ANADOLUDA KÖYLER VE KÖY EVLERİNDE TARİHİ TANIKLIK EDEN SİYAH BEYAZ FOTOĞRAFLAR BELGESEL TADINDA CANLI YAYINDA



Köy Evlerinin Sessiz Tanıkları: İlyas Dede ve Rukiye Ana
https://www.facebook.com/share/Hr8qN3gS/?mibextid=wwXIfr
Anadolu’daki köy evlerinin duvarlarında asılı duran her fotoğraf, bir ailenin ve memleketin hafızasını taşır. Ankara Nallıhan’ın Yeşilenis köyündeki bu tarihi ev de 1942 yılında inşa edilmiş, nice yaşanmışlığa ve mücadeleye şahitlik etmiştir.
Videoda hikayesi anlatılan Rukiye Ana, 1914 yılında dünyaya gelmiştir. Babası I. Dünya Savaşı’na giderken henüz 40 günlük bir bebek olan Rukiye’yi annesi Hatice Hanım’a emanet etmiş ve cephede şehit düşmüştür. Şehit kızı olarak büyüyen Rukiye Ana, Türkmen soyundan Alaaddin Dede’nin oğlu İlyas Dede ile hayatını birleştirmiş; Hüseyin, Nurettin, Alaaddin Ahmet ve Hatice adındaki dört evladını yetiştirmiştir.
Sizler de kendi aile tarihinizde unutamadığınız hikayeleri veya köy evinizdeki hatıraları yorumlarda paylaşabilirsiniz.
TGRT Belgesel TV Yayın Saatleri:
Her gün: 08:00 | 13:00 | 03:00
Dijital Kanallarımız ve Arşivimiz:
- Resmi Web Sitemiz ve Kitap Arşivi: www.ismailkahraman.net
- Çalışmalarımız: www.iktav.com
- YouTube Belgesel Kanalı: TV Devri Alem
- İKTAV Yayıncılık Arşivi: Belgesel Yayıncılık
- Basılı Eserlerimiz: Kitapyurdu – Devri Alem Yayınları
- Haber Portalımız: www.kocaelihaberportali.com
- Gazete Portalımız: www.gebzegazetesi.com
ankara #nallıhan #yeşilyurt #dede #ismailkahraman
—-
BELGESELCİ İSMAİL’İN GEZİ NOTLARI
Nallıhan’ın Ahşap Evlerinde Geçmişin İzinde
Ankara’dan Nallıhan’a doğru uzanan yollarda ilerlerken, insan yalnızca bir ilçeye gitmiyor. Anadolu’nun derinliklerine, geçmişten bugüne uzanan bir kültür coğrafyasına doğru yolculuk yapıyor.
Benim için her yolculuk, biraz da geçmişin izlerini arama yolculuğudur.
Yıllardır Anadolu’nun köylerini, kasabalarını, tarihi mekânlarını dolaşırken şunu gördüm: Bir coğrafyanın tarihini sadece kalelerinde, camilerinde, köprülerinde aramamak gerekir. Bazen bir köyün eski bir evine bakmak, o bölgenin geçmişi hakkında bize çok şey anlatır.
Nallıhan’ın köylerinde karşıma çıkan geleneksel ahşap evler de işte böyle birer tarih belgesi.
Kimi yılların yorgunluğuyla ayakta duruyor, kimi terk edilmiş, kimi ise yeni sahiplerini bekliyor.
Fakat her birinin duvarında, çatısında ve ahşap kapısında geçmişin izleri var.
AHŞAP, TAŞ VE TOPRAĞIN BULUŞTUĞU EVLER
Köy yolunda yürürken eski bir eve rastlıyorum.
Önce kapısına bakıyorum.
Ahşap kapı, yılların izini taşıyor. Sonra duvarlara, pencereye ve çatıya bakıyorum.
Bu evin yapımında kullanılan malzemeler, aslında bize köy insanının yaşadığı çevreyle nasıl bir ilişki kurduğunu anlatıyor.
Taş…
Toprak…
Ahşap…
Anadolu insanı, evini çoğu zaman çevresinde bulunan malzemelerle yapmış.
Taş sağlamlığı temsil ediyor.
Ahşap taşıyıcı sistemin önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Kerpiç ve toprak ise duvarlarda kullanılıyor.
Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya sadece bir yapı değil, coğrafyaya uyum sağlayan bir yaşam alanı çıkıyor.
