BELGESEL TADINDA HİNDİSTAN GAZETECİLİK HATIRALARIM

Yarım asra yani 50 yıl yaklaşan gazetecilik ve belgeselcilik hayatımın son 41 yılı Gebze’de geçti 41 yıldır Gebze’den kopmadan ulusal ve Uluslararası gazetecilik ve belgeselcilik yapmaya çalışıyorum.

Son yıllarda güncel konular yerine kalıcı geleceğe ışık tutan deyim yerinde ise tarihe not düşüp zamana noterlik yapan yazılar yazıp belgeseller çekiyorum.

Bugün sizlere 2006 yılında değerli arkadaşım çok başarılı hekim kulak burun boğaz uzmanı Prof. Dr. Orhan Gedikli Bey’in organizasyonu giderek belgesel çekimi yaptığım Hindistan’da gazetecilik ve belgeselcilik anılarımı paylaşmak istiyorum

12 kişilik bu gezide Prof. Dr. Sefa Saygılı gibi birçok tıp Dr öğretim üyesi ile Hindistan’ı gezdik

Hatıralar gerçekten çok önemli insan hatıraları ile yaşar ve hatıralar tarihin canlı  ve ölmeyen şahitleridir.

2006 yılında 5 saatlik uçak yolculuğu ile gittiğimiz Hindistan’ın Başkenti Yeni Delhi AĞRA  Varanasi. Ganj Nehri boyları  Himalaya Dağları eteğindeki. Candigar  ve büyük gönül sultanı imamı Rabbani hazretlerinin türbesinin olduğu Serhind şehitlerini Adım adım gezip www.devrialem.tv olarak belgeseller çekmişti0.m

2006 yılında çok zor şartlar altında çektiğimiz Hindistan’da Türk islam medeniyeti belgeselimiz başta TGRT belgesel tv olmak üzere her gün birçok televizyon kanalında devri alem bandı ile yayınlanmakta

Prof. Dr. Orhan Gedikli ve Prof. Dr. Sefa Saygılı gibi birçok arkadaşla daha sonra birçok ülkeyi birlikte gezip belgeseller çektik biz belgesel çekerken Orhan Gedikli ve diğer arkadaşlarda gezi notları yazdı Orhan Beyi’n Hindistan gezi notlarını sizlerle paylaşacağım

  HİNDİSTAN DA BELGESELCİLİK HATIRALARIM

Hindistan’da çektiğimiz belgeseli bu kez farklı bir şekilde daha orjinal montajlanıp sizlerle belgesel tadında paylaşmak istedim.

Belgesel tadında devri alem farkı İle sizde bizlerle Hindistan’ı gezmek için iki bölümlük Hindistan Belgeselimizi izleyip görüş öneri ve yorumlarınızı bizlerle paylaşabilirsiniz

 HİNDİSTAN DA DEVRİ ALEM BELGESELİ 1. BÖLÜM

Hindistan  dünya insanlık dinler ve kültür tarihinde çok önemli yere sahip bir ülke  gazeteci ve belgeselci olarak 2006  yılında gittiğim Hindistan’da  bir çok unutulmaz hatıram oldu  bu anılarımı belgesel halinde birçok tv kanalında yayınlandı  Hindistan’la ilgili hatıralarımı  belgesel halinde yeniden güncelleyip sizlerle  paylaşmak  istiyorum

HİNDİSTAN DA DEVRİ ALEM BELGESELİ 2.BÖLÜM

BELGEDELLERİMİZ TGRT’DE HER GÜN YAYINLANIYOR

https://www.facebook.com/gebzeningazetesi/videos/3386069648377917/?mibextid=4aktM7

HİNDİSTAN BELGESELLERİMİZİ İZLEDİKTEN SONRA ŞİMDİDE ORHAN BEY’İN GEZİ NOTLARI YAZISINI OKUYABİLİRSİNİZ.

Hindistan’da Türk izleri Prof. Dr. Orhan GEDİKLİ

Hindistan’ı bizlere gezdiren değerli arkadaşım Orhan Gedikli’nin yazısı ile sizleri baş başa bırakıyorum

https://docplayer.biz.tr/amp/13467611-Hindistan-da-turk-izleri.html

 M. Gandi’ye göre Hindistan bir anadır. Onun iki çocuğu vardır. Bunların biri Türkler diğeri ise Hintlilerdir.

DELHİ Güney Asya da üç önemli anakara bulunmaktadır. Bunlar; Arabistan, Hindistan ve Hind-i Çin dir. Bu üç bölge dünya tarihi açısından her zaman önemini korumuştur. Arabistan da doğan İslamiyet tüm dünyaya yayılmış ve Hindistan’da da Buda’nın öğretileri geniş bir kitleyi etkilemiştir. Yazının devamını bu linkden okuyabilirsiniz

