Karınca gözüyle mi yoksa insan gözüyle mi?



Değerli okurlarım merhabalar.

En büyük zenginlik başlığıyla ailede çiftler arası iletişimi ele aldık geçen hafta. Sizden gelenlere cevap yazdım böylece.

Benim için çok değerli olan yorum, öneri ve sorularınız için çok teşekkür ederim.

Gelelim bu haftaya. Benim salgınla ilgili düşüncelerimi merak edenler var. Daha doğrusu düşüncelerimin olumlu veya olumsuz olmasıyla ilgili soruluyor.

Daha öncesinde malum salgınla ilgili birkaç yazı yazmıştım. Daha sonra birkaç cümle uyarı dışında pek yazılarımda yer vermedim. İki haftadır sizden gelenler arasında bakıyorum salgınla ilgili notlarım birikmiş. Öyleyse ne hissediyorum yazayım.

Dostlarım, bende de yorgunluk, bıkkınlık hat safhadaydı. 

Hafta sonu kısıtlamalarıyla birlikte bazen ümitsizlik sarmalıyor insanı. 

Ne zaman bitecek, ne zaman düzelecek dünya. 

Salgının sonuçları haber bültenlerinde sunulduğunda ağırlaşıyor insan. 

Yerinden kalkacak dermanın kalmıyor sanki. 

Ailende kovidli hasta varsa yanına yaklaşamamak, telefon dışında karşılıklı konuşamamak, büyüklerin için bir şey yapamamak gerçekten çok farklı bir sınav.

Gördüğünüz üzere yaşıyorum ben de sizler gibi.

Hafta sonu hava güzeldi. Balkondan dışarıyı seyrederken aklıma yıllar önce okuduğum karınca hikayesi geldi.

Neyse hikayemize bakalım. Amak-ı hayalden karıncalar hikayesi. Özet geçiyorum.

Hikayemiz, bir karınca yuvasında geçiyor. 

Karıncaların zaman zaman yağan ve asitli yağmur olup çoğunun ölümüne neden olan doğa olayıyla ilgili sorunları var ve bu sorunu çözmek istiyorlar. 

Adamın biri yarı uykulu yarı uyanık bir rüyaya dalar. Rüyasında şehzade karınca olduğunu görür. Fiziken karıncadır ama aslında insandır.

Bir gün hocalarından biri ondan yardım ister.

– Ey  şehzadem! Bildiğiniz üzere şehrimizin kuzeyinde bulunan sert ve çorak arazide tuhaf tabiat olayları oluyor. Elimize ulaşan raporlardan, alimlerimizin bir türlü çözemediği hava olayının yeniden başladığını ve her gün düzenli olarak tekrarlandığını öğrenmiş bulunuyoruz.

 Siz de biliyorsunuz ki bu tür tabiat olayları akıl ve mantıkla çözülemez. Deney ve gözlem yapılması gerekir. Bugün büyük bir hocamız konferans verecek. Eğer müsaitseniz birlikte gidelim.

Büyük bir kalabalıkla, bu acayip araziye doğru yola çıktık.

Bu yere karınca gözüyle baktığımda, burasının gerçekten hakkında konferanslar verilecek kadar acayip bir yapıya sahip olduğunu gördüm. Fakat insan gözüyle baktığım zaman burasının, iki yanında büyük mağazalar bulunan, Napoli taşlarıyla döşenmiş geniş bir cadde olduğunu gördüm. Bu iki durum arasındaki korkunç farkı düşünüyordum ki tabiatçı bir alim, bu garip arazi hakkında konferans vermeye başladı.

-Efendiler! Burada en çok dikkat çeken şey bu odacıkların şekli ve aralarındaki kanalların düzenidir. Odacıklar yaklaşık olarak düz, kanallar ise mümkün denilecek kadar düzgün çizgilerle dolu. Bu düzenliliğin sebebini alimler bir türlü çözemiyor. Buradakine benzer şeyler tabiatta yoktur ve olamaz.

Konferansın en tatlı yerine gelinmişti ki, yüzbinlerce dinleyici arasından birdenbire bir çığlık koptu. Gökyüzünün açık olmasına rağmen, yağmurla kıyas edilmesi mümkün olmayan müthiş bir sıcak sel binlerce karıncayı sürüklemeye başladı. Kimileri sele kapılıp sürükleniyor, kimileri kaçmaya çalışıyordu. Ben bir dakikalık bir panikten sonra bu garip sel tufanının sebebini anlamak istedim. O sırada damlalar ara ara düşmeye devam ediyordu. Bu müthiş olaya insan gözüyle bakınca, gülmekten ve hayret etmekten kendimi alamadım.

Bütün karıncalar ümitsizlik ve üzüntü içinde benim cesedimle meşgul oluyorlardı. Zira ben de ölenler arasındaydım. Alimler ise garip arazide meydana gelen sel tufanının sebeplerini araştırıyorlardı. Sonunda büyük bir tabiat alimi, kütüphanesindeki bir eserde bunun sebebini buldu. Bu eserde şöyle yazıyordu: “Garip arazide öyle güçlü bir elektriklenme var ki, bazen birdenbire bu elektriklenme şiddetleniyor ve havanın yoğunlaşmasına sebep oluyor. Böylece bulutlardan acayip bir sel boşalıyor.”

Garip arazi denilen bu caddede, bir kaldırımın kenarında bulunuyorduk. Bulunduğumuz yerde bir at arabası durmuş; arabacı uyuyor, hayvanlar ise boyunlarına asılı torbadan yem yiyordu. Hayvanların ikisi de sanki anlaşmışlar gibi birden işemeye başlamışlardı. Zavallı karıncaları helak eden sel, bu hayvanların sidiğinden başka bir şey değildi.

Gelelim sadede. 

Karınca gibi baktığında tüm dünyan yıkılırken insan gibi baktığında netleşiyor her şey.

Her şey bitecek dostlar her şey. Gelip geçecek dünya. Öğrenciysen bitecek okumaların. Anne babaysan bitecek sorumlulukların. Hastalığın bitecek bir gün. Maalesef her şey bir gün bitecek. 

Sorun şu, her şey hep böyle devam edecek gibi geliyor sadece.

Emin olun hiçbir şey hep böyle devam etmeyecek. Geçecek her şey.

Ve sen, bazen karınca gibi bazen insan gibi bakacaksın sadece. 

Her şeyi basitleştirip öyle düşünmeli. En karmaşık olanlar bile netleşir insan olarak gözünüzde. Uzatmaya gerek yok inanın buna. Hepsi bu.

Saygı ve sevgilerimle. Kalın sağlıcakla.