AN BU AN



Herşeyin bir sırası vardır. Vaktinden önce çiçek açmaz. Yapmak istediklerimize dair tatlı tatlı hayaller kurarız ve hemen olsun isteriz.Oysa binanın üst katına ulaşmak için öncelikle katları basamak basamak tırmanmalı.

Hayatta herşey tedricen ilerler. Arap yarımadasının en karanlık dönemi olan cahiliye devrine bir güneş gibi doğan son din İslâm,nasıl geldi dersiniz? Kadının meta olarak kullanıldığı,her türlü ahlâk yoksunluğunun yaşandığı zamanda Efendimiz, “namaz kılın,oruç tutun, zekât verin” mi dedi??

Namaz,hicretten (622) bir buçuk yıl önce farz olmuştur.

Oruç,hicretin ikinci yılında,

zekât;hicretin dokuzuncu yılında…

Peki ya peygamberlik ne zaman gelmişti? 610 yılında! Yani aşama aşama ahlâk zemininin oturmasına ve ebediyet idrakinin oluşmasına  fırsat tanınarak, sosyal hayattan ibadete revize edilmiştir yaşam…Efendimiz (S.A.V) öncelikli olarak insan olmanın değerine binaen hayatı yapılandırarak başladı.En baştan…Temizlik adabından güzel ahlâka,namaz demeden önce yaklaşık on yıl sadece insana yaraşır yaşama konusunda örnek olarak toplumu irşad etti.

(23 yılda tamamlanmıştır İslâmiyet)

Sonra aşama aşama,insanlık ibadetlerle süslendi,insan-ı kâmil olma yolculuğu başladı. Bir çocuğun on yaşında namaza alıştırılması tavsiyesi de bir hikmet barındırıyor şüphesiz.

Efendimiz (S.A.V), o karanlıktan parlayan yıldızlara dönen ashabı için şöyle buyuruyor;

“Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidayete erersiniz.” (Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-ummal, h. no: 1002)

Ahlâkî gelişimi tamamlanan ashaba,nakış nakış kulluk şuuru işlenmiş,sıra ebediyet azığı hazırlığının öğretilmesine gelmişti.

Hz.Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Kendisi ağaç dikerken yanına Rasûlullah (S.A.V) uğrar ve:

– “Ey Ebu Hüreyre! Şu diktiğin nedir?” der.

– “Kendim için bir fidan dikiyorum” cevabını verir. Aleyhissalatü vesselam,

-“Sana, senin için daha hayırlı dikilecek bir fidan göstereyim mi?” buyurur.

 Ebu Hüreyre;

-“Göster, ey Allah’ın Resulü!” der.  Bunun üzerine sallallahu aleyhi ve sellem:

-“Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber (Allah bütün noksan sıfatlardan münezzehtir, bütün hamdler ona mahsustur.Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür) de! Bunu söylersen her bir kelimesi için sana cennette bir ağaç dikilir”buyurur.

Artık ağaç dikmenin güzelliğini sindirmiş olan ashap,ebediyetini de güzelleştirecek formüllerle kulluğunu cilâlıyor yani.

“Kıyâmet kopuyor olsa ve birinizin elinde bir fide bulunsa, kıyâmet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın!” (Ahmed, III, 191, 183)

Sadece fidan dikimi olarak algılamamalı bu hadis-i şerifi. İnsan bir güzelliğe vesile olacağını biliyorsa dünya hayatı noktalanana değin çabalamalı ki, Azrail(a.s) geldiğinde,Allah’ın razı olacağı bir hâlde bulsun bizi.

Ömür denilen şey,Allah’ın razı olacağı şeyleri yapabilme çabası değil midir?

Son ana kadar hep güzele meftun,hep güzellik için çalışan ve ebedî güzelliği arzulayan bir ruh gerek bize.

Bu bir yolculuk!Güzeli bulmak,güzel olmak değil amaç sadece,güzel dairesinde güzelliğini de muhafaza edebilmek…

Geçtiğimiz günlerde ,dostlarımla buluştuğumuz mekân,rahmetli babacığımın yıllarca işlerini yaptığı konaktı.Arkadaşıma;

-“Yanlış hatırlamıyorsam ….Teyze’nin evi olmalı bu ev.Babam önünden geçerken bahsederdi” dedim.

Arkadaşım;

-“Şu hanım işletmecisi,masamıza gelince sor istersen” dedi.Sorduğumda aldığım cevap yüreğimi gamzelendirdi,ruhumda kelebekler uçuşturdu,yüzüme özlem dolu bir tebessüm yerleştirdi.

-“Yaaa! Demek babanızdı.Biz hâlâ bu işi kim yaptıysa ne ustaymış,çok kaliteli işler çıkarmış” dedi hanımefendi.

Babacığımın sesi yankılandı kulaklarımda;

-“Bize helâl rızık lâzım kızım. Kimseyi boş yere bekletmemeli.Teslim ettiğimiz işi kusursuz teslim etmeli.”

İşte bu bilinç, ne iş yaparsanız yapın kul hakkından uzak ve kaliteli çalışmaktır. Cisminiz dünyadan ayrılalı on dört yıl olsa da,hayırla ve dua ile anılma vesilesidir.

Gerçekten anlatmaya çalıştığım şeyin özeti tadında oldu bu durum.Her ne iş yapıyorsanız en iyisini, en güzelini yapma konusunda ustalaşmak…

Bir tencere çorba karıştırıyorsanız; dünyanın wn lezzetli,şifalı çorbasını yapmaya niyet edin.

Bir bina yapıyorsanız; en kaliteli işi siz ortaya koyun.

Bir dostunuzun derdini dinliyorsanız; sırdaşlık için tercih edilecek tek insan sizi olun.

Insanlığınızı cilâlarken,kulluğunuzu da parlatma kapısı aralayın kendinize.

Çorba en lezzetli olmak üzere karıştırılırken; “Ya Rabbi!Yiyenlere şifa olsun,ibadete kuvvet olsun” diyerek dua ile taçlandırsak!

Bina heybetiyle göğe yükselirken; “Ya Rabbi!Senin azametin herşeyin üzerindedir. Sen herbir hâneyi rızanla,süsleyecek amellerle zenginleştir” desek!

Bir yaraya merhem olmaya talip iseniz; “Allah’ım!Vereceğin her hayra muhacım.Yüreklerin devası olmaya vesile eyle bu acizi de,sadece rızan için ” diye açsak ellerimizi!

Ellerimiz güzellikler için uzanırken çevremize,ruhumuz sadece sana meftun olsa! El kârda,gönül Yâr’da tadında…

Kıyametin kopacağı an olsa dahi,son bir güzellik için çabalasak,sadece senin için Allah’ım.

Sevgili dostlar; nereden geldiğinin,nereye gideceğinin,neye talip olduğunun şuurunda bir ömür duası ile.Bâki hürmetler…