https://docplayer.biz.tr/amp/13467611-Hindistan-da-turk-izleri.html

HİNDİSTAN HAKKINDA GENEL BİLGİ

Bir güney Asya ülkesidir Hindistan. Hint Okyanusu, Umman Denizi, Bengal Körfezi, Pakistan ve Çin Halk Cumhuriyeti Hindistan komşu ülkelerini oluştururken, Hindistan toprakları yeryüzünün en büyük 7. coğrafi alanıdır. Hindistan, Çin’in ardından ise dünyanın en kalabalık 2. ülkesidir. İstatistiki bilgilere göre, kısa bir sürede dünyanın en kalabalık ülkesi olmaya aday tek ülke olarak gösterilir. Hindistan ekonomisi son yıllarda yapılan önemli ekonomik reform ve hamlelerle büyük bir ivme kazanmış Hindistan ekonomisi dünya üzerinde en hızlı büyüyen ekonomi olmuştur. Bombay, Kalküta, Ahmedabad, Madras, Bangalore, Delhi, Jodhpur, Bhopol, Menharpur, Nagpur, Srinagar kentleri ise Hindistan sanayisi için önemli üretim merkezleridir. İmalat ve madencilik Hindistan ekonomisinin temel dinamiğidir. Petro kimya, demir filizi üretimi, kömür rezervi ve petrol rezervi Hindistan üretim ve zengin tabi kaynaklarının başlıcaları arasında yer alırken aynı zamanda dünya demir rezervlerinin %25 ine, mika rezervlerinin %80 ine tek başına Hindistan sahiptir. Aynı zamanda Hindistan Boksit rezervleri olarak dünyada 2. Manganez ‘de ise dünyanın 3. büyük rezervlerine sahiptir. Hindistan yer altı kaynakları bakımından son derece zengin ve şanslı bir konumdadır, sanayileşme her geçen yıl gelişme gösterirken Hindistan halkının halen büyük kısmı tarımla uğraşmaktadır. Hindistan tarım hayatı ülke halkı için önemli bir gelir kaynağı oluştururken Hindistan topraklarının yarısı tarım arazisi olarak kullanılır. Kutsal Ganj nehrinin suladığı Ganj ovası son derece önemli bir tarım bölgesi olurken verimli ve yıl boyunca ekime müsait bir ortam hazırlar. Yetiştirilen tarım ürünlerinin %80 ini tahıllar oluşturmakta pirinç ve şekerkamışı yine Hindistan tarım ürünleri arasında en fazla yetiştirilen ürünler arasında bulunmaktadır. Çay, susam, mercimek, yer fıstığı ve nohut üretiminde dünya ‘da 1. Pirinç, şeker kamışı, soğan keneotu ve hint keneviri üretiminde ise Hindistan dünyada 2.dir

Hindistan tarihinde önemli yer tutan tarihi ticaret yolları ise ülkenin önemli bir konuma sahip olduğunun göstergesidir. Ticaretin, alışveriş ‘in önemli bir tarihsel noktasıdır Hindistan. Hindistan bugün bile, dünya yazılım fabrikasıdır. Dünya üzerinde birçok yazılım şirketine Hindistan ev sahipliği yapar.

Böylesine güçlü bir ekonomik geçmişe sahip olan Hindistan aynı zaman da uygarlığı, medeniyetiyle bir benzeri daha olmayan nevi şahsına münhasır bir ülkedir. Öyle ki koskoca, farklı bir dünyadır. Tasavvur edilemeyecek bir kültürle, yaşamla karşılaşmaya hazır olanlar için bambaşka bir olanak sunar Hindistan. Hindistan kültürü, Hindistan tarihi, Hindistan mutfağı, Hindistan yaşamı ziyaretçileri için sonsuz derece de vaat kârdır. Söz gelimi Hindistan bitki örtüsü ve tabii kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ülke topraklarının yüzde 22’sini ormanlar oluştururken, Hindistan’ın balta girmemiş ormanlarında dünyanın başka yerinde göremeyeceğiniz canlılar, hayvan türleri görülebilecektir. Her çeşit vahşi hayvanlar, nesli tükenmek üzere olan kuş türleri ve dünya üzerine nadir görülen hayvan türleri bile Hindistan ormanlarında yaşamlarını sürdürmektedir. Yaz ayları yani haziran ve eylül arası olan kısımda ise, muson yağmurları görülür. Yine Ganj nehri Hindistan için özel bir anlam taşırken Ganj nehrinin beslediği, Ganj ovası ülkenin en verimli topraklarını oluşturur. Ganj deltası ise dünya üzerindeki belki de en fazla canlı çeşitliliğini ağırlar. Coğrafi güzelliği ve özelliği sadece bunla sınırlı olmayan ülkede Himalaya’lar bölgesi Tibet yaylasını Hindistan’dan ayırmaktadır. Himalayalar bölgesinin en yüksek noktasını ise dünya üzerinde adı en çok duyulmuş Everest tepesi oluşturur.

Hindistan mistik ve gizemli bir uygarlıktır. Dünya üzerinde belki de hiçbir yerde tecrübe edilemeyecek kadar çok şey barındırır. Elbette dünyanın en büyük coğrafyalarından biridir Hindistan. Hindistan turu, başka bir kültür ve alternatif bir seyahat de bulunmak isteyen kişiler için oldukça iyi bir fikir olurken Kesintisiz 5000 yıldır varlığını sürdüren medeniyet tüm imkânlarını ziyaretçilerine sunmaktan çekinmeyecektir. Hindistan turu gündemi olan kişiler için, altın üçgen bölgesi ideal bir başlangıçtır. Hindistan’ın altın üçgen bölgesi ziyaretçilerinin işini kolaylaştırırken ülkeyi ilk defa görme şansı olan kişileri etkileyebilecek tüm özelliklere bu bölge sahiptir. Üçgenin merkezinde başkent Yeni Delhi bulunurken, Hindistan Başkentin eski ve modernle nasıl birleştiğine tanık olunabilecektir. Taj Mahal, Jaipur sarayı, tapınak kentler ve birçok hisar yine Hindistan altın üçgen bölümünün bir parçasıdır. Hindistan demir ağlarıyla başarılı bir şekilde örülebilmiş bir ülkedir. Hindistan şehirlerinin her noktasına trenle gitme imkânı ise ziyaretçiler için önemli olacaktır. Hindistan’ın eski bir İngiliz kolonisi olması nedeniyle İngilizce konuşma sıkıntısı yaşanmamaktadır. Hindistan para birimi ise; Hindistan rupisidir.

Hindistan Başkenti

Hindistan’ın başkenti 1911’de temelleri atılmış olan Yeni Delhi’dir. Dünya üzerinde ki önemli kozmopolit şehirlerarasında bulunan Yeni Delhi 134 farklı ülkenin elçiliğine ev sahipliği yapar. Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de Unesco koruma mirası altında 2 tane önemli eser bulunurken bunlar hümayun türbesi ve Qutub kompleksidir.

