Çocuğun sahibi olmak, rol model ve ayna nöronlar


Dr. Murat Yürükcü

Dr. Murat Yürükcü

23 Haziran 2020, 13:05

Merhabalar, kıymetli dostlarım.

Bugün sizin gündeminizde ne var bilemem ama benim yazımla ilgili gündemim, sizlerden bana ulaşan bazı sorunlarla ilgilidir.

Bunlardan birincisi, çocuğun sahibi olmak konusudur. Kulağa hoş geliyor ama yanlış denince çok itiraz geliyor.

 Anlatabilmek gerçekten zor. Neyse deneyelim yeniden.

Bazı ebeveynlerden duyarsınız, şöyle derler:

Çocuk benim çocuğum değil mi?

Ne istersem, nasıl istersem öyle yetiştiririm, istediğimi yaparım!

Hani yazarız veya söyleriz işte; iki çocuk, üç çocuk sahibiyim diye.

Doğru mu peki? Anne, baba çocuğun sahibi mi?

Yasal olarak belki senin, yani sorumluluğu senindir aslında.

Yok dostum, bu düşünceyle yetiştirilen çocuktan önce sana, sonra bu vatana millete hayır gelmeyecek inan buna.

Çocuğun sahibi olmak?

Arabanın, evin, çantanın, bilgisayarın sahibi olmak!

Benim değil mi istediğimi yaparım dersin sonra bu akılla. Deme böyle!

Geçici bir süreliğine emanet olduğunu düşün bir an için. Emanet bırakılan bir eşya gibi sana?

Sahibi gibi görürsen kendini o yavrunun, ah yavrum, vah yavrum!

Oysa sen sadece bir emanetçisin. Çocuğun sahibi değil, emanetçisisin.

Emanet eden bir gün emanetini sağ salim geri isteyebilir.

Zaten büyüyünce,7890 yuvadan kuş misali uçup artık kendi başının çaresine bakacak.

O zaman, nasıl kendine göre yetiştireceksin. Toplumdan, toplum içinde yaşamaktan anlamayan bir bencil yetiştirmişsen sana kim sevgi ve saygı duyacak?

Sorulardan bir buydu. Yani hepimiz, birbirimize emanetiz bu dünyada. Eşyadan başka hiçbir şeyin sahibi değilsin. O da bir süreliğine yani geçici. Unutma!

İkinci konu ise, bazı çocuklar anne babalarının davranışlarını adeta ciddiye almazlar. Şikayet şöyle oluyor:

Soruyorum, öğreniyorum, davranışlarım, yaklaşımlarım doğru ama çocuğum beni örnek almıyor. Ben onun için rol model olamıyorum.

Doğrudur. Peki, neden doğrudur? Doğru olan nedir? Şudur:

Mesela, bir çocuk okulda dersine giren din kültürü dersi öğretmenini severse, o ders kapsamında öğretilen bilgileri de öğretmenine olan sevgi ve saygısından dolayı severek öğrenir ve başarılı olur. Matematik öğretmenini severse matematik dersine daha çok çalışır ve başarma ihtimali artar. Dolayısıyla bir çocuk, sevmediği, saygı görmediği birine sevgi ve saygı duymaz. Öğreneceği şeyleri de ciddiye almaz.

Ben çocukluk döneminde, yazları cami kursuna giderdim ve hep sıra dayağından geçerdik. Ne oldu, işte bir kuşak böyle kaybedildi. Dini eğitim, önüne gelen herkesin yapabileceği bir şey midir? Çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde sevmekte zorlanabilirler bu durumda bazı davranışları.

 Öğretmenini sevmiyorsa anlattıklarını da sevmemeyi tercih edebilir. Anneyi babayı sevmiyorsa sözünü dinlemeyebilir, örnek almayabilir. Anladığınız üzere sevgi ve saygıya dayanmıyorsa ilişkiniz evdeki eğitim, okuldaki eğitim, camideki eğitim; sorumluluk sahibi, ışıl ışıl zekalı, çalışkan, mutlu, saygılı insanlar maalesef yetiştiremiyor.

Gelelim işin bilimsel alt yapısına yani ayna nöronlara.

1935 yılından günümüze yapılan araştırmalarda beynin ön kısmındaki bazı nöronların taklit etme, benzetme, davranışı kopyalama anlamında- bazı davranışlar ortamdayken- aktifleştiğini göstermiştir. Yani yanınızdaki bir insanın sizden bir şeyler öğrenmesini istiyorsanız; sevgi, saygı, huzur, kendini güvende hissetme gibi duyguları yaşatmalısınız.

Yoksa yetiştirirken; her şeyi eleştirerek, hata yapmasına tahammül etmeyerek, aşırı kuralcı ve sınırları çok sert çizerek yapacağınız davranışlarla -kusura bakmayın- daha çok bekleriz aradığımız insan kalitesini.

Unutulmaması gereken nokta, bunlar cehalet içinde yapabilecek türden işler değil.  Yediği önünde, yemediği arkasında diyorsan bu çağda…

Ben de diyorum ki bu çağda, gölge etmeyin başka ihsan istemez. Bu cümle de bir başka okuyucumuza cevap olsun böylece.

Hoşça kalın.

Saygılarımla.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Turna görgü - 3 hafta önce
Değerli bilgileriniz için teşekkür ediyorum
Balık vermeyi değil tutmayı öğretmek hayata hazırlamak en büyük Erdem rabbim yardımcımız olsun
Avatar
Meryem Gençer - 3 hafta önce
Bütün ebeveynlerin okuması gereken bir yazı olmuş hocam.Kaleminize sağlık hocam.