyleyenler olmuştur mesela),

Rahat olarak, kendini kendinle kıyaslayarak ya da başkalarıyla kıyaslamayarak adeta kendinle yarışarak,

Sadece başarıya odaklanmayarak, çalışmaya odaklanarak,

Kendi gerçeklerini göz ardı etmeyip sende olanı gerçekleştirmeye çalışarak, örneğin sesin yoksa ya da yeterli değilse ses sanatçısı olmaya kalkmayarak,

Sürekli başaracaklarımıza bakmayarak, bazen başardıklarımızı da görerek,

Ve hayata dair gerektiğinde bazı riskleri alıp başarısız olmaktan korkmayarak…

Efendim bu liste alır başını gider.

Galiba yapılabilecekler anlaşılmıştır.

Gelelim ördek sendromuna.

 Şimdi günümüz bilgi ve dijital çağında özgüveni olumsuz etkileyen bir yanılsamayı da dikkatlerinize arz etmek istiyorum.

 Hani’’ uzaktan davulun sesi hoş gelir’’, ya da ‘’dışı seni yakar içi beni’’ türünden atasözlerimiz vardır. Bu sözlerin hiç eskidiğini düşünmüyorum. Başka insanların bizden daha iyi yaşadıklarını düşünmeye eğilimliyiz. Kimse facebook, instagram gibi sanal ortamlarda ne kadar çalıştığını, ne çileler çektiğini görüntülemiyor. En mutlu olduğu anları paylaşıyor. Peki kimi tanıdığımız, kimi tanıdık olmayan bu insanlar gerçekten göründüğü kadar çalışkan, huzurlu, kusursuz, maddi sorunları olmayan, yaşam sevinciyle dolu mu?

Stanford üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada öğrencilerin yaşadığı zorlukları tanımlamak amacıyla ördek sendromu diye bir kavram ortaya atılmış. Bilirsiniz ördekler suyun üzerinde dans eder gibi yüzerler. İzlerken hayran kalırsınız. Ancak suyun altında gerçekleşen perdeli ayaklarıyla verdiği mücadeleyi göremeyiz.(**)

Mesela şu anda okuduğunuz bu yazıyı yazabilmek için benim kaç tane kitap okuduğumu, bazen duruş bozukluğu nedeniyle sırtımın, boynumun ağrısından duramadığımı, tüm bunlar için ne kadar zaman ve para harcadığımı, kaç saat ders çalıştığımı vs… bilebilecek olan var mı?

Kısaca diyorum ki her insan kendi iç dünyasını bilir. Kendi zorluklarını bilir. O halde kendi dünyamıza ve emeğimize saygısızlık yapmak, suyun üstündeki ördek misali süzülen yaşamlara öykünmek, kendi mücadelemizi ve başardıklarımızı görmemek özgüvenimizin neresinden bakmak olabilir?

 Yani insanlar çeşitli kaygı ve mutsuzluklarını gizleyip, dışarıdan bakıldığında mutlu- sakin görünerek nasıl başarılı oldukları çelişkisi ördek sendromuyla açıklanıyor.

Özgüvensiz, mücadelesiz, hiçbir gayret ve çaba göstermeden, kısa yoldan köşeyi dönerek,  hiçbir riske girmeden mutluluk paylaşımı eğer bizi yanıltıyorsa, özgüvenli bir insan ve toplum olmamızın önündeki en büyük engeldir diye düşünüyorum.

Sizden gelen soru ve görüşlerle ilgili birkaç noktanın altını çizmek gerekiyor.

Birincisi, ilk yazılarımda belirttiğim üzere Dr. Ünvanı görünce her türlü rahatsızlıklarla ilgili yazabiliyorsunuz. Bende sizleri hastanelerimizin ilgili servislerine gitmeniz gerektiği konusunda bilgilendiriyorum. Efendim, biliyorsunuz rahatsızlıklar konusunda teşhis ve tedavi yetkisi Tıp doktorlarına verilmiştir. Bu nedenle hastaneye gitmeniz gerektiğini yazıyorum. Başımdan savmak için değil.

İkincisi, bilim alanında doktora çalışmaları yapılabilmektedir. Benim yaptığım gibi. Örneğin ilahiyatta, edebiyatta, eğitimde, psikolojide, müzikte yani çeşitli alanlarda meslekte derinleşebilmek için yüksek lisans ve doktora yapılabilmektedir. Bende kendi alanım doğrultusunda kendimi yetiştirebilmek için çalışmalarda bulundum. Dolayısıyla daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi Pedagojide, psikolojide, klinik psikolojide, klinik refleksolojide, aile danışmanlığında bilgi ve tecrübelerimi paylaşıyorum. Haftaya detaylı bir şekilde sorular yöneltebileceğiniz konu başlıklarının hepsini yazacağım.

Acizane önerim;

Birincisi, özgüveni kazanma anlamında kendimizle ilgilenelim. Kendi hayatımızı önemseyelim. Huzur da, mutlulukta, başarı da beraberinde gelecektir.

İkincisi, sosyal medyada, kitle iletişim araçlarında, gördüğünüz duyduğunuz bilgilerle kendi kafanıza göre teşhis ve tedavi yapmaya çalışmayın. Tıp dünyasını ve hekimlerimizi şov amaçlı yapılan programlara ve paylaşımlara kanıp küçümsemeyin. Allah sağlığımızdan etmesin. Doktorlarımızdan sonraya da koymasın.

Umarım anlatabilmişimdir.

Her türlü görüş, öneri ve varsa sorularınızı [email protected] adresinden bana ulaştırabilirsiniz.

Kaynakça: *Türk Dil Kurumu

                   **The Stanford Daily

Saygı ve sevgilerimle. Sağlıcakla kalın.