ANKARA'DAKİ  HÂKİMLER,  HUKUK DEVLETİ,  HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE AYASOFYA


Av. Necmi Özen

Av. Necmi Özen

11 Ağustos 2020, 09:28

  Mutlu Ülke, Mutlu Şehir (Medinetül Fadıla ) Hukukun Üstünlüğü ve Siyaset Teorisi gibi konularda bütün insanlığa ışık tutan  Türk ve müslüman filozof, bilim adamı Farabi için Birleşmiş Milletler 2020 yılını FARABİ YILI ilan etti. Doğumunun 1150. yılı  Türkiye ve bütün dünyada kutlanacak olan  Farabi dünyanın ikinci öğretmeni (Muallimi Sani) ünvanına sahiptir. Farabi, mutluluğu ilk defa siyasal kavram yapan, bilim adamı ve filozoftur.

        Farabi'nin siyaset teorisi ve HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ PRENSIBI ile ilgili düşünceleri Amerika Birleşik  Devletleri, Avrupa ve İslam Dünyasındaki bilim adamlarına yöneticilere ve siyasetçilere ilham kaynağı olmuştur. Büyük filozof ve bilim adamı Farabi, hukuk dersleri  vermiş kadılık yapmış bir şahsiyettir.

         Ülkemizde Farabi üzerinde araştırmalar yapan hukukçu ve bilim adamı Doçent Dr. Ergin Ergül e göre  Farabiyi anmak ve anlamak kendi medeniyet kodlarımıza dönmek demektir. Hatta dünyanın geleceğinde yeniden etkin bir rol almanın yolu ve yöntemini keşfetmek demektir.

        Farabi tek başına bir üniversitedir. Amerikalı ünlü siyaset felsefecisi  Leo Strauss  ve binlerce filozof ve düşünürü etkilemiştir. Leo Strauss günümüzde Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinde ve Bütün Dünyada " Hukukun Üstünlüğü, Hukuk Devleti,"  Hukuk olmadan devletin olamayacağı ,hukuka aykırı davranışın devlete zarar vereceği düşüncesinin  Albert Magnum, Aquinolu Thomas vasıtasıyla Farabiden batıya geçtiğini, bu konuda Yunanlı düşünürlerinde önemli rol aldığını belirtmiştir.

AYASOFYA'NIN HUKUKİ SÜRECİ HUKUK DEVLETİNİN ÖNEMİNİ BİZE HATIRLATTI

         Ayasofya camisinin tekrar asli fonksiyonuna kavuşturulmasındaki hukuki süreç bize, tekrar, hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü ve yargının önemini hatırlattı.

        Ayasofya'nın yargılama sürecinde, Ayasofyanın Türkiyenin bağımsızlığının sembolü haline dönüşerek  siyasal boyut kazanması,  hukuki boyutun gözardı edilmesine sebep olmuştur. Halbuki bu süreç,yargının önemini ortaya çıkarmış,  Farabinin ifade ettiği,   hukuk olmadan devletin  olamayacağı, hukuka aykırı davranışın devlete zarar vereceği ilkesini  bize öğretmiştir.

       

         Yüksek mahkeme Danıştay nezdinde, Ayasofyanın asli hüviyetine kavuşturulması sürecinde  vakıf hukuku ile mabed hukukunun gündeme gelmesi bu hususta, İktidar ve Cumhurbaşkanlığı'nın tutumu HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ prensibine bağlılığın ifadesi olmuş,  bütün dünyaya ve Türkiyeye  Ankaradaki hakimlerin varlığını hissettirmiştir.

         Çağ açıp çağ kapayan Ulu Sultan, Fatih Sultan Mehmet Han,  Ayasofya Camii'ni fethin sembolü  yapmıştı.

          Ayasofya Camii, Ehl'i kitab olarak nitelendirilen Hristiyan dünyasının ,tevhid bayrağını Islâm dünyasına devretmesinin  sembolü oldu. Bu kutsal mekan mahzundu, boynu büküktü.

           Ortodoksluktan vazgeçmeyen Bizans  halkı, Latinlerin boyunduruğu altında    kalmaktansa Osmanlılar tarafından yönetilmeyi tercih ediyorlardı.Bizans'ın Latinlerce  işgalinden sonra işgalcilerin zulümleri sebebiyle Grandük Notoras   Bizanslıların duygularını " Şehirde  Latin külahı görmektense  Türk  sarığını  yeğlerim." sözleri ile  ifade ediyordu. 

