Günümüz Ebeveynleri ve Çocuklar..


Arzu Yaman

Arzu Yaman

09 Eylül 2019, 09:36

Günümüz ebeveynleri oldukça dertli. Kime dokunsam bin ah işitiyorum. Örnekler benzer, şikayetler aynı. Zaman zaman üzerine düşündüğüm bir mevzudur, ebeveynlerin çocuklarıyla olan ilişkileri. Çocukluk döneminden tutun, ergen dönemi de dahil olmak üzere, problemler katlanarak ve form değiştirerek devam ediyor. Anne babalar grift olmuş ilişkinin içinde yolunu kaybetmiş ve akıntıya bırakmışlardır kendilerini.

‘Balık baştan kokar’ aslında. Anaokulunda eğitim veren bir arkadaşıma konuyla ilgili fikrini sorduğumda, onu daha da dertli gördüm. Gülümsemeden edemedim, trajikomik bir durum. Çocuklardan ziyade, anne babalardan şikayetçiydi. Yıllarını eğitime vermiş bir insanın günümüz ebeveynleriyle ilgili bıkkınlık dolu sözleri, düşündürücüydü.

Çocuk, bir hamur olarak dünyaya gelir, şekillendirilmek üzere ellerinize teslim edilir. Onun ruhunun heykeltıraşı siz olursunuz, biz yetişkinler. Ne büyük bir sorumluluk ! Doğuştan getirdiği bir takım karakter özellikleri olmakla birlikte, sizin onu şekillendirmenizle, yönlendirmenizle şahsiyetini kazanır. Bunun yanı sıra aile içi iletişim, çevre ve okul seçimiyle bütünlük sağlanır.

Kaç kişi çocuk yetiştirmenin öneminin farkında ? Şöyle bir çevremize baksak, doğru örnek bulabilir miyiz ? Herkes söylem olarak son derece idealist ve kusursuz anne baba. Uygulamaya gelince, maalesef sınıfı geçecek olan çok az.  Eğitimci arkadaşımın güzel bir önerisi vardı. İnsanlara, tıpkı araba sürmek için nasıl ki ehliyet veriliyor, bunun için sınava tabi tutuluyor, anne baba olmak isteyenleri de bir sınava tabi tutmalı demişti. Uygulanabilirliği şu an için mümkün olmasa da, anlamlı bir öneriydi bence. Salt kültürel bir tutumla ya da mahalle baskısıyla, bir statü kazanmak amacıyla ebeveyn olmanın önüne geçilse ne güzel olurdu.

Kendi şahsi bütünlüğünü sağlamadan, bir çocuğun şahsiyetini teslim etmek bir anne babaya, adeta cinayet. Çiftlerin, belli bir olgunluk seviyesine ulaşması, aralarındaki tutum birlikteliği son derece önemli. Aksi takdirde çocuk, karı koca arasında futbol topuna dönüyor. Ego savaşları çocuklar üzerinden yürüyor.

Hayatın merkezinde çocuklar var. Dünya onların etrafında dönüyor. Dolayısıyla çocuk, tüm hayatı boyunca dünyanın kendi etrafında döneceğini sanıyor. Ta ki, bunun böyle olmadığını anlayacağı ilk hayal kırıklığına kadar. Egolar inanılmaz şişkin, yokluk duygusuyla yüzleşmemiş, incinmekle tanışmamış genç dimağlar.. Daha nicelerini sıralamak mümkün.

Nereye gidiyoruz böyle ? El birliği ile çocukların geleceğine dinamit koyuyoruz. Modern yaşamın koşulları, kadını iş hayatına daha çok kattı. Çocuğun yetişmesinde en büyük katkısı olan anne, çocuğuna ve evine yeterince vakit ayıramaz oldu. Dolayısıyla, eksik kalan ilgiyi telafi etmek için çocuğunu hediyelere boğmaya, ne isterse emir telakki etmeye başladı. Henüz nefis kontrolü nedir bilmeyen çocuğun ise canına minnet. Sadece çalışan anneler için geçerli değil bu elbet, mutsuz evliliğin olduğu ailelerde de yetişkinler, çocuğa her türlü maddi imkanı sunarak, hatta imkanlarının da üzerinde şartları zorlayarak, çocuğa yalancı ve sadece maddeye dayalı bir hayat sunuyor. Nereye kadar ? Geç gelen farkındalığın kimseye faydası yok. Ağaç, yaşken eğilir.

Ergenlik dönemine gelen çocuk, kendini bambaşka bir ruh hali içinde buluyor, kimlik bunalımı yaşıyor. Değişen hormonlarının ona kazandırdığı yeni ruh haline uyum sağlamaya çalışırken, hata üzerine hata yapıyor. Ailesinin varlığına, desteğine en çok ihtiyaç duyduğu dönemde yalnızlaşıyor. Hayat koşuşturmasına kapılmış ebeveynler, gencin duygusal ihtiyaçlarını ıskalıyor ve genç, yalnızlığını giderecek birilerinin arayışına giriyor. İşte en çok hatalar da bu dönemde yapılıyor.

