AKSARAY’A VEFA FİDANI DİKEREK BEYAZ ATLAR ÜLKESİ KAPADOKYAYA VEDA EDİYORUZ…



Bazı şehirlerden ayrılırken sadece valizinizi değil, hatıralarınızı da yanınıza alırsınız. Aksaray da benim için böyle şehirlerden biri…
Aksaray’ı ilk kez 1983 yılında görmüştüm. 1996 yılında ise Türkiye Gazeteciler Cemiyetleri Başkanlar Toplantısı vesilesiyle yeniden Aksaray’daydım. Aradan geçen yıllar içinde Aksaray’ın benim gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda çok ayrı ve özel bir yeri oldu.
Şimdi, 30 yıl sonra, değerli gazeteci arkadaşım Abdülkadir Ay Bey’in davetiyle yeniden Aksaray’dayız. 30 yıldır görmediğimiz dostlarımızla buluştuk, sohbet ettik, hasret giderdik. Eski günleri yâd ettik.
Bu ziyaretimizde Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı, değerli arkadaşım Doç. Dr. Veysel Çakmak Bey’in rehberliğinde Aksaray’ı yeniden keşfettik. Tarihi eserleri, camileri, kültürel mirası, üretim ve medeniyet izlerini belgesel tadında görüntüledik.
Azm-i Millî Un Fabrikası, tarihi camiler ve Aksaray’ın kadim medeniyet mirası bize bir kez daha gösterdi ki; Aksaray, tarih, kültür, sanat, üretim ve turizm açısından mutlaka görülmesi gereken şehirlerimizden biri.
Ve bugün Aksaray’a bir fidan dikerek veda ediyoruz.
https://www.facebook.com/share/oSbX5cQY/?mibextid=wwXIfr
Orman İşletme Müdürlüğümüzden temin ettiğimiz fidanımızı, Aksaray’a hâkim bir tepede toprakla buluşturduk.
Biz bu fidanı sadece toprağa değil, Aksaray’a bıraktığımız bir hatıraya, dostluğa ve geleceğe diktik.
Aksaray’ın hatırası artık bu fidanda yaşayacak.
Ayrıca bu güzel buluşmada takdim edilen ödül ve plaket, benim için ayrı bir anlam taşıyor. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Aksaray’da gerçekleştirdiğimiz belgesel çalışmalarımızı da Aksaraylı hemşehrilerimize bir armağan olarak bırakıyoruz:
“Aksaray – Kapadokya’da Selçuklu Medeniyeti” başta olmak üzere hazırladığımız belgesellerle Aksaray’ın tarihini, kültürünü ve medeniyet mirasını kayıt altına almaya devam edeceğiz.
Aksaray’dan ayrılırken şunu özellikle ifade etmek istiyorum:
Fahri Aksaraylı olarak Aksaray’ı ve Aksaraylı dostlarımızı hiçbir zaman unutmayacağız.
Bugün diktiğimiz fidan büyüyecek…
Çektiğimiz belgeseller geleceğe kalacak…
Kurduğumuz dostluklar ise gönüllerimizde yaşayacak.
Bu güzel buluşmaya vesile olan değerli gazeteci arkadaşım Abdülkadir Ay Bey’e, Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Doç. Dr. Veysel Çakmak Bey’e, Aksaray Üniversitesi’ne, Orman İşletme Müdürlüğümüze ve emeği geçen bütün dostlarımıza gönülden teşekkür ediyorum.
Aksaray’a veda ediyoruz ama Aksaray’ı gönlümüzden çıkarmıyoruz.