Başkent Yeni Delhi dünyanın en hızlı büyüyen şehridir. Hindistan iktisadi hayatı için son derece önemli bir kent olurken ülke ticari hayatı, ülke bürokrasi hayatı ve ülke şehir hayatı için önemli bir örnektir Yeni Delhi. 24 saat enerjik bir şehir, çok sayıda ulusal kurum, birçok müze ve sonsuz görülecek yerler başkent Yeni Delhi’de oldukça fazladır.(kaynak https://www.hindistankonsoloslugu.com/hindistan-hakkinda/)

…..,

HİNDİSTAN BELGESELLERİMİZİ İZLEDİKTEN SONRA ŞİMDİDE ORHAN BEY’İN  GEZİ NOTLARI YAZISINI OKUYABİLİRSİNİZ

Hindistan da Türk izleri Prof Dr. Orhan GEDİKLİ

Hindistanı bizlere gezdiren değerli arkadaşım Orhan Gediklinin yazısı ike sizleri baş başa bırakıyorum

https://docplayer.biz.tr/amp/13467611-Hindistan-da-turk-izleri.html

 M. Gandi ye göre Hindistan bir anadır. Onun iki çocuğu vardır. Bunların biri Türkler diğeri ise Hintlilerdir.

DELHİ Güney Asya da üç önemli anakara bulunmaktadır. Bunlar; Arabistan, Hindistan ve Hind-i Çin dir. Bu üç bölge dünya tarihi açısından her zaman önemini korumuştur. Arabistan da doğan İslamiyet tüm dünyaya yayılmış ve Hindistan da da Buda nın öğretileri geniş bir kitleyi etkilemiştir. Hindistan batılıların İndia sıdır. İran Afganistan ve Hindistan dünya ticareti açısından önemli merkezlerdir. Bundan dolayı batılılar Hindistan ı keşfetmek uğruna çok çaba sarf etmişler. Atlantik ülkeleri olarak bilinen Fransa, Hollanda, İngiltere, Portekiz ve İspanya ünlü denizcilerini bu esrarengiz ülkeyi keşfe göndermişlerdir. Hatta Kristof Kolomb Hindistan için çıktığı keşif hareketinde Amerika yı bulmuştur. Burada karşılaştıkları insanlara ise Hindistan- Hindu anlamına gelen İndian demişlerdir. İndian dedikleri bu insanlar aslında Kızılderililer idi. Hintlilerin Türklerle ilişkileri çok eski tarihlere dayanmaktadır. M.Ö. 1000 li yıllarda Hintliler demiri kullanmaya başlarlar. Hindistan a demiri o dönemlerde Orta Asya Türklerinin getirdiği yönünde kayıtlar mevcuttur. Hatta Hindistan daki yerli dillerde birçok Türkçe kelime vardır. Bunların M.Ö. 2500-1500 yılları arasında yayılmış olabileceği yönünde görüşler tebliğ edilmiştir. Hindistan a en çok tesir eden topluluk Türklerdir. Türklerden önce ise Perslerin ünlü komutanı Darius (M.Ö. 522-486) bölgeye hâkim olmuştur. Darius un hâkimiyetini Makedon Büyük İskender sona erdirmiştir. Makedonya dan çıktığı yolculuğunu Kudüs ten ve İran da devam ettirmiştir. İran da Persiopolis antik kentini yerle bir ederek Perslerin hâkimiyetine son vermiş, oradan da devam ederek Afganistan ve İndus (Hindistan) sahillerine inmiş, anlaşmalar yaparak geri dönmüştür. Bu yolculuğunda doğu-batı birlikteliğini sağlamak için de Helenizm i yayma politikası gütmüştür. VI. yy.a kadar bu bölgede etkin olan Kuşanlar dır. Bunlar Türkistan kökenlidirler. Bu dönemde heykellerde Türk süvarilere ait elbiseler ve paralar üzerinde Türkçe güzel anlamına gelen Kucula gibi unvanlar vardır

( Kuşan dönemi I- IV. yy arasıdır). Hatta Budizm Kuşanlar sayesinde cihanşumül bir din haline gelmiştir. Tamamen Türk adı olan MANAS kelimesi de bu dönemde Brahmaputra nehrinin bir koluna ad olarak verilmiştir. Daha sonra Akhunlar ( Hünaslar) dönemi gelir. Akhunlar daha sonra Gazneliler, Gurlular, Temürlüler in de yaptığı gibi Afganistan ı Hindistan a bağlayan yol güzergâhında bulunan Gazne şehrinden hareket ederek Orta Asya dan daha verimli olan ve daha fazla yağmur alan Pencap bölgesine doğru akınlar başlatırlar. Toraman ve daha sonra Mihrakula başkanlığında (515-550) Kuzey Hindistan ı tamamen ele geçirirler. 557 de Batı Göktürk ve Sasani ittifakı sonucu Afganistan da iktidarı kaybeden Akhunlar Hindistan da da gerileme dönemine girerler. VII. yy başında ise Hintli racalar tarafından ortadan kaldırılırlar. Böylece İran- Afganistan ve Kuzey Hindistan dan geçen ticaret yolu Akhunlar ın elinden çıkar. Ancak burada bir gurup Türk Şahiler 870 yılına kadar Afganistan Hindistan sınırındaki Ohint de varlıklarını sürdürürler. Daha sonra bunlar Gazneli Mahmud un Hint seferlerinde önemli rol oynarlar. Hem Hindistan da kurulacak Türk hakimiyeti için temel teşkil ederler ve hem de bugünkü Pakistan ın ortaya çıkmasını sağlarlar. X-XI. asırlarda Hindistan da yeniden Turişkalar (Türkler) devri başlamıştır.

Afganistan’ın Gazne bölgesine yerleşen Sebük Tigin kuzey batı Hindistan ı ele geçirir. Daha sonra Gazneli Mahmud fetih hareketini hızlandırarak 15 in üstünde seferle Hindistan da Türk gücünü yaygınlaştırır. Gazneliler 1040 yılında Selçuklulara yenilerek Hindistan’daki hâkimiyetini kaybeder. Ancak XII. yy sonlarına kadar Pencap bölgesinde hâkimiyetlerini sürdürürler. Gaznelilerden sonra Afganistan ve Hindistan bölgesinde Gurlular hâkim olurlar. Gurlular, Afganistan ın Gur bölgesine yerleşerek oradan Hindistan a doğru akınlar yaparlar. XIII yy.da Cüzcani tarafından yazılan Tabakat-i Nasiri de Gurluların büyük sultanı Muhammed B. Sam ın Hayber i geçerek Gaznelilerin kalıntılarına son verip İndus ve Pencap boylarına kadar indiği yazılıdır. Gurlu Sultanı Muhammed B. Sam ın oğlu yoktur. Varis olarak Benim birçok oğlum var onlar da Türk Memluklarımdır. Onun için binlerce halefim vardır diye ifade eder. Cüzcani ye göre Mu izzi Memluklar, Kutbed-din Aybeg, Nasır ed-din Kabaca, Baha ed-din Tuğrıl, Tac ed-din Yıldız ve Kalaçlı İhtiyar ed-din Muhammed dir. Yıldız ve Aybeg Sam ın damadır. Bunlarla Sam 1206 tarihinde suikast sonucu ölene kadar Gazne, Lahor, Eski Delhi ve Hindistan da Türk hâkimiyetini sürdürmüşlerdir.

