ARTIK GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI
14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimleri sonrası Türkiye genelinde tüm umutlarını bu iki seçime bağlayan siyasi partiler kendi iç işlerinde derin bir belirsizliğe doğru sürüklenirken, umutlar artık 2024 yılında yapılacak olan yerel seçimlere bırakıldı. Seçimin iki kaybedeni Millet İttifakı ile yarışı giren CHP ve İyi Parti’de ağızları bıçak açmazken, her iki partide de kurultay ve genel başkanlar dahil yönetim değişiklikleri artık yüksek seslerle seslendirilmeye başlandı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Merkez Yürütme Kurulu’nda yaptığı göstermelik değişiklikler kendi partisinde bile tartışmaların odağı olurken, CHP’nin gölge lideri İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ‘ kurulda değişiklik yaparak değişim olmaz” çıkışı ile karşılandı…
İyi Parti de de durum pek parlak değil. Partinin ağır topları seçim yenilgisinin bir faturasının olması gerektiğini belirterek, genel başkan Meral Akşener’i sorgulamaya, koltuğunu tartışmaya açmış durumda. Yaklaşan kurultayda yeni bir genel başkan ile yola devam edilmesi fikri de iyiden iyiye partinin kanaat önderleri tarafından inceden inceye seslendiriliyor…
Bu seçimlerde, 21 yıldır iktidarını kimsenin sarsamadığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha ‘Meydanların Adamı’ olduğu ortaya çıkmış oldu…
21 yıldır iktidarda olan Erdoğan, 27 milyon 725 bin 131 kişinin oyunu aldı. Yüzde 52,16’lık oy oranıyla rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’na 2 milyon 292 bin 180 fark atarak tekrar makamını korudu. Ortaya çıkan sonuç, muhalefe partilerinin veya adı her ne ittifak olursa olsun ittifakların muhasebe zamanının gelip hatta geçtiğini gösteriyor.
Bu seçim bir kez daha gösterdi ki; Muhalefet aktörleri net bir tutum sergileyemediler. Hata üstüne hata yaparak savrulup gittiler. Hatalarının en büyük başlığı kuşkusuz net olamamaları ve kararlılıklarını vatandaşa gösterebilecek bir pozisyonda yer alamamalarıydı.
İyi Parti lideri Meral Akşener’in, henüz yolun başında masayı terk etmesiyle soru işareti oluşturabilecek bir görüntü verdi. Bu görüntü vatandaşta ‘Bunlar ülkede devletin başında olmaları halinde bir şey yapamazlar, daha kaotik bir ortamı getirirler’ algısı yaratmaktan başka bir etki yapmadı. Yani bin bir güçlükle kurdukları, ayda bir kez bile zor toplandıkları, Cumhurbaşkanı adayını son kullanma tarihine yakın bir süreçte açıkladıkları masanın terk edilmesiyle negatif bir durum oluştu bir anda…
6’lı ya da 7 hatta 8’li masanın yanına aldıkları ‘küçük partiler’ acaba ne kadar destek verdi bu oluşumu? Ne kadar etkileri oldu?
Burada bir hesap hatası olduğu muhakkak. Muhafazakar seçmen üzerinde etki yaratmak, onların oylarını ittifak tarafına taşımak için masaya alınan Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet Partisi’nin yaratacağı düşünülen bu etki kuşku yok ki, Cumhur İttifakı ve Erdoğan Yeniden Refah Partisi’nin ittifaka katmak suretiyle engellemiş oldu. Kılıçdaroğlu son dönemde diline doladığı milliyetçilik söylemi bırakın pirim yapmayı, tersi bir durum yarattı ve Erdoğan’a seçimi kazandırırken Kılıçdaroğlu’na kaybettirdi.
Muhalefetin seçim sürecinin başında yarattığı hareket, dinamizm ve dönüştürücü etkiyi zaman içinde kaybettiği, Erdoğan’ın yurt genelinde yaptığı mitingler ve açılışlarda ortaya koyduğu performansı ve muhalefetin kendi içlerinde yaşanan kafa karışıklığını da unutmamak gerek.
Seçimden hemen sonra, akıllara nereden geldiyse söylenen, muhalefete göre 2 milyon, gerçek olan rakamlara göre 800 bin olan ilaveten Yabancı uyruklu seçmenlerin katkısı da iki isim arasındaki oy farkını kapatmaya yetmiyor bile…
Türk siyasetinde artık kartlar yeniden dağılıyor. Erdoğan’ın karşısındakiler artık ‘Nasıl kazanırız’ sorusuna cevap aramak yerini,’ Neden kazanamıyoruz’ un çarelerini arıyor…
Türk siyasetinde son 21 yıldır, bu sürecin sonunda da çeyrek asırdır Recep Tayyip Erdoğan ve diğerleri var. 27 seçimdir yenilen, galibiyet yüzü görmeyen bir Ana Muhalefet ve onun vizyon ve misyon eksiği lideri var.
Şimdi artık gerçeklerle yüzleşme zamanı. Seçmen, Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne devam diyerek “ Ben Başbakan olacağım” diye meydanlarda cirit atanlara izin vermemiştir…
Seçmen,” Selehattin Demirtaş’a özgürlük istiyorsan bize oy vereceksin” diyenlere ‘teröriste özgürlük yok’ demiştir…
Seçmen, seçim protokollerinde Mersin Akkuyu nükleer santralinin inşaatını durduracaklarını açıklayanlara, Akkuyu’da çalışmaya devam mesajını vermiştir…
Seçmen, Baykar’ı da gözden geçireceğiz diyenlere ‘orada dur’ demiştir…
Oyunu da desteğini de ‘Türkiye’nin Yüzyılı’ yönünde kullanmış, ‘Doğru Adımlarla Yola Devam’ demiştir.
Peki, muhalefet ve özellikle Millet İttifakı bileşenleri ne mi demiş?
‘Adam yine kazandı’ demekten başka ne diyebilir ki…