AŞK DEYİNCE…
Eski bir şarkının sözleri takıldı kulağıma.Düşünmeye başladım;
“Kim yazmış,kim çizmiş belli değil
Hecelenir bu aşk alfabesi.
Son sayfası bilmem neden koparılmış,
Çok aradım bulamadım,yazık hiç gören olmamış.”
Aşkı aranması gereken yerde aramazsanız,tabi önce aşk nedir bilmezseniz şarkı sözleri böyle hayıflanmaktan öteye geçemiyor yazık ki!
Aşk alfabesi Hira’nın eteklerinde yazılmaya başlamıştır diye düşündünüz mü hiç?Efendimiz’e o günün zorlu şartlarında kendinden onbeş yaş büyük eşinin yemek ve su taşıması aşk değil de nedir?Kimse inanmazken “sen söylüyorsan doğrudur” diyebilmek…
Beşerî aşk,ilahî vuslatın stajıdır aslında. “Leylâ,Leylâ” derken “Mevlâ”yı bulabilmek bütün mesele.O hâlde günahlardan Hiramıza kaçmalı,kalbimizi tırmalayan ne varsa terketmeli.Taşlaşan yürekleri,Sevr misali açıp,razı olunacak amellere yuva yapabilmeli…
Rebiulevvel ayının esintisi yüreklere “bahar tadında” geliyorsa; aşktan,aşkı anlamaktan bahsedebiliriz.
…..
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?”
…..
Bugün aşkın bir bakış,bir gülüş ya da cinsellik olduğunu sananlar da var elbet!Oysa aşk alfabesinin başı da sonu da bellidir.”HAYY”dan gelip “HU”ya gitmek,gitmeyi başarabilmek için de Efendimiz’in (S.A.V) çizdiği yolu takip edebilmek!
Ashab-ı Kiram,Efendimiz’in(S.A.V) adını duyunca kalpleri dışarı çıkacak kadar hızlı atarmış,elleri ile göğüslerini bastırırlarmış.Bu nedenledir ki,Efendimiz’in (S.A.V) adını duyunca salavat getirirken sağ elimizi kalbimize götürüyoruz. Yine sahabe “kişi sevdiği ile beraberdir” hadisini duyunca öyle mutlu olmuş ki,çocuk misali…Ya bizim için ne ifade ediyor bunlar?
Maide süresi 54.ayet-i kerimede mealen şöyle bir ifade geçiyor;
“Allah onları sever,onlar da Allah’ı sever.”
Bu kocaman bir müjde değil de nedir kıymetli dostlar? “da” bağlacının bulunduğu yere ve sevgi akışının sıralamasına dikkat ediniz.Önce Rabbimiz seviyor o kulları,sonrasında onlar “da” Allah’ı seviyor.(Allah’ım bizi de o kullarından eyle.Amin!) Demek ki; dünya sevgi ve muhabbetin yansıması…
Aşkın bu dünya ile sınırlı ve bir kadın/erkek bedeninde hapsolmuş bir kavram olduğunu düşünürseniz; ne alfabeyi doğru okursunuz, ne de son sayfayı bulursunuz.
Aşk; Hz.İbrahim’in minicik yavrusu ile sevgili eşi Hacer’i,âşık olduğu Rabbine emanet ederek kaygı duymamasıdır.
Aşk; İsmail’in “bunu sana Allah mı emretti?” sorusunda gizlidir.
Aşk; bir yılanın Efendimiz’i (S.A.V) görebilmek için,onun dostunu sokmasıdır.
Aşk; küçük bir örümceğin nakış nakış ağ örerek Efendimiz’i(S.A.V) muhafazasıdır.
Aşk; Nuh(a.s)’ın ardında kalan kan bağı olan evlâtlarında değil,iman edenlerle kurduğu can bağındadır.
Aşk; Hz.Meryem’in kendini aklamak için konuşmak yerine,gelen “sus” emrine taatidir.