Delhi’de ilk TÜRK SULTANLIĞI AYBEG sayesinde kuruldu.

Hindista’ da Türk İslam kültürünün ve mirasının temelleri atıldı ( Kuzey Batı Hindistan 1206-1210). Böylece Hinduların Dili si Delhi olur. Âlimlere son derece saygılı olan Aybeg Türk geleneklerine sıkı sıkıya bağlı idi. Çögen/ Çevgan oyunu sırasında atından düşerek ölen Aybeg in en önemli eseri Delhi nin ortasına diktirdiği KUTUB MİNAR ( Kutbi Minaresi) idi.

Kutub Minar Camisi – DELHİ Bundan sonra Kıpçak asıllı Türklerden Şemsiler (1211-66 ), Balabanlılar (1266-1290 ), Kalaçlar (1290-1320 ), Tuğluklar (1320-1414) saltanat sürdürmüşlerdir. Şemsiler; Şemsed din İltutmuş, Balabanlılar; Balaban, Kalaçlar (24 Oğuz boyundan biridir); Melik Tınaz Şah önderliğinde Hindistan da büyük hizmetler vermişlerdir. Kalaçlar altın çağını Ala ed-din Muhammed döneminde yaşadı. Tüm Hindistan, Seylan dâhil Delhi ye bağlandı. Tuğluklardaki en önemli dönemlerden birisi Firuz Şah dönemidir. 1388 de 83 yaşında ölen Firuz Şah her işinde âlimlere danıştı, dış seferlerden çok iç işlerle uğraştı. Devleti mali ve iktisadi alanda büyük gelişmeler sağladı. 1398 de Timur Han ın Hindistan a girmesiyle Delhi Sultanı Mahmud Şah ı yenildi. Delhi Timur un eline geçti. 1399 senesinde Timur un Türkistan a geri dönmesinden sonra Mahmud Şah yeniden başa geldi ve 1413 e kadar hükümdarlığını sürdürdü. Firuz Şah döneminde 50 sulama bendi, 40 cami, 30 medrese, 20 hamam, 100 kervansaray ve han, 5 darüşşifa, 100 türbe ve mezar, 10 hamam, 150 sulama kuyusu ve havuz, 100 köprü yaptırmış. Tuğluklardan sonra Müslüman menşeili Seyyidiler (1414-1451), Lodiler (1451-1489), Suri/Afganlılar (1540-1555) Delhi de iktidar oldular. 1526 da ise Hindistan da yeni bir devir başlamıştır. Babur un liderliğinde Delhi iktidarına yeniden Türkler geçti. 1858 e kadar Kuzey Hindistan da iktidarda kalan bu hanedanın atası Babur-Şah Moğollardan bahsederken; Şu uğursuz Moğol yağmacıdır. Yağma yapacak birilerini bulamazsa döner kendi milletini yağmalar diyecek kadar kendini Moğol dan ayırmasına, Türkçeyi konuşup, Türk kültürünü temsil etmesine rağmen; batılı yazarlar, Babür ü ve Babürlüleri Moğol yapmıştır. Babür Türk İmparatorluğu Babür Şah ile başlamış ve Hümayun, Ekber, Cihangir, Şah Cihan ve Evrengzib Şah ile devam etmiştir. Bugün Hindistan daki önemli tarihi eserlerin büyük çoğunluğu Babürler dönemine aittir. Hintliler komşularının topraklarını ele geçirme düşüncesinde hiçbir zaman olmadılar. Genelde kuzey batıdan saldırılara maruz kaldılar ve kültürleri gelenlerden etkilendi. Gelenlerin en önemlileri Türklerdi. İndo Turcica çalışmalarına dayanılarak verilen bilgilere göre M.Ö. 2. yy.dan itibaren Türkler Hindistan da etkili olmaya başlarlar. Bu nedenle bugün Hindistan da sanat, müzik, resim gibi alanların yanında idari yapıda da Türk tesirlerini görebiliriz. Aslında bu tesirlerin temellerini M.Ö. 1. binlerde aramak gerekir. Zira Hint