USTANIN ELİ
Eski evlerin en çok dikkatimi çeken taraflarından biri ahşap işçiliği.
Bir kirişin başka bir ahşap parçayla birleşme biçimine bakıyorum.
Bugünün modern yapı teknolojileriyle kıyaslandığında son derece sade görünen bu ayrıntıların arkasında büyük bir ustalık var.
Çünkü geçmişte köy ustası, elindeki malzemeyi tanıyordu.
Ağacın nerede kullanılacağını biliyordu.
Hangi parçanın taşıyıcı olacağını, hangisinin kapı veya pencere olarak kullanılacağını tecrübesiyle belirliyordu.
Bugün birçok yapının mimarı, mühendisi ve projesi var.
Fakat bu eski evlerde bazen projenin kendisi ustanın hafızasıydı.
Usta ölçüyor, biçiyor, kesiyor ve yapıyı kendi bilgisiyle ortaya çıkarıyordu.
BİR EVİN İÇİNDE BİR KÖY HAYATI
Eski bir evin kapısından içeri girdiğimde, ilk dikkatimi çeken sessizlik oluyor.
Bir zamanlar burada çocukların sesleri vardı.
Sofralar kuruluyordu.
Misafirler ağırlanıyordu.
Kış gecelerinde aile fertleri aynı odada toplanıyordu.
Bu evlerin odaları sadece yatmak için yapılmış değildi.
Bir oda, günün farklı zamanlarında farklı amaçlarla kullanılabiliyordu.
Ev, ailenin günlük hayatına göre şekillenmişti.
Bana göre geleneksel köy evlerinin en önemli özelliği de burada ortaya çıkıyor.
Mimari, hayatın kendisinden doğmuştu.
EVİN DIŞINDAKİ HAYAT
Nallıhan köylerinde eski evleri incelerken sadece binanın kendisine bakmamak gerekiyor.
Evin çevresine de bakmak lazım.
Ahır…
Samanlık…
Ambar…
Odunluk…
Bahçe…
Avlu…
Bunların hepsi bir bütünün parçaları.
Çünkü köyde ev, şehirdeki gibi yalnızca uyunan ve dinlenilen bir yer değildi.
Ev aynı zamanda üretimin merkeziydi.
Hayvanlar, tarım, kışlık hazırlıklar, odun, yiyecek ve günlük hayatın pek çok unsuru evin çevresinde şekilleniyordu.
Bu nedenle bir köy evinin planına baktığımızda aslında geçmişteki köy ekonomisini de okuyabiliyoruz.
YAŞLILARIN HAFIZASINDAKİ EVLER
Benim için belgesel çalışmalarında en önemli kaynaklardan biri insan hafızasıdır.
Eski evleri gezerken mutlaka köyün yaşlılarıyla konuşmak gerekir.
Çünkü onların anlattığı bir cümle, bazen arşivlerde bulamayacağımız bir bilgiyi bize verebilir.
“Bu evi dedem yaptı.”
“Ahşapları şu dağdan getirdiler.”
“Eskiden burada üç aile yaşardı.”
“Bu oda kışlık oda olarak kullanılırdı.”
“Bu ustanın yaptığı evler köyün her yerinde vardı.”
İşte bu cümleler, bir köyün yaşayan tarihidir.
Bu nedenle Nallıhan’ın geleneksel evleri araştırılırken sözlü tarih çalışması da mutlaka yapılmalıdır.
ZAMANIN YIPRATTIĞI MİRAS
Fakat bugün bu evlerin çoğu ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya.
Köyden kente göç…
Yeni yapılaşma…
Bakım maliyetleri…
Terk edilen evler…
Ve en önemlisi, bu yapıları onarabilecek geleneksel ustaların giderek azalması…
Bütün bunlar Nallıhan’ın köy evlerini tehdit ediyor.
Bir evin çatısı çöktüğünde, yağmur ve kar doğrudan yapının içerisine giriyor.
Ahşap zamanla çürüyor.
Kerpiç duvarlar zarar görüyor.
Sonunda yıllarca ayakta duran yapı birkaç yıl içerisinde tamamen yok olabiliyor.
BİR KÖY EVİ YIKILDIĞINDA NEYİ KAYBEDİYORUZ?
Bazen bir köy evinin yıkılışına sadece eski bir binanın ortadan kalkması olarak bakıyoruz.
Oysa durum bundan çok daha büyük.