Bir başka belgeselde, bir başka hatırada yeniden buluşmak dileğiyle…
Belgeselci İsmail Kahraman
“Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak…”
#Aksaray #AksarayÜniversitesi #Belgesel #Devrialem #SelçukluMedeniyeti #Kapadokya #Gazetecilik #Belgeselcilik #FidanDikimi #FahriAksaraylı #AzmiMilli #İletişimFakültesi
—-
KAYSERİDEN AKSARSYA KAPADOKYADA BELGESEL TADINDA KÜLTÜR TURU
KAPADOKYA: TARİHİN, KÜLTÜRÜN VE DOĞANIN BULUŞTUĞU COĞRAFYADA BELGESEL ÇEKMEK
Evliya Çelebi’nin izinde Kapadokya’da tarih, kültür, gastronomi, sağlık, doğa ve inanç turizmi
Kapadokya denilince akla ilk olarak peri bacaları, yeraltı şehirleri, kayalara oyulmuş kiliseler ve gökyüzünü süsleyen sıcak hava balonları geliyor. Ancak Kapadokya, sadece fotoğraf çekilecek güzel manzaralardan ibaret değildir.
Kapadokya, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan büyük bir tarih ve kültür coğrafyasıdır. Bu topraklarda doğa ile insan, tarih ile kültür, inanç ile sanat adeta iç içe geçmiştir.
Bir belgeselci gözüyle Kapadokya’ya baktığımızda karşımıza yalnızca peri bacaları değil, Anadolu’nun binlerce yıllık medeniyet birikimi çıkar.
Kapadokya ne demek?
“Kapadokya” adı, tarihî kaynaklarda Pers dönemine kadar uzanan Katpatuka adıyla ilişkilendirilir. Geleneksel olarak bu kelime “güzel atlar ülkesi” şeklinde açıklanır.
Ancak kelimenin etimolojisi konusunda farklı görüşler de bulunmaktadır. Bu nedenle “Kapadokya kesin olarak güzel atlar ülkesidir” demekten ziyade, bunun yaygın kabul gören tarihî açıklamalardan biri olduğunu belirtmek gerekir.
Bugün Kapadokya denildiğinde ise özellikle Nevşehir merkezli olmak üzere Kayseri, Aksaray, Niğde ve Kırşehir’in bazı bölümlerini içine alan daha geniş tarihî ve coğrafi bölge akla gelir.
Kapadokya’nın en büyük özelliği ise insan eliyle şekillenen kültür ile milyonlarca yıllık jeolojik oluşumların aynı coğrafyada buluşmasıdır.
TARİHİN İZİNDE KAPADOKYA
Kapadokya, Anadolu’nun en eski yerleşim bölgelerinden biridir.
Hititlerden Perslere, Helenistik dönemden Roma ve Bizans dönemlerine, Selçuklulardan Osmanlılara kadar birçok medeniyet bu coğrafyada iz bırakmıştır.
Bölgenin jeolojik yapısı, insanların kayaları kolayca oyarak evler, ibadet mekânları, manastırlar, depolar ve savunma alanları oluşturmasına imkân sağlamıştır.
Özellikle Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirleri, insanın tabiat şartlarına karşı geliştirdiği mimari çözümlerin en dikkat çekici örneklerindendir.
Kapadokya’nın tarihini araştırırken yalnızca yeraltı şehirlerine değil; kaya yerleşimlerine, kervansaraylara, medreselere, camilere, hanlara, hamamlara ve Selçuklu-Osmanlı dönemlerinden kalan eserlere de bakmak gerekir.
Çünkü Kapadokya, sadece Hristiyanlık tarihi açısından değil, Türk-İslam medeniyeti açısından da önemli bir kültür coğrafyasıdır.
KÜLTÜR TURİZMİ: KAYALARA YAZILAN MEDENİYET
Kapadokya’da kültür turizminin en önemli unsurlarından biri kaya mimarisidir.
Göreme, Uçhisar, Avanos, Ürgüp, Zelve, Çavuşin ve çevresindeki kaya yerleşimleri, bölgenin kendine özgü kültürel kimliğini ortaya koyar.
Göreme Açık Hava Müzesi’ndeki kaya kiliseleri ve freskler, erken Hristiyanlık ve Bizans dönemlerinin önemli sanat mirasları arasındadır.