kaynakları Saka, Turüşka ve Hüna adları ile ilk çağlarda da sadece bir toplumun yani Türklerin boylarını belirtmektedirler. Hindistan M.S. 5. yy.dan 1858 İngiliz sömürge yönetimi dönemine kadar Türklerin idare ettiği, bugün yaklaşık 1. 3 milyar nüfusu ve nükleer teknolojiyi yakalamış bir ülke. Asya da görmeyi çok istediğim ülkelerden birisi idi. Eman Tur Hindistan’a gidiyoruz deyince hemen bilgi toplamaya başladım. Yeni Çağ Gazetesinde bu konuda araştırmaları ile ünlü Prof. Dr. Salim ÇÖHCE’nin adını gördüm ve hemen ona ulaştım. Salim Bey Hindistan tarihinin Türkiye de çok bilinmediğini, binlerce yıl orayı Türklerin idare ettiğini ve bugüne ulaşabilen tarihi eserlerin büyük çoğunluğunun Türkler tarafından yapıldığını, Türklerle Hinduların binlerce yıl kardeşçe barış içinde yaşadıklarını söylüyordu. Bana mutlaka gitmemi, izlenimlerimi kendileri ve Türkiye kamuoyu ile paylaşmamın çok yararlı olacağını söyledi. Bu tavsiye beni çok daha istekli kıldı ve 09.12.2006 da Delhi ye uçtuk. Yaklaşık 5,5 saatlik bir yolculuktan sonra uçağımız Delhi’ye indiğinde ekibimizde heyecan dorukta idi. Havaalanı nükleer teknolojiyi yakalamış bir ülkenin havaalanı görünümünde değildi. Pasaport kontrolü için beklediğimiz salonda, değişik başkentlerindeki saat farklılıklarını gösteren tabloda İstanbul un olmayışı bizi üzdü. Buradan Türkiye’nin Hindistan Büyükelçisine sesleniyorum; Önce havaalanına İstanbul ismini yazdırın. Bunu başaramazsanız hiçbir şey başaramazsınız. Pasaport kontrolünden sonra bizi bekleyen otobüse binerek Agra’ya doğru yola çıktık. Havaalanı görüntüleri soğuk olsa da karşılama oldukça sıcaktı. Hintli rehberimiz hepimizin boynuna taze çiçeklerden yapılmış birer gerdanlık takarak bize hoş geldin dedi. Artık trafik bize göre ters ve kalabalık olsa da güzel bir düzenin olduğu mutlu insanların ülkesindeyiz. Delhi de gece yarısı olmasına rağmen sokaklar insanlarla dolu idi. Delhi den 2-2,5 saatte çıkabildik. 5 saatlik bir kara yolculuğundan sonra Agra’ya vardık. Otele yerleştikten sonra gezimizin ilk durağı olan Agra Kalesine gittik. Agra; Babür Türk İmparatorluğunun ilk başkenti ve Agra Kalesi de yönetim merkezi idi. Kalenin uzaktan görünüşü ve giriş kapısının heybeti insanı etkiliyor. Agra Kalesi AGRA

Yaklaşık 15 dakikalık yürüyüşten sonra Babür Şah larının kalede halkın dertlerini dinlediği divanın önüne geliyoruz. Kale içi Babür Sarayı Divanı – AGRA Kalenin iç kısmı oldukça geniş. Zaman kısıtlılığı nedeniyle ancak divanı ve saray içini gezebiliyoruz. Beyaz mermerden yapılmış Saray içi Camisi hepimizi hayrete düşürüyor. Kalenin Yamuna Nehrine bakan kısmında son Babür Şahı Evrengzib in babası Şah Cihan ı hapsettiği kısım, saray içi Hindu tapınağı, harem kısmı ve haremin bahçesi gibi kısımları ziyaret ediyoruz. Harem önü bahçesi altıgen biçimde şekillendirilmiş ve çok hoş bir görünüm arz ediyor. Kale içi Harem Camisi AGRA Agra Kalesi içinde Müslümanlar için cami, Hindular için de tapınak mevcut. Türklerin hâkim olduğu her yerde olduğu gibi burada da farklı inançlara ait kutsal mekanları birlikte görebiliyorsunuz. Tam bir Türk ve Müslüman hoşgörü örneğidir bu. Bunu özellikle okuyucuların dikkatine sunuyorum. Tarih boyunca Türkler nereye hükmetmişse oradaki insanların dinlerine, dillerine, yaşam biçimlerine müdahale etmemişler ve zorlama yapmamışlardır. Bunun yüzlerce örneklerini Adriyatik ten Çin Seddi ne tüm Türk coğrafyasında bulabilirsiniz.

  HİNDİSTAN AĞRA

AGRA Havanın sisli olması nedeni ile kaleden şehri doya doya izleyemedik ve Şah Cihan’ın hapsedildiği kısımdan Taç Mahal’in o güzel görüntülerini göremedik. Bunu çekmeyi çok arzuluyordum. Çünkü rivayete göre Evrengzib babası Şah Cihan’ı buraya hapsettiğinde söylediği Sen eşin Mümtaz Banu’yu çok seviyordun. Onun için yaptırdığın Taç Mahal’i buradan izleyebilirsin. Böylece Mümtaz Banu’ya hasretliğini giderirsin sözünün doğruluğunu tespit edemedik. Şah Cihan ömrünün kalan sekiz yılını bu kalede geçirmiş ve ölümünden sonra Mümtaz Banu nun yanına Taç Mahal e defnedilmiştir. Şah Cihan Taç Mahal in tam karşısına, Yamuna Nehrinin öteki kıyısına Taç Mahal in aynısını siyah mermerden yaptırmayı planlamış ve oraya gömülmeyi istemiştir. Ancak oğulları arasındaki taht kavgası sonucu 1658 de devrilerek yerine geçen oğlu Evrengzib babasının bu isteğini kabul etmemiştir. Agra da ikinci durağımız Taç Mahal, Babürlerin 5. Hükümdarı Şah Cihan (1593-1666) tarafından yaptırılmış bir anıt mezardır. Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan ın büyük bir aşkla sevdiği eşi İran Safevi Türk Devleti Prensesi Arcümend Banu nun (Mümtaz Banu) hatırasına yapılmıştır. Dünya nın yedi harikasından biri olan Taç Mahal in 1632 de başlayan inşaatı 1652 de tamamlanmıştır. Moğol İmparatoru Akbar ın torunu Kumar tarafından yapılmıştır. Yapının mimarları, Mimar Sinan ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi dir. Bir isyanı bastırmak için Burhapur a giden Şah Cihan a dokuz aylık hamile eşi Mümtaz Banu da her zaman olduğu gibi eşlik etmiştir. Mümtaz Banu 14. çocuğunu doğururken ölmüştür. Rivayete göre ölmeden önce eşinden kendi anısına eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir anıt yaptırmasını istemiştir. Şah Cihan eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tutmuş. Vefatından 6 ay sonra ise Taç Mahal in temeli atılmıştır. Eser tamamen beyaz mermerden yapılmış olup tüm figürler oyma sistemi kullanılarak mermerlere işlenmiştir.