         Genç Cumhuriyetimizin  kalbi Ankara'da atarken Ankara hâkimleri ve Yeni Cumhurbaşkanlığı külliyesi bir çağın açılışının sembolü  olan  Ayasofya Camii ile ilgili karar alarak Ayasofya'yı aslî fonksiyonuna kavuşturmuştur.

         1934 yılında  müzeye çevrilen  Ayasofya, 1936 yılında  tapu siciline camii olarak tescil edilmiştir. Mülkiyet hakkı temel insan haklarındandır. Bu sebeple de hem Osmanlılarda hem Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllarda tapu sicilinden sorumlu memurlar neredeyse  hâkim statüsüne denk statüdeydiler. Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Ayasofya'nın müze yapılmasından hemen 2 yıl sonra Ayasofya'nın tapu siciline MÜZE OLARAK DEĞİL DE CAMİ OLARAK KAYIT EDİLMESİ çok anlamlıdır.

AYASOFYA ALLAHA İBADET İÇİN İNŞA EDİLMİŞ BİR MEKANDIR.

            Ayasofya Allah'a ibadet için inşa edilmiş bir mekândır.  Ayasofya'nın müze yapılması Ortodoks ve Katolikler arasında da  ihtilaf çıkmasına yol  açmış, bazı Hristiyan din adamları,Allaha adanmış bir ibadethanenin  müze olmasındansa  cami olarak ibadet edilmesini tercih ettiklerini ifade etmişlerdir.

 YUNUS NADİ VE CUMHURİYET GAZETESİNİN AYASOFYA HASSASİYETİ

              Ayasofyanın müze yapıldığı ilk dönemde, Yunus Nadi’nin Cumhuriyet Gazetesi’nde bile karar birinci sayfasında çıkan bir yazıda eleştiriliyordu:

“Gazetelerde Ayasofya’nın bir müze olarak tanzim edileceğini okudukça afallamakta devam ettiğimizi itiraf etmek mecburiyetindeyiz. Kendi kendimize mütemadiyen “Ne müzesi” diye soruyoruz. Ayasofya’nın kendisi zaten en güzel bir müze ve belki ondan daha üstün başlı başına bir tarihi abidedir. Bu abideyi herhangi bir müzeye çevirmeye bizim aklımız ermiyor…” şeklinde haber yapıyordu.

            Ayasofya ile ilgili  Danıştay kararı  ve Cumhurbaşkanlığı Kararnâmesi  güçlü Türkiye'nin ayak sesleridir.  

            Mustafa Kemal Atatürk' ün önderliğinde  Türk milletinin kurduğu  Cumhuriyet,  Ayasofya Camii  kararı ile    taçlandırılmıştır.

             Türk milleti, iktidarıyla ve muhalefetiyle birlikte çok küçük istisnalar dışında  bu kararı alkışlamakta, destek vermektedir.

ANKARADA HAKİMLER VAR

             AYASOFYA Camii kararı,  bize" Ankara'da hâkimler var" dedirtti. 28 Şubat sürecinde  yüksek yargı organı mensupları  Genelkurmay karargâhına çağrıldılar. Çağrının amacı yargıçlara talimat vermek emir komuta zincirine dahil etmekti. Yüksek mahkeme Danıştay'ın Ayasofya Camii kararı, yargıçlara  talimat  veren devlet yönetim anlayışı ile yargı kararına göre işlem tesis eden, hukukun üstünlüğünü temel alan yönetim anlayışını mukâyese etme imkânı verdi.  Yönetim anlayışımızın bürokratik oligarşiden ilk defa Farabi'nin düşünce sisteminde yer alan  kuvvetler ayrılığına  dönüşmeye başlaması, yargının güçlenmesi umut vericidir.

            2019 yılında yayınlanan, 2019 Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre Türkiye 126 ülke arasında 109'uncu sırada yer almıştır. Bu tablo üzüntü verici olmakla birlikte hangi kriterler esas alındı batı bizleri hangi kalıplar içerisine hapsetmeye çalışıyor, sorgulanmalıdır. Bu sıralamada yapılan araştırmalara göre   birinci sırada Danimarka, ikinci sırada Norveç bulunmaktadır. Bu endekse göre Temel haklar konusunda 122. sırada, hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmasında 106. sıradayız. Bu endeks düzenlenmesinde haklılık payı olmakla birlikte Avrupadaki çifte standartlarda etkili olmaktadır. Avrupada, kadına şiddetin en fazla olduğu ülkelerden olan  Norveç ve Danimarka gibi ülkelerin sıralamada başta olmalarıda düşündürücüdür.   Türkiye bu tabloyu düzeltmek için çaba sarfetmektedir.

