Bir Ölüm ve Bir Zulüm Bahsi…


Arzu Yaman

Arzu Yaman

16 Temmuz 2018, 09:26

Hayat akıyor hızla, gündem yoğun. Siyasetin çalkantılığı dinmek üzere ve yeni umut fidanlarını diktik hep birlikte. Koşarken hayatın bazen eğlenceli bazen kolay parkurunda, ıskaladık bazı şeyleri de kendimize dair. Kendinden kaçan insan, kendiyle çarpışır yine dönemeçlerde.  Biraz dinginleşince su yüzüne çıkar unutulanlar ya da unutulmak istenenler.. Düğünler oldu, doğumlar oldu ve ölümler tabi ki de..

Ölüm en usta kalemdir, hayatı yorumlamak için. İnsanın hayatından biri gelmiş ve gitmiştir. Başlı başına bu durum bile düşünmeye değer, değerinden kaynaklanan acıyı başka bir yere koyuyorum.

Yaratılış itibariyle ihtiyacımız var ölümle yüzleşmeye. Bir nevi fren görevi görüyor insan nefsinde. İşte öyle bir ölüm ki, gidişiyle kendine hayran bırakır. Doğru yaşamak, doğru yerde durmanın verdiği gönül rahatlığıyla bu dünyadaki serüvenine gülümseyerek veda etmek… “ Allah ölümün de hayırlısını versin” deriz ya, işte bu hayırla gelip gitmek..

Tabiatın tüm unsurları yaşam ve ölüm devinimi içerisinde varlığını sürdürüyor. Doğaya baktığımızda mevsimine göre renklere açan çiçekler, yeşile boyanan ağaçlar, toprak vaktini doldurduklarında solup gitmekte ve toprağa gübre olmakta, yeniden dönmek üzere. Kaybolan hiçbir şey yok aslında, suret ve şekil değiştirerek yeniden can bulmakta.

Ölüm, bir nevi dönüşüm aslında. İnsani duygular için de aynı şey geçerli değil midir ! Yaşanmışlıklar insanın yüreğinde iz bırakır ve bazen bazı hasletleri siler götürür. Yitti gitti öldü bitti sandığımız yerde, aslında başka hislere bırakmıştır yerini. Başka bir kişilik, başka bir hal kazanmıştır insan. Tecrübe dediğimiz şeyin neticesi işte..

Hayatın yükü altında ezilen insan bir an durup gerçek manada ölümü düşünse, eminim durumunu daha farklı yorumlayacak ve de hafifleyecektir. Dünyaya dair ne kadar çok isteğin varsa, yükün o nispette de ağırlaşıyor. Evet var olmak için belli şartlar olmalı lakin, gereğinden fazla hırs da insanı esir alır, bu da bilinmeli. Ölüm, tam da burada bir düşünce menfezi olabilir. Bu dünyadan giderken yanımızda götüremeyeceğimiz şeyler için çok hırslı olmaya, kırmaya, kırılmaya, hak yemeye, zulüm yapmaya, zalimin yanında yer almaya değer mi ? Elbet değmez.. Değmez de, peki nedir bu şuursuzluk, yakıp yıkıyoruz etrafımızı?

Bu yüzdendir ki insanın en büyük cihadı kendi nefsiyle olandır. İnsanın kötü huyu, onun dikenidir ve insan, yaşamı içerisinde bu dikenlerini törpülemekle mükelleftir. İyi olmaya talip olmakla başlıyor bütün güzellikler.

******

Son dönem medyada hayvanlara yapılan işkencelere sıklıkla yer verilmekte. İzlediklerimiz sadece basına yansıyan. Kim bilir nerelerde ne dramlar yaşanıyor. Kendi yaşam telaşına düşen bir kısım insanlar onların da bu dünyayı bizlerle paylaştıklarını ve de hayatın birer parçası oldukları gerçeğini göz ardı ediyor. Çözüm makamı olan yerlerdeki insanlara bu konuda çok büyük görevler düşüyor. Meselenin çözümüne dair yasal düzenlemeler muhakkak caydırıcı olmalı fakat bu yeterli midir ? Elbette hayır. Bu işin aile içindeki ve okuldaki eğitim boyutu çok daha önemli bana göre. Kimi insanın görüntüleri izleyemediği yerde, hangi insan eli canice o işkenceleri yapabilir. Nerede, kimler yetiştiriyor bu insanları ! İnsan demek bile insana hakaret gibi geliyor açıkçası. Tüm bu zulümlerin hayvanlarla sınırlı kaldığını sanıyorsunuz ? Tabi ki kalmıyor.. Bir sonraki durak korunmasız bir insan evladı. Bu duyarlılıkla bakılmalı meseleye.

Ebeveynlere çok büyük görev düşüyor. Çocuklarınızın canlılara yönelik aşırı hareketlerini lütfen çocuksu eylemler olarak yorumlamayın. Onları bu konularda ikaz edin ve eğitin. Çocukluk dönemindeki bazı davranış kalıpları, ileriki dönemlerde ortaya çıkacak büyük trajedilerin habercisi olabilir. Ana-babalık zaafı göstermeyin bu konuda lütfen. Çocuğun merhamet duygularının erken yaşta şekillendiği biliniyor ve bu durumun en önemli ayağı ise modellemedir. Çocuk öncelikli olarak aileyi modeller. Dikkatli olalım lütfen, çocuk deyip geçmeyin !!

Umudum, tüm bu yaşananlardan sonra daha etkili ve caydırıcı önlemlerin ve yaptırımların yürürlüğe koyulması. İnsan üzülmeden edemiyor, çünkü vicdanı olan hiçbir insanın kurala ve yasaya ihtiyacı yoktur. Bu zalimliği yapanlar vicdanlarını nerelerde kaybettiler ve tek suçlu onlar mıdır ?

Merhamet timsali bir medeniyetin torunları olan bizler, bugün caydırıcı yaptırımlarla zalimliğin önüne geçmeye çalışıyoruz. Yasalardan medet umar olduk. Peki nerede kaybettik, insani değerlerimizi, bu insanlar bu toplumun bağrında nasıl filizlendi, kimler ekti bu tohumları…..

Bir canlıya yapılan işkence ve zulüm, sadece o canlıya yapılmamıştır. Topyekün insanlığın vicdanına yapılmıştır. Ölüp giden vicdan…

******

Bi’mola vermek isteyenler için Aime Cesaire’den “Barbar Batı” okumaya değer.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.