Diğer taraftan Selçuklu döneminde Anadolu’yu doğudan batıya bağlayan ticaret yollarının üzerinde bulunan Kapadokya, kervansaraylarıyla da dikkat çeker.
Bu yönüyle Kapadokya’yı gezerken bir tarafta Bizans ve erken Hristiyanlık mirasını, diğer tarafta Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinin izlerini görmek mümkündür.
GASTRONOMİ TURİZMİ: TOPRAKTAN SOFRAYA KAPADOKYA
Kapadokya’nın kültürel zenginliği mutfağına da yansımıştır.
Bölgenin tarım ürünleri, iklimi ve geleneksel yemek kültürü kendine özgü bir gastronomi mirası oluşturmuştur.
Testi kebabı, Kapadokya denilince akla gelen en bilinen yöresel yemeklerden biridir. Bunun yanında mantı çeşitleri, bulgur yemekleri, kabak çekirdeği, üzüm ve üzüm ürünleri, pekmez, köftür ve yöresel hamur işleri bölgenin gastronomi kültürünün önemli parçalarıdır.
Özellikle Avanos çömlekçiliği, gastronomi ile kültür arasındaki ilişkinin güzel örneklerinden biridir.
Toprak kaplarda pişirilen yemekler, yemeğin kendisi kadar pişirme kültürünü de yaşatmaktadır.
Üzüm bağları ve şarap kültürü de Kapadokya’nın tarihî ve ekonomik hayatında önemli bir yere sahiptir.
Dolayısıyla Kapadokya’ya gelen ziyaretçi yalnızca tarihi eserleri görmemeli; bölgenin mutfağını ve geleneksel üretim kültürünü de tanımalıdır.
DOĞA TURİZMİ: PERİ BACALARININ ÖTESİNDE
Kapadokya’nın en büyük turizm değerlerinden biri hiç şüphesiz doğasıdır.
Milyonlarca yıl önce Erciyes, Hasan Dağı ve çevredeki volkanik faaliyetlerin oluşturduğu tüf tabakaları, zaman içerisinde yağmur ve rüzgârın aşındırmasıyla bugünkü benzersiz görünümüne kavuşmuştur.
Ortaya çıkan vadiler, kaya oluşumları ve peri bacaları Kapadokya’ya dünyada eşine az rastlanan bir görünüm kazandırmıştır.
Ihlara Vadisi de bu doğal ve kültürel mirasın önemli parçalarındandır.
Aksaray sınırları içerisindeki Ihlara Vadisi, Melendiz Çayı’nın oluşturduğu derin vadi yapısı, kaya kiliseleri ve doğal güzellikleriyle Kapadokya’nın geniş coğrafi ve kültürel bütünlüğünün önemli bir parçasıdır.
Vadilerde yürüyüş yapmak, kaya oluşumlarını incelemek ve bölgenin sessizliğini dinlemek, Kapadokya’nın doğasını keşfetmenin en güzel yollarından biridir.
İNANÇ TURİZMİ: KAPADOKYA’NIN MANEVİ MİRASI
Kapadokya aynı zamanda önemli bir inanç turizmi merkezidir.
Özellikle erken Hristiyanlık döneminde bölge, manastır hayatı ve dinî eğitim açısından önemli merkezlerden biri olmuştur.
Göreme, Zelve, Çavuşin ve çevresindeki kaya kiliseleri, manastırlar ve freskler bu dönemin izlerini günümüze taşımaktadır.
Ancak Kapadokya’nın inanç mirası sadece tek bir dönem veya tek bir din üzerinden okunmamalıdır.
Türklerin Anadolu’ya yerleşmesiyle birlikte bölgede Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait camiler, türbeler, medreseler ve diğer vakıf eserleri de meydana gelmiştir.
Bu nedenle Kapadokya, farklı dönemlerin ve inançların izlerini bir arada okuyabileceğimiz önemli bir Anadolu medeniyet coğrafyasıdır.
