YAPBOZ



Belli…Yine oldukça sıkkındı canı,oturmuştu masasının başına. Puzzle parçalarının arasında kaybolan birşeyleri ararcasına dalıp gidiyordu.

Bu defa elinde minik bir parçayla gelmişti. Israrla yerini bulmaya çalışıyordu.Papatya resmi vardı elinde. Puzzledaki manzaraya yakışır diye düşünüyordu düşünmesine ama,ait değildi oraya işte! 

Uzun süre benzer parçaların yerine,o parçayı kullanmaya çabaladı,nafile! 

Annesi bozdu sessizliği;

-“Nalan!Israrla o parçayı neden  kullanmaya çalışıyorsun kuzum?Diğer puzzle kutusundan aldığını gördüm. Biliyor musun,hayatta karşılaştığımız zorluklar da aynı bu yaptığına benziyor!” 

-“Nasıl?” dedi donuk bir ifadeyle Nalan.

-“Her insanın bir vizyonu vardır. Inancı,ideolojisi,hayata yüklediği mana ne ise,ona göre bir sınırı vardır. Bu sınır içinde de olmazsa olmaz parçalar! Müslüman’ım diyen birinin,başka dinde var olanı kendi inancına entegre etmeye çalışması,tıpkı senin şu uğraştığın puzzle parçası gibi.Ya da evli birinin,başka bir evlilikte görüp imrendiği şeyi kendi yaşamına -uysa da,uymasa da- uydurmaya çalışması gibi.

İnancına uymayan bir parça olduğunu bildiği hâlde,günahı güzel görüp inancına uydurmaya çalışması gibi!

Birşey güzel olabilir,baktığında nefsine hoş gelebilir. Ancak, o güzel senin bütünlüğünün güzelliğine uyum sağlamıyorsa ,kendi ait olduğu yerde kalmalı!

Bilmem anlatabildim mi?”

Annesi Feyza Hanım,puzzle üzerinden konuşuyor gibi başlamıştı. Ama zihnindeki bütün kaosu sonlandırmıştı.

“Annelik,ne ilginç!” diye düşünmeden edememişti.Nasıl başarıyordu anlamıyordu ama bilmediği bir konuya bile birkaç cümle ile şifa olmayı başarmıştı yine…

 …….

İnsan,”imtihan dünyasındayız” der ama,romanın kahramanı olduğunu,kendi puzzle parçalarını tamamlamakla yükümlü olduğunu unutur.İşte tam da orada kaos başlar.

Dinine,yaşantısına,inançlarına,kültürüne,sosyal çevresine ve hayata yüklediği manalara göre kendine ait bir süreci yaşadığını hissedebilmeli insan.

Çocuk gibi başkasının hayatında var olanı görüp; “aaa,benim de olmalı” diye zorlamaya başladığı anda kendini büyük bir külfetin altına sokar.Birşeyleri elde edebilmek için çalışmak,beğendiği birşeye sahip olmak elbette çok doğal bir durum.Bununla birlikte içinde olduğu gerçeklikle ne kadar uyumlu bunu süzebilme yetisini geliştirmeli. Bu da feraset ve basiretle mümkündür.Tablonun bütününü ve derinliğini keşif yani!

En mutlu insanlar,en zengin olanlar mı?Hayır tabiki! Gelir düzeyleri birbiri ile oldukça farklı insanların cevaplarını karşılaştırıyorum.Geliri daha sınırlı olan,maddî olarak kendini oldukça tatminkâr hissederken,varlıklı olanın verdiği yüzde,diğerinden oldukça düşük olabiliyor. Bu nasıl oluyor sizce?

Biri hayatındaki tüm eksikliklere rağmen, var olanların şükrü ile öyle minnettar ki Yaratıcı’ya,herşey tamammışçasına mutlu…

Bir diğeri de,küçücük bir aksilikle gemileri yakıp hayatı zehrediyor.

Bir diğeri daha iyisi için gücü nisbetinde çabalarken,diğeri kendi gerçekliğine uymayacak bir ihtimalin sancıları ile yaşanılası güzel günleri heba ediyor.

De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”(Mülk süresi/23.ayet)

Şükrediyor muyuz peki?

“Gerçek zenginlik,mal çokluğu değil,gönül tokluğudur.”(Buhari,Rikak 15)

Mal çokluğu,güzellik,şan,şöhret gibi geçici şeylere gereğinden fazla mana yüklenirse,bunların birgün tükenme ihtimalini düşünmek dahi insanı huysuzlaştırır.

Oysa kalbin zenginliği sadece bu dünya ile kısıtlanmayacak kadar büyük bir zenginliktir. Yusuf Kaplan’ın dediği gibi; “kalbiniz kadarsınız.”

Yorulmadık mı  bize ait olmayan parçalara yer aramaya çalışmaktan?

Müslüman’ın elinde bir parça; “Sadece yeni yıl giriyor diye seviniyorum” dediği…Bir türlü uymuyor yapboza!

Müslüman’ın elinde bir parça; “Namazsız da olur,kalbim temiz” dediği…

Müslüman’ın elinde bir parça; “Abartmaya gerek yok,bu da tesettür” dediği…

Müslüman’ın elinde bir parça; “bu faiz değil ki!” dediği…

Müslüman’ın elinde bir parça; “canım dedikodu değil ki,olanı söylüyorum” dediği…

Müslüman’ın elinde bir parça; “ben yapamadım,çocuğum yaşasın” dediği…

Müslüman’ın elinde bir parça; “ben kaliteden ödün vermem” derken insanlığını,kulluğunu törpülediği…

Önünde durduğu İslâm yapbozuna mı ait değil kişi yoksa!!!

Velhâsıl kelâm; bir önünde oturduğunuz yapboza,bir de elinizdeki parçaya bakın bakalım. Doğru parça değilse,ya o minik parçanın ait olduğu bütüne gitmelisiniz. Ya da elinizdekini usulca kenara bırakıp kendi yapbozunuza devam etmelisiniz,seçim sizin…Neye talip olduğunuzu bilmek atacağınız adımı kolaylaştıracak. 

Hayatınızda eğreti duran,sizi siz olmaktan uzaklaştıran,bütünlüğü bozan bir parça bulursanız yapmanız gerekeni biliyorsunuz. 

Müslümanlığa,insanlığa yakışan parçalarımızın olduğu ve yapbozu ustaca tamamladığımız bir hayat duası ile dostlar.

Sevgi,hürmet ve dua ile…