DÜNYANIN EN GÜZEL ARABASI



         İnsanoğlunun istekleri sınırsızdır. Çalışıp çırpınarak, gecemizi gündüzümüze katarak, emek ve zaman harcayarak, dua ederek isteklerimize kavuşma gayreti içinde oluruz. Gayretimiz tabi ve takdire şayandır. İllegal yollara sapmadığımız sürece de hem dünyamızı hem ahiretimizi güzelleştirir bu gayret. Lakin isteklerimizin doğrultusu, kişiliklerimizi, ruhumuzu, manevi hayatımızı güzelleştirmekten uzaklaşıp, dünyanın fani kriteri maddeye daha çok yaklaşıyorsa işin boyutu değişir. İsteklerimiz için sarf edilen gayretin yerini tamahkârlık alır. Tamahkârlık, mal edinme tutkusu, açgözlülüktür. Tamahkârlığın olduğu hayatlarda, cümlelerin içinde maddiyatın hâkim olduğu kelimelerden başkasını bulmak zorlaşır. “Arabam …… lira.”, “Üç evim var.”, “Yazlık alacağım.”, “Ne kadar maaş alıyorsun?”, “Hangi iş daha çok kâr getirir?” İçinde insanın geçmediği, maddiyatın hâkim cümleleri kaplar hayatımızı. Ve o hayatta bize hiç yer kalmaz. Kayboluruz içinde. Kendimizi aramayı akıl bile edemeyiz bazen. Sonrası, mutsuzluk ve umutsuzluk içinde tükenen hayatlarımız. Bizi bu cendereden kurtaracak fevkalade bir silahımız var aslında, “kanaat”. Kanaat, elindekiyle yetinme durumudur. Geçen hafta gittiğim hastanede bunun çok güzel bir örneğiyle karşılaştım. Sizinle paylaşmak isterim.

       Arabasını park eden kadın arabadan indi. Arka kapıyı açtı. Sekiz yaşlarındaki oğlan çocuğu açar açmaz indi arabadan. Kadın bebek koltuğunda, bir yaşlarında olan çocuğunun emniyet kemerini çözüp kucağına aldı. Sol koluyla çocuğunu iyice kavradı. Boş kalan eliyle arabayı kilitledi. Sekiz yaşlarındaki çocuğunun elinden tuttu, giriş kapısına doğru yürümeye başladılar. Ama elini tuttuğu çocuğu, dönüp dönüp arkasına bakıyordu. Kadın,

“Neden sürekli arkana bakıyorsun? Önüne dön, düşeceksin şimdi.” dedi. Çocuk,

“Arabamıza bakıyorum anne.”

“Ne varmış ki bakacak? Araba işte.”

“Öyle deme anne, bizim arabamız dünyanın en güzel arabası.”

“Olur mu oğlum? İki bin model araba. Eski bile sayılır. Dünyada daha ne arabalar var?”

“Bizim arabamız onlardan güzel. Rengi güzel, duruşu güzel, koltukları güzel. Bizim arabamız dünyanın en güzel arabası.”

“Nedenmiş?” dedi kadın alaycı bir ifadeyle. Çocuk ise ciddiyetle cevap verdi.

“Hastaneye geçen geldiğimizde arabamız yoktu. Sıcakta otobüs bekledik. Otobüs kalabalıktı oturamadık. Kardeşim ağladı. Şimdi evin önünden bindik. Koltuğa oturduk. Hastanede indik. Oh ne rahat. Sıcak yok, kardeşim ağlamadı. Gezmeye de gideriz. Hem okula gitmek de rahat olur. Arabamız bizi rahat ettiriyor.” Hastanenin bahçesinden görünen yolda ilerleyen arabaları işaret parmağı ile göstererek, “Şu arabalar bizi almaz bile. Ama arabamız bizi rahat ettiriyor. Onun için dünyanın en güzel arabası bizim arabamız.” Annesi, çocuğun konuşması bittiğinde, alaycı ifadesinin yerine önemseyen bir ifade takınarak cevap verdi. “Evet oğlum, bizim araba dünyanın en güzel arabası.”

       Minik yavru, çocuk kimliği ile ne kadar güzel anlatmıştı kanaati. Biz de sahip olduklarımıza dünyanın en iyisi gözüyle bakabilsek, “Neden daha iyisi yok?” sorusu aklımıza bile gelmezdi. Hayıflanmalarımızı bırakıp güzelliklerle doldurur, şükürle süslerdik tüm zamanlarımızı. Şükrettikçe bereketlenen zamanlarda; nasibimiz, umudumuz, mutluluğumuz artarak, zorlanmadan, feda etmeden gelirdi avuçlarımıza. Düşündüğümüzde, “Dünyanın en iyisi en güzeli” diyebileceğimiz nice sahip olduklarımız var. Yaşadığımız ev dünyanın en güzel evi, içinde barındırıyor bizi. Ayağımızı yerden kesen araba en iyisi. Olmadı, aynaya bakalım birlikte. Dünyanın en iyi gözleri bizde örneğin. En güzel elleri, en iyi ayakları. Ayna yoksa gölgemize bakalım o zaman. “Ayaktayım, hayattayım, gölgeme bakabiliyorum.” Diyebilmenin tadını çıkartalım. O kadar çoğaltmak mümkündür ki, “En iyi”, “En güzel” diye başlayan nimetlerin örneklerini. Yeter ki şükrü, kanaati, maneviyatı yok ettirmeyelim tamahkârlığa.

        O çocuk tazecik yüreğiyle, belki de fıtraten deyivermişti, sahip olduğunun, onun olduğu için dünyanın en güzeli olduğunu. Biz de “Elimizdeki dünyanın en iyisidir. Kanaat zenginliktir. Şükür nimettir.” deyiversek kendimize, hayatımızın renginin nasıl huzura boyandığına şahit olacağız. Çalışanın emeğini Allah elbette zayi etmez. İstediği nimetlere kavuşturur. Lakin bu nimetlere kavuşurken, tamahkârlığın mahkûmu olmadan, şükrün ve kanaatin kanatlarında insanlığımızı özgürce yaşayabiliriz. “Dünyanın en güzel arabası bizim arabamız.” Diyen çocuğun cümlesine nicelerini ekleyerek, sahip olduklarımızı görüp, mutluluğumuzun ve insanlığımızın tadını çıkartabiliriz.

       Nimetler denizinde kulaçlar attığımızı hissederek, kanaat ve şükrün kanatlarında özgürleşebilmek dileğiyle.

Saygılar, sevgiler.