Aşk; Mus’ab bin Umeyr’in dünya malını geride bırakarak şehadete yürümesidir.
Aşk; Hz.Ömer’in celâlinin,imanla terbiye olmasıdır.
Aşk…Aşkı doğru yerde arayınca bulur insan.Dünyalık ve sınırlı alanda değil,ebedî saadete yürürken yoldaş edindiğinde,model seçtiği şahsiyette gizlidir.
Aşkı,bir bedene sığdırırsanız; birgün geçer güzelliği,pürüzsüz teni solar,yıpranır…Ancak ruhu Hak ile terbiye olanın güzelliği bakîdir.Bugün bilinçaltı temizliği ile kusursuzluğu,mutluluğu arama modası sardı dört bir yanı. Oysa iman ettiğimiz dinin rol modeli Efendimiz’in (S.A.V) sözlerine kulak verirsek,çözüm çok daha kolay ve faydalı olacaktır:
Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.” (Buhârî, Îmân 39, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkat 107, 108. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Büyû’ 3; Tirmizî, Büyû’ 1; Nesâî, Büyû’ 2, Kudât 11; İbni Mâce, Fiten 14)
Yani temizlenecek yer kalptir dostlar. Aşkın mabedi kalp ise,işe oradan başlamalı öyleyse. İlâhî sevdaya,sonsuz saadete ulaşmak ise hedef;önce sevmeyi öğrenmeli. Çiçeği,böceği,kuşu,yaratılan her varlığı…Yaratıcısına hürmeten sevmeli.Böcekten korkanlar, “ayy ne korkunç,iğrenç!” diyor. Oysa o böceklerin üzerindeki ilâhî sanatı göz görünce,sevda kanalları açılmaya başlıyor. “Ya Rabbi!Hayranım sanatına!” diyor yürek…
“Sevmiyorum şu akrabayı,bu komşuyu,şu kişiyi” diye hoyratça sarfediyoruz ve kalbimizden israf ediyoruz.Kul sever,Yaratıcısına hürmeten…
Eşine “Allah’ın emaneti” şuuruyla bakmayı bilmeyen erkek,ne kadar âşık olabilir dersiniz?
Aşkı zahirde arıyan erkek/kadın; kilo alınca sevmekten vazgeçer,yaşlanınca beğenmez,göbeği çıktı diye dudak büker.Durum böyle olunca kendini beğendirmek amacıyla bıçak altına yattıkça,orjinali bozulan bedenin kalbiyle bağlantısı kopar.Kalp iyi olursa, beden iyi olacaktı. Beden iyi olunca kalp değil!Efendimiz (S.A.V) ne dediyse doğrudur şüphesiz.
Oysa sevmeyi bilen kalp,gençliği kendisi ile geçen eşine hayrandır. Bir tomurcuk misali onunla açmış,çiçekler vermiş,baharı/yazı yaşamıştır.Hazanda yaprak dökse ne olur?Herbir yaprak beraber yaşanmış zaten!
Kusursuz görüntülere,model tadında erkek/kadın figürlerine alıştı gözler sanal ortamlar sebebiyle.Oysa “kimde bir güzellik varsa bilsin ki emanettir” buyrulmamış mıydı?Zahirî güzellikler tükenir,ama aşkın terbiye ettiği yüreğin güzelliği sonsuzdur.
Hâsılı kelâm; dillere pelesenk olmuş aşk…”Canım,cicim,aşkım” hitapları havada uçuşurken,aşkın rotası belirlenmemiş.Ebedî hayatta elini tutacak yoldaştır zevc/zevce…Ve gerçek aşka yürüyebilmek için,sevmeyi öğretecek ilk basamaktır.
Sevmeyi bilen,aşka talip olan,sevdanın bu dünya ile sınırlı olamayacak kadar engin olduğunu gören güzel yürekler hep var olsun!!! Aşkın sahibine,yaratıcısına sonsuz hamdolsun…
Hürmet ve dua ile dostlar…