BAKIŞ AŞISI
Mevlânâ Hz. şöyle der;
“Bir öküz, Bağdat’a gelir ve şehri bir baştan öbür başa kadar dolaşır. O dillere destan Bağdat şehrinde hoşlanılacak nîmetler olarak yalnızca çöplükteki kavun ve karpuz kabuklarını görür… Zaten öküz ile eşeğin seyrine lâyık olan şey de; ya yola dökülüp saçılan samandır, yahut yolların kenarında biten çayır çimendir!”Zamanın ilim,irfan ve sanat merkezi olan Bağdat’a gitmek ve sadece kendi hacmin kadar nasiplenmek…Hayatta da herkes kendi objektifine takılanları görür,gönlüne değenleri hisseder,akıl süzgecinden geçenleri kabul eder.Öncelikleri ile yaşar.
Kalbi alınganlık, kırgınlık gibi duygulara takılanlar alınacak, üzülecek şeyleri beslemiş olur hayatında. Ancak burada ince bir nokta var; kimlik/kişilik haklarımızı yok saymaktan bahsetmiyoruz elbette. Alınmak yerine, bize katkısı olmadığını ya da insanlık/kulluk noktasında zararı olduğunu düşündüğümüz çevrelerle ilişki düzeyimizi yeniden düzenleyebiliriz.Bize güzellik kattığını düşündüğümüz insanlarla birlikte olmak ise,güzele meylimizi arttırır.Bu nedenle gönlümüzde taşıdıklarımız bizi biz yapar.Beden sağlığımızı korumak adına üstün çaba sarfettiğimiz dönemlerden geçtik.Hatta ölüm ilk defa icat edilmişçesine korktuk.O aşı senin,bu ilâç benim diye kaos yaşandı.Oysa eskilerin dediği gibi; “az yaşa, çok yaşa, akıbet gelir başa!” Ne yaparsak yapalım, vakti gelince her nefs ölümü tatmaya taliptir.Şu durumda fani olan bedenin refahı için bu kadar endişe duyarken,ebedi hayata taşıyacağımız ruh için neden endişeli değiliz? Ruhun tekâmülü, bedenin dünyadaki amelinin,dolayısı ile ahiretinin güzelliğine vesile olur.Beden için aşı, ilâç, sağlık,güzellik endişeleri geçici yatırımlarken ne çok meşgul ediyor değil mi? Peki ahirete açılan güzellik için ruhun da aşısı olmaz mı?
Hoşgörü aşısı, affedicilik aşısı, merhamet aşısı, vefa aşısı….Liste uzar gider.Aslında ister bakış açısı deyiinn,ister “bakış aşısı”.Ruhun dünyaya süzülüşüdür bakışımız. Mevlânâ Hz.’nin dediği gibi; Güzel bakan, güzel görür. Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.
Bazı göz güzele odaklıdır,baktığı herşeyde bir güzellik,bir şükür sebebi bulur.Bazı göz eleştiriye kuruludur.Onca güzelliğin içinden illâ eksik olanı görür.Bazı göz sadece eğlenmenin derdindedir, bazı göz de hikmete taliptir.Her insanın bir tercihi vardır elbet.Baktığı yöne doğru adımlar hayatı. Cennete talipse,oraya çıkan yola,yoldaki imtihanlara razıdır. Varış noktası ile yürüdüğü yol aynı düzlemde olmalıdır. Ebedî huzur ve rahat için,bu dünyada vazgeçtiği herşey,fazlasıyla bulacaktır kendisini.Aynı olayı farklı anlamdırıyoruz her birimiz. Bir hanımefendinin şu cümleleri ile örneklendirelim;
-“Hocam çocukluğum çokta keyifli geçmedi. Annemin ve babamın problemleri vardı. Hatta babam bir süre evden ayrıldı. O dönemde, bir sabah bizim okula gittiğimiz durağa geldi.Öpüp sarıldı ,cebimize harçlık koydu.O günden sonra rahatsız oluyorum ondan.”dedi. Sonrasını merak ediyordum ki konu bu kadardı. İznin olursa bir de aynı olayı ben anlatayım;
-“Hocam çocukluğum çokta keyifli geçmedi. Annemin ve babamın problemleri vardı. Hatta babam bir süre evden ayrıldı. O dönemde, bir sabah bizim okula gittiğimiz durağa geldi.Öpüp sarıldı ,cebimize harçlık koydu.O günden sonra daha iyi anladım ki babam,bize değer veren iyi bir adamdı. Annemle arası hoş olmasa da baba olmak başka bir şeydi.”
-“Hiç böyle düşünmemiştim.” dedi biraz şaşkın, biraz mahcup…Elbette başka etkenler vs.var,bununla birlikte bu harekette sadece babalık merhameti var.Olayı kendi bakış açımızla, ruh dünyamızla anlamlandırıyoruz.Bu sebeple esnek düşünmek, olayları kendi içinde ayrı ayrı değerlendirmek, genelleme yerine artı/eksi analizi yapmak ilişkilere daha faydalıdır.
Nevzat Tarhan şöyle diyor;
“Pozitif hisler kader meselesi değildir. Onlara ulaşmak için çabalayabiliriz ve çabalamalıyız.” O hâlde öncelikle davranış modelimizi ve dünyada bırakmak istediğimiz izi belirlemeliyiz. Sonra da bu modele giden yolda hayatımıza eklememiz gerekenleri bir bir belirleyip,yolda önüme engel olacak kalıpları yenileri ile değiştirmeliyim. Bunu başaran insanlar nasıl başardı gözlemlemeliyim.
Hepimizi biliyoruz ki; kader gayrete âşıktır.
Yapamam olmaz diye hayıflanmak yerine,olmazları oldurana iltica etmeli.Dua,maneviyat ve duaya eşlik edecek fiiliyat olmalı.Rahmet Peygamberi’nin ümmeti olmak başlı başına bizi manen güçlendiren en kuvvetli dayanak ,bunu hep hatırda tutmalı.”Bilselerdi yapmazlardı” diye Allah’a niyaz eden bir Peygamberin ümmetiyiz biz.Affedip küsmeden,ama kendi maneviyatımızı da muhafazaya alarak yola devam etmeliyiz. Allah’ım bizleri hadisin bahsettiği “Mümin’in ferasetinden sakınınız.Çünkü o baktığında Allah’ın nuru ile bakar” kıvamına erecek ameli salihlerle rızıklandır…(Amin)
Baki hürmet ve dua ile…