Taç Mahal – AGRA

Taç Mahal i görebilmek için 2 saat sıra bekledik. Çok yoğun bir ziyaretçi akını vardı. Hızlı bir şekilde orta kapıdan girerek Taç Mahal’in o muhteşem görüntüsü ile karşı karşıya geldik. Daha önce resimlerinden tanıdığımız bu eseri yakından görmek ve bir eşe duyulabilecek en büyük sevginin yansımalarını hissetmek gerçekten çok büyük bir mutluluk. Taç Mahal in sol tarafında bir mescit, sağ tarafında ise bir misafirhane yapılmış, arkasında ise Yamuna Nehri bulunuyor. Agra kalesindeki altıgen bahçe düzenini burada da görüyoruz. Su, yeşil ve ağaç çok güzel harmanlanmış. Mümtaz Banu ve Şah Cihan ın kabirlerinde tüm Müslümanlar için dualar edip, Taç Mahal i esrarengiz güzelliği ile baş başa bırakarak ayrılıyoruz. Otelde Hindistan’daki binlerce yıllık Türk tarihini kritik ediyor ve İngiliz sömürüsünün başladığı 1858 e kadar geliyoruz. İngiltere Güney Afrika da olduğu gibi Güney Asya da da aynı sömürgeci zihniyetle kendisine güneşin batmadığı imparatorluk sıfatını kazandırmıştır. İngiltere önemli bir merkez haline gelmesini sağlayan zenginliğini Hindistan’ı sömürmesine borçludur. Cengiz Çandar’ın ifadesiyle İngilizler sömürgelerinin merkezini Delhi ye naklettikleri andan itibaren gerçek anlamda imparatorluk gücüne ve bilincine erişmişlerdir. İngilizler Hindistan’daki sömürge yönetimi döneminde büyük bir soykırım uygulamışlar ve tahminen 25 milyonun üstünde Hindistan vatandaşını katletmişlerdir. İngiltere ve Avrupa Ülkeleri Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra aç kurtlar gibi Balkanları, Afrika ve Arap yarımadasının büyük kısmını işgal ederek uzun süre sömürmüşlerdir. Bu topraklarda çok büyük soykırımlar ve katliamlar yapmışlardır. Soykırımlar dünyaya batı ülkelerinin hediyesidir. Halen de dünyada yoğun bir İngiliz sömürüsü vardır. Bunun en son örneği ise Amerika ile ortaklaşa yaptıkları Irak işgalidir. Batının tek düşüncesi özellikle Müslümanları sömürmektir. Müslüman dünyanın bu sömürüye artık dur demesinin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Sabah Delhi ye doğru yola çıktık. Yolumuz üzerinde Babürlerin III. Şahı Ekber in kabrini ziyaret ettik ve türbenin oldukça bakımsız ve ciddi bir tamire ihtiyacı olduğunu gördük. Hindistan yetkililerinden ricamız bu türbenin de şanına yakışır bir şekilde restore edilmesidir.

AĞRA DAN  DELHİYE GELİYORUZ

Yaklaşık 5,5 saatlik bir yolculuktan sonra Delhi ye vardık. Delhi Eski ve Yeni Delhi diye iki kısımdan oluşmaktadır. Eski Delhi Babür Türklerinin oluşturduğu kısımdır. Türk eserlerinin büyük çoğunluğu buradadır. Yeni Delhi ise İngilizlerin sömürge yönetimini oluşturduğu kısımdır. İngilizlerin ilk başkenti Hindistan’ın doğusunda Kalkuta’dır. 1911 de başkent Kalkuta’dan Delhi ye taşınır ve İngiliz Kıralı Delhi de taç giyerek kendisini Hindistan’ın kralı ilan eder. Kralın Hindistan a gelişi şerefine başkent Kalkuta dan Delhi ye taşınır. Yeni Delhi İngiliz, Hint ve Roma mimarisi karışımı bir tarzda oluşturulmuştur. İngiltere’nin Hindistan sömürge valisinin sarayı Backhengam Sarayına benzetilmiştir. Bugün de başkanlık sarayı olarak kullanılmaktadır. Tüm yatırımlar Yeni Delhi bölgesine yapılmış. Bu nedenle bugün Yeni Delhi gayet güzel ve bakımlı iken, Eski Delhi harap durumdadır. Yeni Delhi de en önemli anıt Hindistan kapısıdır. Bu anıt I. Dünya harbinde ölen 85 bin Hintli için dikilmiştir. Hindistan’ın nüfusu 1 milyar civarındadır. Bunun yüzde 83 ü Hindu, yüzde 13 ü Müslüman, yüzde 2-4 ü Sihler ve diğer unsurlardan oluşmaktadır. Müslüman dünyanın ikinci büyük nüfusa sahip ülkesidir. Birinci Endonezya dır. Hindistan Cumhurbaşkanı Müslüman, Başbakan Sih ve yardımcıları Hindu dur. Böyle bir harmoni oluşturularak ayrımcılığın önüne geçilmiştir. Hindistan 31 eyaletten oluşmakta ve her eyaletin parlamentosu ayrıdır. Savunma, dış ticaret ve ekonomik işler merkezi hükümet tarafından yürütülür. Eyaletlerin Genel Valisini parlamento atamaktadır. Delhi de ilk durağımız Babür Türk İmparatorluğu II. Şahı Hümayun un türbesi oldu. Türbenin sağında Lödi asıllı İsa Han ın anıt mezarı ve camisini ziyaret ettik. Camide ve anıt mezarda tamir çalışması mevcuttu. Oradan Hümayun Şah ın anıt mezarına geçtik. Burada da çok güzel bir çevre düzenlemesi var. Anıtın görkemi ve mimarisinin çekiciliği ile ters orantıda sade bir mezar taşı olduğunu görüyoruz. Hümayun Şah Türbesi- DELHİ Eski Delhi’nin iç kısımlarına doğru yol alıyor ve Kızıl Kaleye geliyoruz. Şah Cihan tarafından 1646-1656 yıllarında yaptırılmış olan bu kale, başkent Delhi ye taşındığında hem kale ve hem de saray olarak kullanılmıştır. Kızıl kalenin Hindistan tarihinde önemiçok büyüktür. Eski yönetim merkezi olmasının dışında M. Gandi İngilizlerden bağımsızlığı bu kalede 1947 de ilan etmesi ile de ayrı bir önem kazanmıştır. Kalede halkın kabul edildiği Divan-ı Azam ve devlet işlerinin konuşulduğu Divan-ı Has ve Harem kısımları mevcuttur. Cuma camisinin avlusundan baktığınızda kalenin sınırlarını görmeniz mümkün değildir. Kale çok geniş olduğundan içini tamamen gezmek uzun zaman gerektirmektedir. Bu açıdan geziyi sınırlı tutarak hemen karşıdaki Cuma mescidine gidiyoruz. Kızıl Kale DELHİ Cuma mescidi Kızıl Kalenin tam karşısına kurulmuş oldukça heybetli ve etkileyici bir cami. Mimarisinin biraz farklı olduğunu görüyoruz. Geniş bir avlu, avlunun ortasında ve kenarlarda abdest alma bölümleri mevcut. Caminin kapıları yok. Bunun nedeni iklimin sıcak olmasından kaynaklanıyor. Semerkant ta Cuma namazı kıldığımız bir caminin de kapı yoktu. Bu açıdan bir benzerlik kurabiliyoruz. Öğle namazını cemaatle avluda kıldıktan sonra bir süre Kızıl Kale yi seyrederken bu güzel ve muhteşem eserleri yapıp bırakan Türk Şahlarının ruhlarına Fatihalar okuyoruz.