Bir ev yıkıldığında;
o evin mimarisi,
ustasının yapı tekniği,
orada yaşayan ailenin hikâyesi,
köyün sosyal hayatına ait bilgiler
ve geçmişteki yaşam biçiminin bir parçası da kayboluyor.
İşte bu nedenle geleneksel evlerin belgelenmesi çok önemli.
Fotoğrafını çekmek…
Ölçüsünü almak…
Planını çıkarmak…
Yapım tekniğini kaydetmek…
Yaşayan insanların hikâyelerini dinlemek…
Bütün bunlar geleceğe bırakılacak önemli belgeler.
NALLIHAN’DA BİR MİMARİ HAFIZA
Nallıhan’ın köylerinde dolaşırken bir kez daha anlıyorum ki Anadolu’nun kültürel zenginliği yalnızca büyük şehirlerdeki tarihi eserlerden ibaret değil.
Köy yollarının kenarında…
Dağların eteklerinde…
Bahçelerin içerisinde…
Sessizce ayakta duran evlerde de büyük bir tarih var.
Bu evler, Anadolu insanının doğayla kurduğu uyumun mimari karşılığı.
Taşın sağlamlığı…
Ahşabın sıcaklığı…
Toprağın bereketi…
Ve insan elinin ustalığı…
Hepsi aynı yapıda buluşuyor.
SON SÖZ
Nallıhan köylerinden ayrılırken arkamda kalan eski evlere bir kez daha bakıyorum.
Bazılarının çatısı sağlam.
Bazılarının penceresi kırık.
Bazılarının kapısı artık açılmıyor.
Ama hepsi bir şey söylüyor.
Bize geçmişi anlatıyorlar.
Ben yıllardır Anadolu yollarında belgesel çekiyorum.
Kimi zaman bir tarihi eserin peşinden gidiyorum, kimi zaman unutulmuş bir köyün hikâyesini arıyorum.
Bugün Nallıhan’ın köylerinde gördüğüm ahşap evler bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Geçmiş, sadece kitaplarda yazmaz.
Geçmiş bazen bir ahşap kapının üzerinde…
Bazen eski bir kirişte…
Bazen kerpiç bir duvarın içinde…
Bazen de köyün yaşlı bir insanının hafızasında yaşar.
Biz belgeselcilerin görevi ise bu izleri bulmak, belgelemek ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.
Nallıhan’ın eski ahşap evleri de bunun için korunmayı bekliyor.
Çünkü bir ev yıkıldığında sadece bir yapı yok olmaz.
Bir köyün hafızasından bir sayfa daha eksilir.
Ben de bu sayfaların kaybolmaması için Anadolu yollarında yürümeye, görmeye, dinlemeye ve anlatmaya devam ediyorum. ( Belgeselci İsmail
Nallıhan Gezi Notları )
——
NALLIHAN KÖYLERİNDE AHŞAP EVLER
Toprağın, ağacın ve ustalığın mimariye dönüşen hikâyesi
Nallıhan’ın köylerine girildiğinde, bugün betonarme yapıların arasında giderek azalan bazı evler dikkat çeker. Ahşap, taş, kerpiç ve toprağın bir araya geldiği bu yapılar, yalnızca insanların yaşadığı mekânlar değildir. Onlar aynı zamanda Nallıhan’ın geçmişten bugüne taşıdığı yerel mimari hafızanın canlı belgeleridir.
Ankara’nın batısında, İç Anadolu ile Batı Anadolu arasında bir geçiş bölgesinde bulunan Nallıhan’da köy evlerinin biçimlenmesinde coğrafya, iklim, tarımsal hayat, aile yapısı ve elde bulunan yapı malzemeleri belirleyici olmuştur. Bu nedenle Nallıhan köylerinde karşımıza çıkan geleneksel evleri değerlendirirken onları tek bir mimari kalıba sokmak yerine, yerel şartlara göre şekillenmiş bir halk mimarisi olarak görmek gerekir.
Nallıhan’ın Bağlıca Köyü üzerine yapılan akademik araştırma da geleneksel kırsal konutların plan organizasyonu, cephe karakteri, yapı malzemeleri ve inşa tekniklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Araştırmada mevcut yapı stokunun önemli bölümünün özgünlüğünü koruduğu, ancak bakım ve kullanım sorunları nedeniyle tehdit altında olduğu belirtilmektedir.
