Görmek istersen…



Değerli dostlarım, merhabalar.

Geçen haftaki yazım nedeniyle yaptığınız kıymetli yorumlarınız için çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun var olun, dostlar.

Dostlarım, sizlerden bana yansıyan görüşleriniz için kısaca cevaplar yazayım.

 Herkes ne söylediğini biliyor onun için isim yazmaya da gerek görmüyorum.

***

Birincisi, yazarlar bildiğini ve düşündüğünü farklı şekillerde yazarlar.

Sadece yazarlar.

Kimin ne anlayacağına, ne kadar anlayacağına karar veremezler.

Tıpkı okuyup okumayacağına karar veremediğimiz gibi.

***

İkincisi, her kesime yazı yazabilme becerisi diye bir şey yok.

Sadece yazarsın, senin düşüncelerine eşlik etmek, birlikte düşünmek isteyen düşünür; hangi cümle, hangi kelime nerede çiçek açar bilemezsin.

***

Üçüncüsü, insanın değişime ve gelişime açık olması gerekir.

Kendi düşündüğünden başka bir doğruluk kabul etmeyen bir insana, neyi nasıl anlattığının da bir önemi yok.

“İnsanın içinde olacak” derlerdi eskiler.

Yani değişim insanın kendi içinden gelecek.

Gerisi hikâye…

Onun için kendi iç dünyasında insan olacak herkes.

Zorla güzellik olmaz.

Yani ne yaparsan yap, ne söylersen söyle görmek istemeyen görmez.

İbn-i Sina’nın dediği gibi, “hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör olamaz”.

Ya da merhum Pakdil usta “gören gözlere ortalık ısınmıştır” diye yazmıştı.

Evet,  gören veya görmek isteyen gözler için ortalık daima sıcaktır.

Önemli olan görebilmek, yani o sıcağı hissedebilmektir.

Sözün özü şimdi size, bir akıl hastasının hikâyesinden bahsedeyim.

Buyurun efendim…

Adamın biri akıl hastalığı nedeniyle bir hastanenin psikiyatri kliniğine yatırılır.

Hasta yaşadığı halde ölü olduğuna inanmaktadır.

Bu nedenle hiçbir yaşamsal faaliyete katılmaz, yemek dahi yemez.

Tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen ölü olmadığı konusunda hasta bir türlü ikna edilemez.

Bu koşullar altında hastanın tedavisini üstlenen psikiyatri uzmanı , hastanın bu kararlarından vazgeçmeyeceğini kabul ederek hastaya ölülerin vücudunun kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltir.

Hasta “ölülerin vücudu tabii ki kanamaz çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur” der.

Bunun üzerine psikiyatrist küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırır.

Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginçtir.

“Lanet olsun! Ölülerin de bedeni kanarmış.”

Hoşça kalın.

Haftaya görüşebilmek umuduyla.