            Yargı reformu ile Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu açılmıştır. Kısa süre önce Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Basri Bağcı'nın yemin töreninde Anayasa Mahkemesi Başkanı, hak ihlâli iddiası ile  Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruların yüzde ellisinden fazlasında hak ihlâlinin olduğunun tespit edildiğini söyledi. Yargının  kendi içinde  problemlerini çözecek mekanizmaya kavuşturulması yargıya güveni artıracağı gibi âdil  yargılama  mekanizmalarının  tesis edilmesine  sebep olmaktadır. Uzlaşma ve Arabulucuk müessesinin  tesis edilmesi Ombudsmanlık kurumu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılması  Bölge Adliye ( istinaf )mahkemelerinin kuruluşu yargı sistemimizin en önemli adımlarıdır.

BERLİNDEKİ HAKİMLER KADAR ANKARA VE İSTANBULDAKİ HAKİMLERİDE ÖĞRENCİLERİMİZE ÖĞRETELİM

          Türk milleti olarak büyük medeniyetler kurduğumuz dönemlerde  yargımız ve adalet sistemimiz çok güçlüydü.   Bugüne kadar gözlerimiz hep batıya dönük olduğu için  Berlin'deki hâkimleri görüyorduk. Ama adaleti mülkün temeli yapan, İstanbul'daki, Ankara'daki hâkimleri görmüyorduk.

           Danıştay 10. Dairesi Başkanı  YILMAZ AKÇİL ve üyeleri tarih yazdılar. ARTIK GURURLA  "ANKARADA HÂKİMLER VAR!" DİYORUZ.

           Bugüne kadar  Hukuk fakültelerimizde ve hukuk camiasında  adalet ile ilgili yorumlarda  hukukun üstünlüğünü    dile getirmek için  kullanılan  bir deyim vardı. Bu deyim batı ikliminde ortaya çıktı.  Prusya Kralı II. Friedrich'in Berlin yakınlarındaki Potsdam'da yeni bir saray yaptırmak için beğendiği arazide bulunan bir değirmenci, kralın görevlendirdiği kişiler tarafından mülkünü satması için ikna edilemez. Değirmenci, mülkün ailesinden miras kaldığını ve asla satmayacağını beyan eder. Bunun üzerine II. Friedrich değirmenciyi sarayına çağırır ve isteğini bizzat dile getirir. Yeniden ret cevabı alması üzerine ''Sen benim kral olduğumu bilmiyor musun?' diyerek hiddetlenir. Bunun üzerine de değirmenci  ‘"Haklısınız efendim. Ama siz de biliniz ki: BERLİN'DE  HAKİMLER VAR !"şeklinde karşılık verir. Bu olay sadece Türkiye'de değil, dünyada da adâletin iktidardan daha üstün olduğunun simgesi olarak anlatılmaktadır.

          Bizim hukuk fakültelerimizde de  her hukuk fakültesi öğrencisi ilk önce  "BERLIN'DEKİ HAKIMLER" i öğrenir. Her alanda olduğu gibi hukuk alanında da Türk Hukuk tarihinde  adâletin simgesi olan  hukukçular aklımıza gelmez. Hukuk fakültelerinde bu hukukçularımızdan bahsedilmez. Ayasofya Camii ve onunla ilgili verilen Danıştay kararı, bize İSTANBUL'DAKİ HÂKİMLERİ hatırlattı.       

          Fatih Sultan Mehmed, tarihlerimizde "İpsilanti Efendi" olarak anılan  aileye mensup bir mimarı, Fatih Camii’ni inşa etmekle görevlendirmiş, ne var ki Rum mimar İpsilanti Efendi, camiin inşaatında kullanılacak mermer sütunları bir miktar kestirmiştir.Durum Fatih’e yanlış aksettirilince genç Padişah çok öfkeleniyor ve mimarın sağ elini kestiriyor. Bunun üzerine İpsilanti Efendi, ilk İstanbul Kadısı Sarı Hızır Çelebi’ye başvuruyor, mağdur edildiğini öne sürerek padişahın cezalandırılmasını istiyor. Kadı, padişahı mahkemeye çağırıyor. Padişah girdiğinde İpsilanti Efendi dâvâcı makamında ayakta durmaktadır. Padişah, “maznun” minderine bağdaş kurmak üzereyken Kadı Efendi’nin kükremesine irkiliyor:“Begüm, hasmınla mürafaai şer’ olunacaksın (beyim, davacı ile hukuk önünde yüzleşeceksin), ayağa kalkasuz!”  Padişah ayağa kalkıyor. Kendisini savunması istenince öfkesine mağlup olduğunu ve bu yüzden hata ettiğini belirtiyor. Kadı Efendi “Kısasa kısas” hükmü veriyor: Hüküm gereğince Padişahın da eli kesilecektir.