Cuma Camisi DELHİ

Cuma camisinin arkasında ise Sultan Raziye Türbesi bulunmaktadır. Delhi’ye gidenlerin burayı da ziyaret etmeleri tavsiyemizdir. Sultan Raziye Hindistan tarihinde Müslüman Türk kadın hükümdarlardan biridir. Bu gelenekten olsa gerek daha sonralarda da Güney Asya da kadın idareciler devlet yönetimlerinde görev almışlardır. Namazdan sonra Cuma mescidinin etrafındaki çarşıyı dolaşıyoruz. İnsanın adeta beyni duruyor. Korkunç kalabalıklar caddelerde sel gibi akıyor. Satıcıları, sokak doktorlarını, sokak berberlerini, kasapları adeta bir renk ve insan cümbüşü şeklinde seyrediyoruz. Dünyada ilk kez 1 milyar nüfuslu bir ülkeyi ziyaret ediyor ve bu kadar kalabalık bir caddede dolaşıyorum. Biraz korku ve şaşkınlıkla etrafı gözetliyorum. İnsanlar kalabalığa ve fakirliğe rağmen mutlu gözüküyorlar. Fakirliğin en kötüsünü ve zenginliğin de en ilerisini burada görebiliyorsunuz. Adeta Hint fakiri tabirini canlı olarak yaşıyorsunuz. Çok yoğun kalabalığa rağmen kimse sizin cüzdanınızı çekmiyor ve kötü bir muamele yapmıyor. Bizi oldukça şaşırtan bu görüntülerden sonra gezimizin diğer bir durağı olan M. Gandi nin yakıldığı yere gidiyoruz. M. Gandi zengin bir aileye mensuptur. Ailesi onu Güney Afrika ya eğitime gönderir. Bu sırada sözüm ona uygar ve medeni batının Afrika da uyguladığı ırk ayırımı onu derinden yaralar ve 1915 yılında ülkesine dönerek bağımsızlık mücadelesini başlatır. M. Gandi; Hindistan bir anadır. Onun iki evladı vardır. Bunlar Hindular ve Türklerdir diyerek Hindistan da birliği sağlar. Soykırımcı İngilizlere karşı sivil direniş hareketini başlatır. Dünyada İngiliz sömürgeci zihniyetine karşı en büyük sivil direniştir bu. Direniş süresince İngilizler 25 milyonun üstünde Hintli ve Türkü katlederler. Bu, dünya tarihinin en acı soykırımlarından biridir. Sonunda 1947 de M. Gandi Kızıl Kale de bağımsızlığını ilan eder ve sömürgeci İngilizleri Hindistan’dan kovar. Ancak 1948 de fanatik Hintliler tarafından öldürülür. Delhi de yakılarak külleri Ganj nehrine atılır. Şimdi durağımız Kutup Minar Camisi. 1192 de Delhi Türk Sultanlığı nı kuran Türk köle komutan Kutbettin Aybek in 1199 da yapımına başladığı bu minareyi, ölümünden sonra damadı İltutmuş devam ettirmiş ve daha sonraki Türk yöneticiler tarafından tamamlanmıştır. Kutup Minare 80 metre yükseklikte ve oldukça kalın bir bedenle göğe öylesine tırmanıyor ve üzerinde öylesine anlatılmaz bir taş işçiliği var ki hayret etmemek mümkün değil. Allah ın tüm sıfatları Kufi yazısıyla bu minarenin üzerine öyle hatasız bir ustalıkla işlenmiş ki insan aklının alması mümkün değildir.

