Sayfa Seç

BAHAR OLURUM SANA…

reklâm

Yazar hakkında

Kötü söz sarf ederek tepkiler veren bir mizacı yoktu. Ne olduysa (!) hiç görmediğim bir haldeydi.

-“Hadi bana birkaç şey söyle de günüm güzel geçsin. Aklıma geldikçe geriliyorum, şimdi işimin başına geçince yine onunla muhatap olmak zorundayım.” dedi. 

O halini yadırgamış olduğum bakışlarımdan çok belli olmuştu demek ki! Birlikte gülmeye başladık gayri ihtiyarî.

-“Seni hiç böyle görmemiştim, şaşırdım” dedim. 

-“Ömründe böyle ‘dallama’ görmemişsindir” dedi. (Affınıza sığınarak bu argo tabiri açıkça yazdım. Ancak bakış açısının düzenlenmesinin önemi ve kelimelerin tesirinden bahsederken gerekli olacak 😉   )

O sakin ve az konuşan insanın, art arda bir nefeste bir sürü şey anlatması, ne kadar bunaldığını anlatmaya kâfi idi.

-“Hadi bir şey söyle koçum” dedi.

-“Koçluk, danışma vs…Hepsinin üstünde bir şey söylememi ister misin? “Müslüman elinden ve dilinden emin olunan kişidir” buyuruyor Efendimiz (S.A.V). Öyleyse ‘dallama’ demek yerine, -birbirinizle birebir muhatapsınız madem-; senin onun hayatında var olmanla ‘bahar dalına’ dönsün o şahıs inşallah” dedim.

-“Koçluğunun, yazarlığının ve tasavvufî yanının birleştiği bir cümle oldu bu” diyerek sakinlemiş vaziyette ayrıldık birbirimizden…

Dallamadan bahar dalına…Zira Efendimiz (S.A.V) “söz sihirdir” buyurmuştur. 

Hoşa gitmeyen durumlara şahit oluyorsak, dedikodusunu yapıp konuşalım diye değil elbette! Duamızda hissesi var, “onun için yapacağım bir şeyler var” diye düşünmeli dostlar. Dokunduğumuz her insanda izler bırakıyoruz kendimizce…Mis kokulu, narin dokunuşlu, bir tebessüm kadar ya da tamamen aksi yönde…

“Anılmak istediğin gibi yaşa” diye bir mottomuz olsa meselâ. Cömerttir, yardımseverdir, mütebessimdir, suratsızdır, soğuktur, hoşgörülüdür, kincidir, arı gibidir, tembeldir… Nasılsak öyle izler bırakıyoruz ve sonra başkası söyleyince de gerçekler rahatsız ediyor!!

“Müʼmin, bir bal arısına benzer. Temiz olanı yer (yani helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (yani Hakkʼın rızâsına uygun olan işleri yapar, sâlihlerle, sâdıklarla beraber olur), konduğu yeri ne kırar ne de bozar (orayı ihyâ eder).” (Ahmed bin Hanbel, II, 199)

İşte Efendimiz’den (S.A.V) hayat ölçüsü. Temiz olmak (madden/manen) , güzel işlerle meşgul olmak ve değdiği yere zarar veren değil güzelleştiren olmak. Hayatımızın merkezine Nebevî ahlâkın hassasiyetlerini yerleştirdiğimizde abad olacağız inşallah dostlar. 

Bir sıkıntı varsa, hoşa gitmeyen bir durum varsa usul usul gelişimizle yaralara antibiyotik etkisi verebilmeliyiz. Karmaşanın etkisiyle yükselen ve kontrolünü kaybeden değil, gelişiyle “ohh, geldi madem o halleder” tadında bir duruş gerek bize. “Sen ne istiyorsun? Sen önemlisin! Önce sen!” değil…Kıymetli büyüğümün buyurduğu gibi;

“yaşama zevkini bırakıp, yaşatma zevkine yönlendiren kişi, Allah’ın merhametli kuludur”

Sadece kendimiz için yaşadığımız ve hayaller kurduğumuz bir hayat anlayışı kısırdır. Oysa ümmeti Muhammed’in, insanlığın selâmeti için olan adımlarımızın her biri iyilik tohumu ekmektir. Dünyanın bencillikle kuraklaştığı şu günlerde iyilik tohumlarına değil iyilik ormanlarına ihtiyacımız var.

Dokunduğumuz her şey bahara dönsün bizimle…Ama bahara döndürmek için, baharın kendisi olmak gerek öncelikle. Ve ilk adım olarak; kimselerin göremediği, Allah ile aramızda kalan en gizli ve özel olan kalbimizi temizlemekle başlamalı. “Vücutta bir et parçası vardır, o iyi olursa tüm beden iyi olur” buyuruyor Kâinatın Efendisi (S.A.V)…Deniz kenarında dururken yansıması düşse kalbimizin, “aaa, bak şu benim kalbim, nasıl güzel bakar mısın?” mı deriz? Kimseler görmesin diye kaçar mıyız? Öyle lafla kalbim temiz demekle olmuyor bu iş! 

Temiz kalbin hayata yansımasıdır hoşgörü, affedicilik, nezaket, kadirşinaslık, vefa, merhamet, saygı… Hayatın tam ortasına düşen yıllanmış dargınlıklar, kırgınlıklar, hayatı zehreden kıskançlıklar varsa acil tedavi vaktidir dostlar!!!Tedaviye karşımızdakini değiştireyim diyerek başlamaya kalkarsak sonuç hüsran olur. Zira insan kendinde beğenmediği bir huyu bile ne zor değiştirir. O halde karşımızdakinin bizi çılgına çeviren her hâline karşı kendimiz gibi kalmak sanattır. Öfkesinde dahi ölçülü, saygılı ve nezaket timsali kalmayı başaran insan zariftir.

Nezaket dokunuşuyla değersiniz bir insana; kupkuru dalları bahara döner…

Ahlâkın güzelliğiyle esersiniz hayatına, üzerine sıçrayan çamurları fark edip temizlemeye koyulur…

Tasavvufun ruhu tamir eden yanı akseder etrafınıza, kulluğu dirilir sizinle…

Vefanın kalbe şifa yanıyla bir telefon edersiniz, sis içindeki bir yürek gamzelenir bir anda…

Hoşgörü ve affedicilikle yaklaştığınız bir tanıdık, o muamele nedeniyle nedamet hisseder de tövbekâr olur belki de…

Saygı ve hürmet dolu muameleniz, değerli hissettirir karşınızdakini, ruhunda iyilik tohumları filizlenir…

Velhâsıl kelâm; Sadece bir odun parçası dediğin; muhteşem şıklıkta bir masa oluverir küçük dokunuşlarla!

Vaaayyy; ne harika bir konsol dediğin; altı üstü odundur sonuçta! 

Ne özünü unutup böbürlenmeye gelir hayat dediğin, ne de vardığın güzelliği küçümsemeye…Öyleyse engin bir gönül gerek kul olduğunu idrak edene.

Bir dokunuşla değişebilir herşey, marifet değişimin rüzgârını bahar tadında estirecek bir yürek taşımakta…

Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

Son Videolar

Yükleniyor...

error: Content is protected !!