Dinleyenler dehşetten ve hayretten dona kalıyorlar. Padişah boyun bükmüş, hükme rıza göstermiştir. Durum o kadar alışılmışın dışındadır ki Evliya Çelebi’ye göre İpsilanti Efendi oracıkta Müslüman olup feryâda başlıyor:

“Dâvâmdan vazgeçtim. İslâm adâletinin büyüklüğü karşısında küçüldüm. Böyle bir cihangirin elini kestirip kıyâmete kadar lânetlenmeyi göze alamam.”Fatih’in eli kesilmekten kurtuluyor. Ama yüz bin lira tazminat ödemeye, elli bin liralık da bir ev yaptırmaya mahkûm oluyor. Padişah, kestirdiği elin diyetini şahsî gelirinden ödüyor.

Mahkeme sona erip herkes çıktıktan sonra Padişah, kadıya dönüyor:

“Bak a Hızır Çelebi” diyor, “Bu padişahtır deyu iltimas eyleseydin de şer’i şerife mugayır hüküm verseydin, şu kılıçla başını uçururdum!”

Kadı Hızır Çelebi minderini kaldırıyor, minderin altında duran demir topuzu padişaha gösteriyor:

“Siz de padişahlığınıza mağruren hükmü tanımasaydınız, billahi bu topuzla başınızı ezerdim.” Bu olay “Evliya Çelebi Seyahatnâmesi”nin Millet Kütüphanesi'ndeki Ali Emiri koleksiyonunda bulunan yazma nüshanın birinci cildinin 36. sayfasında detaylı biçimde, ayrıca Abdurrahman Adil’in “Hâdisat-ı Hukukiyye” isimli eserinin 1923’te yayınlanan 12. cüzünün 185-186. Sayfalarında ve Taşköprülü’nün, Şakayık-i Numaniyesi'nde mevcuttur. Çağ açıp çağ kapayan 2. Mehmet' i Fatih Sultan Mehmet yapanın İSTANBUL'DAKİ  HÂKİMLER  ve onun yargıya verdiği paha biçilmez değer olduğunu görüyoruz. Hukuk tarihimiz bu tür hadiseler ile doludur. Millet olarak her zaman adâleti mülkün temeli yapmışız.

      Yargıya güven ve hukukun üstünlüğünü temel ilke olarak kabul etmemizin aslî sebeblerinden birisi de İslam dünyası olarak, Türk milleti olarak her cuma günü hutbelerde dinlediğimiz , Nahl süresinin  90. ayetidir. Bu ayette " Şüphesiz ki Allah, size adâleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayâsız lıktan, fenâlıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir. "  denilmektedir. Asırlardan beri bizler Allah'u Teala'nın adâleti emrettiğini her cuma günü hutbelerden dinliyoruz. Bu sebeple de adâletin tecelli etmesini Allah'u Teala'nın emri olarak görüyoruz.  Fatih Sultan Mehmet,  çağ açıp çağ kaparken kendileri ile bugün dahi gurur duyduğumuz İSTANBULLU HÂKİMLER, KADILAR vardı.  Bu hakimler kadılar sayesinde adalet mülkün temeli oldu. Günümüzde her cuma günü Allahın adaleti emrettiğini hutbelerden duymamıza rağmen  Hukukun Üstünlüğü endeksinde 109'uncu sırada olmamız bizi düşündürmelidir. Farabinin dünyaya hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünü öğrettiğini, Hukuk ve siyaset bilgesi Mevlanayı, Adalet ve Siyaset düşünürü  Sadi Şiraziye , Hukuk ve siyaset bilimcisi  İbni Haldun'a en az batılılar kadar bizde önem vermeliyiz. Birleşmiş Milletlerin 2020 FARABİ YILI buna vesile olsun. Mevlâna hukuk ve siyaset bilgesi olarakta bizlere ışık tutsun.

           Bugün Türk milletinin gurur kaynağı Ankara'daki hâkimlerin varlığı bize güven ve gurur  vermiştir. Her zaman olduğu gibi hangi konumda hangi mevkide olursak olalım  adalete muhtaç olduğumuzu anladık. Allahu Teala'nın emri olan adalet, kişisel  menfaatler ve siyasete kurban edilmemelidir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.