Belgesel tadında Altay Dağları’nda Devr-i Âlem
Pandemi ve korona virüs salgını yüzünden bir yere gidemiyoruz. Bir çok dünya ülkesi sınırlarını kapattı. Devri Alem Belgesel TV programı olarak geçmiş hatıralar ve belgesel çekimlerimizi okurlarımız ve izleyicilerimizi ile paylaşmak istiyorum.
Üç yıl önce kadim Türk boylarının dünyaya yayılıp dağılarak, dünyanın dört bir tarafına göç ettiği Altay Dağları’nda çektiğimiz belgeselin gezi notlarını bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Üç yıl önce 20 Eylül 2017’de bu yazıyı Altay Dağları Ergenekon geçidinden yazmıştım. Birlikte okuyoruz.
ALTAY DAĞLARI’NDA BELGESEL ÇEKERKEN
Türk boylarının dünyaya yayıldığı Altay dağlarındaki tarih ve kültür yolculuğumuz sürüyor. Bugün 20 eylül 2017 Çarşamba. Tarihi Altay köyü yakınlarındaki ırmak kenarında su ve kuğu seslerinin ninnileri arasında derin bir uyku çekerek uyandığınız ahşaptan yapılmış otelimizde son hazırlıklarımızı tamamlayarak yola çıkıyoruz. Ancak dağlara kar yağmış. Bu gün gezimizin en zor etabını gerçekleştireceğiz. Altay dağlarına tırmanıp 2000 metrelik zirveleri aşarak Ergenekon ovasından geçip Hun imparatorluğu hakanlarına ait 3500 yıllık Kurgan mezarlar ve Türklerin Ergenekon’dan çıktığı Ergenekon geçidini aşacağız.
Yola çıkıyoruz. Camisi ile Altay dağları arasında bir tabloyu andıran geçmişte Rusların çıva fabrikası kurduğu Tarihi Altay köyünden geçerek Altay dağlarına tırmanmaya başlıyoruz. Dağların arasındaki cansız gölü geçiyoruz. Hafif kar yağışı altında yolumuz devam ediyor. Dağların zirvesine yükseldikçe kendimizi adeta masal dünyasında hissediyoruz. Ağaçlar gelin gibi beyaza bürünmüş, donmuş göllerden karla kaplı kazak yaylalarından geçerek Altay dağının 2000 metrelik zirvesine geliyoruz.
Zirveden inişe geçerken aracımız kayıyor. Yol buzlarla kaplı, araçtan inip yürümeye başlıyoruz. Tehlikeli bölgeyi zorlukla aşıp Ergenekon ovasına doğru yola devam ediyoruz.
Ovaya yaklaştıkça kar beyazlığının yerini son baharın ihtişamlı manzarası alıyor. Ardıç ağacına benzeyen yöreye özgü yaprağı sararmış melez ağacını Altay dağlarına altın sarısı renk katan rengi ile çam ağaçlarını maviliği tüm yorgunluğumuzu unutturuyor.

ERGENEKON OVASINDAYIZ
Ergenekon destanı ile ilgili birçok şey yazılıp çizilmiştir. Çinliler tarafından öldürülmekten kurtulup Ergenekon ovasında çoğalıp dünyaya yayıldığı muhteşem manzarası şırıl şırıl akan dereleri yaylaları tarihi köyleri ile bizleri bağrına basıp Ata yurdunuza hoş geldiniz diye karşılıyor.
Ovada birçok köy var. Tipik Altay evleri ile bana göre dünyanın en güzel manzarasına sahip yer. Geçmiş dönemde Rus zulmünden kaçan kazaklarda bölgeye sığınmışlar.
Ergenekon ovasının muhteşem manzarasını göz ve gönlümüze değil, Devri Alem belgesel kameralarına da kayıt ederek kurbanlar ve Ergenekon geçidine gidiyoruz
Ovayı arkamızda bırakıp tekrar Altay dağlarına tırmanmaya başlıyoruz. Zirvelere yükseldikçe bu kez kar yağışı başlıyor. Yoğun kar yağışı altında önce Ergenekon geçidine gidiyoruz. Dağlar arasında geçerek geldiğimiz Ergenekon geçidinin muhteşem manzarası, göller ve kanyonları yağışın durması ile gönlümüz ve Devri Alem kameralarına belgesel görüntülerini çekerek kayıt ediyoruz. Geçitten biz geri döneceğiz.
Yolun devamı Türklerin Ergenekon’dan çıktıktan sona devletler kurduğu Hamas Tuva, Orhon Vadisi Kırgızistan, Doğu Türkistan ve diğer Türk illerine gidiyor. Ancak bilinçli olarak yol çok kötü, ulaşım çok zor. Bu devletlere ulaşım Altay Türkleri için kutsal nehirlerden biri olan altın gölden doğan Türk erkeğin temsil eden Bey veya bu nehir üzerinden küçük nehir araçları ile sağlanıyor.
Ergenekon geçidine veda edip geri dönerek yolumuz üzerinde ki dünyanın en eski halısının bulunduğu 3500 yıllık geçmişi olan Hun imparatorluğu hakanlarına ait bazilij Kurgan mezarların bulunduğu yere geliyoruz.
Mezarlar 1949 yılında Rus arkeologlar tarafından açılmış. İçeriden çıkan halı ve eşya müzeye götürülmüştü. Kazı 1920 yılında bitecek Kurgan mezarlar sıra halinde. Mezar üzerine birçok bölgeden ziyarete gelenler tarafından getirilmiş taşlar mezardan çıkarılmış. Melez ağacı kalıntıları mezarın başındaki iki Ardıç ve selvi ağacına benzeyen melez ağacı bana Anadolu’daki mezarlık kültürünü hatırlattı.
Rus, Altay ve Türk rehberlerimizin verdiği bilgileri belgesel kaydı yaparak geldiğimiz yol üzerinden Ergenekon ovasından geçiyoruz. Gelirken zorluk çektiğimiz ancak giderken buzların eridiği için rahat geçtiğimiz dağın zirvesini geçtikten sonra yeniden başlayan kar yağışı altında Altay dağlarından inerek. Aktaş köyüne geliyoruz.