SAĞLIK VE İYİLİK TURİZMİ
Kapadokya’nın turizm potansiyeli tarih ve doğa ile sınırlı değildir.
Temiz hava, doğal yürüyüş parkurları, vadiler, termal kaynaklara yakın bölgeler ve sakin kırsal yaşam, günümüzde gelişen sağlık ve iyi yaşam turizmi açısından da değerlendirilebilir.
Özellikle doğa ile iç içe geçirilen zaman, yürüyüş, dinlenme ve geleneksel yaşam kültürünün deneyimlenmesi, Kapadokya’nın alternatif turizm potansiyelini artırmaktadır.
Burada sağlık turizmi ile medikal turizmi birbirinden ayırmak gerekir. Kapadokya’nın güçlü olduğu alan daha çok doğa, dinlenme, iyi yaşam ve rehabilitasyon odaklı turizm imkânlarının değerlendirilmesidir.
VAKIF MEDENİYETİ VE KAPADOKYA
Kapadokya’yı Evliya Çelebi’nin izinde gezerken üzerinde özellikle durulması gereken konulardan biri de vakıf medeniyetidir.
Anadolu’da yolcuların konaklaması için hanlar ve kervansaraylar yapılmış, camiler, medreseler, imarethaneler ve çeşitli sosyal yapılar vakıflar aracılığıyla yaşatılmıştır.
Bu eserler, geçmişte turizmin bugünkü anlamıyla bulunmadığı dönemlerde bile insanların yolculuklarını kolaylaştıran bir sosyal dayanışma sisteminin parçalarıydı.
Bugün Kapadokya’nın kültür turizmini geliştirirken bu vakıf eserlerini de tarihî bütünlük içerisinde değerlendirmek gerekir.
KAPADOKYA’YA BELGESEL GÖZÜYLE BAKMAK
Bir gazeteci ve belgeselci için Kapadokya, başlı başına bir açık hava stüdyosudur.
Burada her taşın, her vadinin, her kaya kilisesinin ve her eski yolun anlatacak bir hikâyesi vardır.
Bir tarafta milyonlarca yıllık jeolojik geçmiş…
Diğer tarafta binlerce yıllık insanlık tarihi…
Bir tarafta yeraltı şehirleri…
Diğer tarafta Selçuklu kervansarayları…
Bir tarafta kaya kiliseleri…
Diğer tarafta camiler, türbeler ve vakıf eserleri…
Ve bütün bunların arasında yaşayan geleneksel mutfak, el sanatları, tarım, bağcılık ve insan hikâyeleri…
İşte Kapadokya’yı asıl değerli kılan da bu büyük bütünlüktür.
SONUÇ: KAPADOKYA SADECE GÖRÜLECEK DEĞİL, ANLATILACAK BİR MEDENİYETTİR
Kapadokya’yı sadece peri bacaları ve sıcak hava balonlarıyla tanıtmak, bu büyük coğrafyanın sahip olduğu kültürel mirasın önemli bir bölümünü görmezden gelmek olur.
Kapadokya;
tarihtir,
kültürdür,
doğadır,
inançtır,
gastronomidir,
el sanatlarıdır,
vakıf medeniyetidir,
insan hikâyeleridir.
Bu nedenle Kapadokya’nın gelecekteki turizm anlayışı, yalnızca daha fazla ziyaretçi getirmeye değil; gelen ziyaretçinin bölgede daha uzun süre kalmasına, daha fazla yer keşfetmesine, yöresel kültürü tanımasına ve bu medeniyet mirasını anlayarak ayrılmasına dayanmalıdır.
Evliya Çelebi’nin yüzyıllar önce Anadolu yollarında yaptığı gibi bugün de Kapadokya’yı yeniden keşfetmeye ihtiyacımız var.
Çünkü Kapadokya, sadece gezilecek bir coğrafya değil; okunacak, araştırılacak, belgelenip gelecek nesillere aktarılacak büyük bir Anadolu medeniyet kitabıdır.
Benim için belgeselcilik de biraz budur:
Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak…