AHŞAP EVİN İSKELETİ
Geleneksel Anadolu evlerinde kullanılan önemli tekniklerden biri ahşap karkas sistemidir. Bu sistemde yapının taşıyıcı iskeleti ahşap dikmeler, kirişler ve hatıllarla oluşturulur. Ahşap elemanların arasındaki boşluklar ise bölgenin imkânlarına göre kerpiç, tuğla veya başka dolgu malzemeleriyle kapatılır.
Osmanlı döneminden itibaren Anadolu’nun birçok bölgesinde kullanılan bu teknik, hem malzeme ekonomisi sağlamakta hem de yapıya belirli ölçüde esneklik kazandırmaktadır. Geleneksel ahşap karkas yapılarda zemin katın taş, üst katların ise ahşap karkas olması gibi karma çözümler de görülmektedir.
Nallıhan köy evlerini araştırırken özellikle şu sorunun peşinden gitmek gerekir:
Usta, ahşabı nasıl birleştirdi?
Çünkü geleneksel evin asıl hikâyesi sadece dış görünüşünde değil, duvarın ve çatının içerisinde saklıdır.
TAŞ, AHŞAP VE KERPİÇİN BİRLİKTELİĞİ
Geleneksel köy evlerinde malzeme seçimi tesadüfi değildir.
Taş, toprağa ve neme karşı dayanıklı olduğu için özellikle temelde ve zemin seviyesinde önem kazanır. Ahşap, hafifliği ve işlenebilirliği nedeniyle taşıyıcı sistemde kullanılır. Kerpiç ise hem kolay bulunabilen hem de ısı bakımından avantaj sağlayan bir dolgu malzemesidir.
Böylece ortaya üç temel unsurun meydana getirdiği bir yapı çıkar:
Taş temel – ahşap iskelet – kerpiç dolgu.
Bu sistem, Anadolu’nun farklı bölgelerinde çeşitli biçimlerde uygulanmıştır. Geleneksel yapılarda ahşap karkas ile taş veya yığma sistemin birlikte kullanıldığı karma yapı teknikleri de bilinmektedir.
EV SADECE EV DEĞİLDİ
Nallıhan köylerindeki geleneksel konutu bugünkü apartman mantığıyla değerlendirmek doğru değildir.
Köy evi, ailenin yaşadığı mekân olmanın yanında üretimin de merkezidir.
Evin çevresinde ahır, samanlık, ambar, odunluk, avlu ve bahçe gibi bölümler bulunabilir. Ev ile tarımsal hayat arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Bu nedenle geleneksel köy evinin planı, aslında köylünün hayat biçiminin bir haritasıdır.
Bir odada aile oturur, başka bir bölümde yemek hazırlanır; kilerde kışlık yiyecekler saklanır, dışarıdaki ahırda hayvanlar barındırılır. Ev, insanla toprağın arasındaki ilişkinin mimariye dönüşmüş şeklidir.
SOFALAR, ODALAR VE GÜNLÜK HAYAT
Geleneksel Anadolu konutlarında sofa, odalar arasında bağlantıyı sağlayan önemli bir mekândır. Köy evinin büyüklüğüne ve aile yapısına göre oda sayısı değişebilir.
Odaların yalnızca yatmak için kullanılmadığını da unutmamak gerekir.
Geleneksel evlerde aynı oda günün farklı saatlerinde farklı amaçlarla kullanılabilmektedir. Oturma, yemek yeme, misafir ağırlama ve yatma gibi işlevler aynı mekânda gerçekleştirilebilir.
Bu durum, geçmişteki hayatın bugünkü konut anlayışından ne kadar farklı olduğunu göstermektedir.
ÇATI: YAĞMURA, KARA VE KIŞA KARŞI MİMARİ
Nallıhan’ın köylerinde yapıların çatı biçimleri de iklim şartlarıyla doğrudan ilişkilidir.
Çatı yalnızca evin üstünü örten bir bölüm değildir; yağmur, kar ve güneşten korunmayı sağlayan temel yapı elemanlarından biridir.
Geleneksel yapılarda ahşap kirişler, mertekler ve çatı kaplama elemanları birlikte çalışır. Anadolu’nun farklı yörelerinde ahşap çatı sistemlerinde yerel kerestenin kullanıldığı, bazı bölgelerde ahşap levhaların veya geleneksel örtü malzemelerinin tercih edildiği bilinmektedir.