ALTAY DAĞLARININ ADI NERDEN GELİYOR?
Adını Altından Al-tay’dan veya Altay Türkçesi ile Altıay’dan alan Altay dağlarında, kadın nehri kenarında muhteşem manzaralı bir dağ otelinde konaklamıştık.
Sabah erken dağların zirvesine yakın bir yerde botanik parkı geziyoruz. Türkiye’den tanıdığınız birçok ağaç ve bitki türü sergilenmiş. Altay dağlarına özgü endemik bitkiler hakkında bilgi verildi. Buralarda yetişmeyen fındık dikkatimi çekti. Bilgi alıp, fındığın başkenti Giresunlu Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu ile fındık ağacında hatıra resmî çektirdik. Altay dağları zirvesine tırmanışımız devam ediyor. Muhteşem manzara bizleri etkiliyor. Köylerden, yaylalardan geçerek dağın zirvesine geliyoruz.
1700 metre yükseklikte büyük bir anıt yapılmış bölge Altay Türkleri için kutsal kabul edilen Sedir ağaçları ile kaplı. Altaylı rehberimizle sedir ağacına bez bağlayıp dilekte bulunuyoruz. Dağın zirvesinden sağanak yağmur altında inişe geçiyoruz. Altay Türklerinin kültürünün tanıtıldığı çadır taşlar Bozkurt heykeli, Altay Mezarları yerel Altay evlerinin bulunduğu yerde mola verip belgesel çekiyoruz.
Altay dağları zirvelerinin eteğindeki köyler sanki bir tabloyu andırıyor. Tarihi ipek yolu üzerindeki 390 yıllık bir Altay köyünden geçiyoruz. Köydeki tarihi ipek yolu han ve kervansarayı Anadolu mimarisine çok yakın.
Yeniden kadın nehri vadisine geliyoruz. Ruslar kati dese de Altayca kadın nehri. Altay dağlarının zirvesinden doğan bu nehir önce Orhon ırmağı yakınlarından Moğolistan’dan doğan çua nehri ile buluştuğu yere geliyoruz. Muhteşem manzara göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Kadın nehri Altay dağlarındaki altın gölünden doğan erkek anlamına gelen Bey ırmağı ile, Kara Altay Cumhuriyeti’nde buluşmasını Altaylı rehberimiz Atıcı’nın verdiği bilgiye göre; kutsal bir birleşme ve evlendikten sonra çocuk çoluğa karışıp dünyanın en uzun nehirlerinden birini oluşturarak Op veya Rusça Obi adını alarak 5000 km yol kat ederek kuzey buz denizine dökülüyor.
Altay dağlarında Rus lider Putin’in de yazlık bir dinlenme malikânesi olduğunu öğreniyoruz. Dünyanın saygın gezi dergilerinden National Coğrafik Dergisi bölgeyi dünyanın on manzaralı yolu olarak tanımlıyor.

18 BİN YILLIK KAYA RESİMLERİ
Türk tarihinde kaya resim ve yazıtları önemli. Altay dağları zirvesine yakın bir bölgeye geliyoruz. 18 bin yıl önceki döneme ait kaya yazıtlarının olduğu yerdeyiz. Yaşlı bir Altaylı rehber kayalara çizilen resimleri bizlere anlatarak Altay Türkleri tarihi ile ilgili bilgi veriyor. Resimler 1912 yılında bir Rus arkeolog tarafından bulunmuş. Her geçen gün yok olan ve 6000 bin resimler mutlaka koruma altına alınmalı.
Akşam olmak üzere. Altay dağlarının zirvesi karlı nehir kenarında muhteşem manzaralı bir yerde ahşap otelimize geliyoruz (20 Eylül 2017)
Evet, bu yazıyı karlı Altay dağların da 20 Eylül 2017 tarihinde kaleme almıştım. Pandemi ve korona salgını dolayısıyla ilk kez yurt dışına gidemediğimiz bir yıl geçti. Sadece yurt dışına gitmek değil yurt içinde de birçok yere gidemedik.
Korona salgını, pandemi günleri ve maskeli gezmeye mahkûm olduğumuz bu günlerde gezmek, yurt dışında belgesel çekmenin ne kadar kıymetli olduğunu anladım. İnşallah en kısa zamanda pandemi günleri geçer ve korona vebası biter.