Eğitim, süresiz bir iş. Yaşam, sürekli bir değişim ve gelişim içinde. Anne babaların kendilerini sürekli güncel tutmaları elzem. Aksi takdirde çocuklara ulaşmak, zamanı yakalamak ve çağa ayak uydurmak mümkün değil. Her bir yeni jenerasyon, kendini farklı bir konseptle ifade ediyor. Anlamak için yakın olmak lazım, yakın olmak için bilmek lazım. Yoksa, ‘Biz çocuğumla arkadaş gibiyiz’ demek, kavramlara zoraki anlamlar yüklemekten başka bir şey değildir.

Bizim kültürümüzde hoşlanmadığım bir söylem vardır. ‘Benim söylediğimii yap, ama benim yaptığımı yapma’ . Genelde olumsuz durumların örneklemesinde söylenir. Halbuki, denilenden ziyade, yapılan eylemler ya da tutumlar örnek alınır. Örneğin; kitap okumayan bir annenin, çocuğuna kitap okuması yönünde telkinlerde bulunması, ya da daha zengin ve güçlü bir imaj oluşturmak amacıyla lüks araç kullanan bir babanın, marka ürünler giymek istediği için çocuğunu eleştirmesi yersiz ve tutarsızdır. ‘Pembe’ sıfatını takarak, çocuğuna söylediği yalanları masumlaştıran ebeveynin, ondan dürüstlük beklemesi boşunadır.

Kainatta hiçbir söz ve eylem kaybolmaz. Bizler, spesifik olarak hatırlamasak da bilinçaltında, zihinlerde tortusu kalır. Dolayısıyla, çocukları ve gençleri değerlendirirken, onların bizlerin aynası olduğu unutulmamalıdır. Zamanın birinde, ektiğimiz tohumların filizleridir onlar.

Modern hayatın küçük tanrıları oldu çocuklar. Anne babalar o derece tapar oldular onlara. Sevgide de ölçüyü kaçırmamak lazım. Ne denir, ‘Sevmen aşırı, sevmemen yıpratıcı olmasın’ her şeyin ortası karar, dengede fayda var. Kendi kişisel egolarımızı da sevgi sözcüğüne giydiriyoruz.

At yarışına sokuyoruz çocukları adeta. Kim daha çok puan aldı sınavda, kim hangi okula yerleşti, kim daha iyi maaşlı işte çalışıyor, kim daha güzel ya da yakışıklı vs… örnekleri çoğaltmak mümkün. Hep daha iyiye koşulluyoruz çocukları, daha mutlu bir çocuk olmak, ıskalanıyor. Çünkü aileler, çocuğun sahip olacağı o daha iyi vasıflarla kendilerini tatmin ediyorlar aynı zamanda. Bu uğurda her türlü ödül verilir, bonkör davranılır. Aileler geçmişte kendilerinin mahrum kaldıkları imkanları, çocukları için sonuna kadar seferber ediyorlar. Acaba bu yaklaşım, onları tembelliğe teşvik ediyor olabilir mi ? İstisnalar elbette vardır, ama adı üstünde onlar birer istisnadır.

Özgüven mevzusu var bir de; çocuklar, gençler ya özgüven eksikliği yaşıyor ya da özgüven patlaması. Özgüven eksikliği, anne babanın fazla korumasında kalan çocuklar için söz konusudur. Çocuk, kendi başına ne karar alabilir ne de bir eylemde bulunabilir. Çocuğunu sürekli bir koruma güdüsüyle yetiştiren, yaşam konforunu abartan aileler, çocuğun kendi başına iş yapabilirliğini köreltir. Özgüven patlaması ise; kendi gerçeğinin, potansiyelinin farkında olamamış birinin zaman zaman aile ya da çevre etkisiyle de kendini aşan eylemlere yönelmesine sebebiyet verir. Her şeyi yapabileceğine inanır. Dolayısıyla, bu bir hayal kırıklığıdır. Çünkü yeteneklerinin farkında olan genç, yapabileceği işe yönelir ve zaman kaybetmez. Başarı, bir işe karşı olan ilgi ve yetenekle gelir. Çocuklar adına ise bu seçimi yetişkinlerin yapması önem kazanır zira, çocuğun potansiyelini ve yetkinliğini tespit etmek gerek.

Çocuklara, ne yapacaksa kendi geleceği için yapmış olacağı bilinci kazandırılmalı. Aslolan, yaptığı işte kendini mutlu hissetmesi, vicdanının rahat olmasıdır. Yaşadığı topluma kattığı değer ölçüsünde tatmin yaşamak ilke edilmeli. Hayat içinde kendini doğru yerde konumlandırması şart, aksi takdirde mutluluk da başarı da bir hayaldir.  Büyükler olarak, çocuklarla ve gençlerle olan ilişkimizi gözden geçirsek ve yeniden yapılandırsak nasıl olur acaba …

Bi’Mola;

Bi mola vermek isteyenler için Miguel de Cervantes’den ‘Don Kişot’,  okumaya değer..

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.