Nallıhan’da yapılacak ayrıntılı saha araştırmasında özellikle çatı kurgusunun, kullanılan ağaç türlerinin ve ahşap birleşimlerinin tek tek belgelenmesi, bölgeye özgü yapı tekniğinin ortaya çıkarılması bakımından büyük önem taşımaktadır.
PENCERE, CUMBA VE CEPHE
Geleneksel Türk evinin en dikkat çekici özelliklerinden biri de sokağa ve çevreye bakış biçimidir.
Pencereler, saçaklar, çıkmalar ve varsa cumbalar yalnızca estetik unsurlar değildir. Bunlar evin içindeki hayatın dışarıyla kurduğu ilişkinin parçalarıdır.
Ahşap çıkmalar, bir taraftan evin kullanım alanını genişletirken diğer taraftan sokağa hâkim bir görüş alanı sağlayabilir.
Geniş saçaklar ise yağmur ve güneşten korunmaya yardımcı olur.
Dolayısıyla geleneksel evin her mimari ayrıntısının arkasında aslında pratik bir ihtiyaç vardır.
NALLIHAN EVLERİNİN ASIL DEĞERİ: USTALIK
Bugün beton, demir ve hazır yapı malzemeleriyle bir ev yapmak mümkündür.
Fakat geleneksel bir ahşap evi meydana getiren ustanın bilgisi artık giderek kaybolmaktadır.
Eskiden usta ağacın cinsini bilir, hangi ağacın nerede kullanılacağını seçer, kerestenin kurumasını bekler, taşıyıcı elemanları ölçer ve parçaları birbirine uygun şekilde yerleştirirdi.
Çividen önce ahşabın kendi geometrisine güvenilen, ölçünün göz kararıyla değil yılların tecrübesiyle belirlendiği bir yapı kültürü vardı.
Bu nedenle Nallıhan’ın geleneksel ahşap evlerini korumak, yalnızca duvarları ve çatıyı korumak değildir.
Asıl korunması gereken, o evleri yapmayı bilen ustanın bilgisidir.
BUGÜN NE YAPILMALI?
Nallıhan köylerinde ayakta kalan ahşap evler için kapsamlı bir “Kırsal Mimari Envanteri” hazırlanmalıdır.
Her ev için;



- yapım tarihi veya tahmini yaşı,
- plan şeması,
- kullanılan ahşap türleri,
- temel ve duvar sistemi,
- ahşap birleşim teknikleri,
- çatı sistemi,
- pencere ve kapı özellikleri,
- süsleme unsurları,
- evin tarım ve hayvancılıkla ilişkisi,
- mevcut kullanım durumu,
- fotoğraf ve mümkünse ölçülü çizimleri
belgelenmelidir.
Özellikle yaşlı köylülerle yapılacak sözlü tarih görüşmeleri büyük önem taşımaktadır. Çünkü bugün bir evin duvarında görülmeyen bir yapı tekniğinin nasıl uygulandığını belki de sadece o köyde yaşamış yaşlı bir usta veya ev sahibi anlatabilir.
SONUÇ: BİR EV DEĞİL, BİR MEDENİYETİN İZİ
Nallıhan’ın ahşap köy evleri, Anadolu insanının doğayla kavga etmeden, onunla uyum içerisinde oluşturduğu mimarinin örnekleridir.
Taş toprağın sağlamlığını, ahşap esnekliği ve ustalığı, kerpiç ise toprağın sıcaklığını temsil eder.
Bu evlere baktığımızda yalnızca geçmişte insanların nasıl yaşadığını değil, nasıl düşündüğünü, nasıl ürettiğini ve doğayı nasıl kullandığını da görürüz.
Bugün birçoğu sessizce yıkılmayı bekleyen bu yapılar, aslında Nallıhan’ın açık hava müzesidir.
Bir ahşap direğin üzerinde ustanın eli, bir kapının tokmağında geçmişin sesi, bir kerpiç duvarın içerisinde ise yüzlerce yıllık Anadolu yapı geleneği vardır.
Bu nedenle Nallıhan köylerinde kalan her geleneksel ahşap ev, gelecek kuşaklara bırakılması gereken bir kültür mirasıdır.
Çünkü bir ev yıkıldığında sadece taş ve ahşap yıkılmaz; o evi yapan ustanın bilgisi, o evde yaşayan ailenin hatırası ve bir köyün mimari hafızasının bir parçası da yok olur.