Kutup Minar Camisinin minaresinin taş işlemeciliği DELHİ

Kutup Minare ve Camisi Hindistan tarihindeki ilk Camidir. Daha önce burada bulunan bir Hindu tapınağının taşları kullanılarak yapılmıştır. Cami kalıntılarının önünde Hindu tapınağının kalıntıları da halen bulunmaktadır. Kutup Minare nin tam karşısında bir benzerinin temelleri atılmış ancak devam edilememiştir. Kutup Minare ve cami külliyesinin arka giriş kapısı da mimari olarak çok etkileyici bir tarzda yapılmıştır. Özellikle girişin etrafındaki ayet-i kerimeler kısmen dökülmüş ve tahrip olmuş bir şekildedir ve bugün tamire ihtiyacı vardır. Cengiz Çandar Benim Şehirlerim isimli kitabında Kutup Minare den şöyle bahsediyor: Kutb Minar ı gören ateist; ya dindar olur ya da insanoğlunun imanı, gücü, emeği, sebatı, becerisi, ustalığı, dehası ve akla gelebilecek ne kadar olumlu sıfat olabilirse bunların tümü karşısında saygının ötesinde, huşu ile eğilmekten başka elinden bir şey gelmez diyor. Çandar a tamamen katılıyor ve bundan daha mükemmeli yapılamaz diye düşünüyorum. Kutup Minar Camisi DELHİ Şimdi planımız Abdullah Dehlevi Hazretlerini ziyaret etmek. Dehlevi 1740 da Delhi de dünyaya gelmiş ve soyu Hz. Ali ye dayanmaktadır. Dehlevi ilim ve tasavvufta meşhur bir ailedendir. Yirmi iki yaşında Can-ı Canan Mahzar Hazretlerine intisab ederek tasavvuf ilmine de başlamış ve bu eğitimi tam on beş yıl sürmüştür. Hindu inanç, düşünce ve anlayışının Müslümanları evlerine kadar kuşattığında, Dehlevi her taraftan gelen talebeler, mollalar ve salikler ile tek tek uğraşarak, medrese usulünü bütün kurum ve kuralları ile Hindistan da ortaya koymuştur. Dünyanın birçok yerinden kendisine müritliğe gelenler olmuştur. Anadolu Nakşi inanışının ana halkası olan Mevlana Halid-i Bağdadi Dehlevi nin öğrencisidir. Türkmen Kapısı’ndan geçtikten sonra dar ara sokaklardan ilerleyerek Dehlevi Hazretlerinin külliyesine geliyor ve ziyaretimizi yapıyoruz. Bu bölgede Müslümanlar oturuyor ve belediye hizmetlerinin oldukça yetersiz olduğunu görüyoruz. Bir haftalık Hindistan gezimizde tek Türkmen isminin geçtiği yer de burası idi. İngilizler binlerce yıl Türk hâkimiyetinin olduğu Hindistan da Türk ismini bir tane bile kalmayacak şekilde yok etmişler. Hatta Babür Türklerini Mughal olarak değiştirerek Babür ismine dahi tahammül edememişlerdir. Ancak Türk eserleri her şeye rağmen ayakta kalmayı başarmıştır.

Türkmen Kapısı – DELHİ

Delhi de son durağımız İslam büyüklerinden Muhammed Baki Billah Hazretlerinin Türbesi oluyor. Billah 1563 de Kabil de doğdu. İslam ın yayılmasını süfli emellerine aykırı görerek, İslam ı yıkmayı hedefleyen Yeni Din peşinde olan hainlere karşı cihadına Delhi de devam etti ve 1606 yılında öldü. Türbeyi ziyaret ediyor ve akşam namazını oradaki camide eda ediyoruz. Namaz sonrası türbedeki törenlere katılıyor ve Kuran kursu öğrencileri ile sohbet ediyoruz.

 VARA VE NASI NEHİRLERİ

Delhi den sonra havayolu ile Varanasi ye geçtik. Bu şehir ismini Vara ve Nasi nehirlerinin birleşiminden alıyor. Vara ve Nasi nehirleri birleşerek Ganj nehrini oluşturuyor. Müslümanlar için nasıl Mekke ve Medine kutsal ise, Hindular için de Varanasi kutsal. Şehrin kutsal olmasının en önemli nedeni Ganj nehrinin burada olmasıdır. Hindular Ganj nehrinin gökten Şiva Tanrı sının saçlarından süzülerek indiğine ve kutsal olduğuna inanıyorlar. Ganj ana diye adlandırıyorlar. Ömürlerinde en az bir kez Ganj a girip yıkanarak günahlarından arındıklarına inanıyorlar.

Hindular için kutsal Ganj Nehri – VARANASİ

Ganj nehrinde sandalla gezerken ilerideki tepeye kurulmuş oldukça heybetli bir cami görebiliyorsunuz. Bu cami VI. Babür İmparatoru Evrengzib tarafından yaptırılmıştır. Cami kapalı olduğu için içini göremedik. Daha önce olan Hindu Müslüman çatışmasında fanatik Hindular tarafından tahrip edilmiş. Tamir çalışmaları olduğu söylendi. İnşallah bu cami de tamir edilerek ibadete açılır. Varanasi de çok fazla Türk eseri yok. Varanasi de diğer bir uğrak yerimiz Banaras Üniversitesi kampüsü oluyor. Hinduların en ünlü Sree Vişna tapınağının bu üniversitenin içinde olduğunu öğreniyor ve ziyaret ediyoruz. Bizdeki YÖK üyelerinin ve üniversite rektörlerinin dikkatine sunuyorum bunu. Üniversite 1918 yılında çok geniş bir alana kurulmuş. Vişna tapınağındaki töreni izliyoruz. Tapınakta tanrı heykellerine tapanlar ve bu heykellerin önünde secdeye gidenleri gördükçe oldukça üzülüyor ve hayretler içinde kalıyoruz. Buradan tabanında Hindistan ın kabartma mermer haritasının olduğu bir Hindu tapınağı görmeye gidiyoruz. Tapınağın tabanındaki harita dağları, ovaları, geçitleri ve tüm ayrıntısı ile Hindistan ı bize gösteriyor. Harita Genel Müdürlüğümüz ya da bir belediyemiz Türkiye coğrafyasını gösteren böyle bir eseri ülkemize kazandırırsa hayırlı bir hizmet olur. Gezimizin son durağı Candigar. Buranın adını 9 kez reankarne olmuş Can isimli bir tanrıdan aldığına inanılıyor. Ülkenin kuzeyinde ve Himalaya lara yakın, planlı bir şehir. Burası İngilizlerin yoğun olduğu bir bölgedir. Çünkü İngilizler tarafından 1945 de kurulmuştur.

Candigar Pencap eyaletinin başkentidir.

Emekli bürokratlar ve Pencap Üniversitesi burada olduğu için çok temiz ve bakımlıdır. Ahalisinin çoğu bölgenin son derece verimli topraklarında tarım ile uğraşıyor. Candigar dan 55 km. uzaktaki Sirhind e geçiyoruz. Nasıl Varanasi Hindular için kutsalsa, Sirhind te hem Müslüman ve hem de Sihler için kutsal. Şehirde Türk kökenli hanedanların medeniyet izleri hala yerinde duruyor. Firuz Şah Tuğluk, şehri 1360 da bölgenin başkenti yapmış ve buraya büyük bir kale inşa ettirmiş. Daha sonra Arm Has bahçelerini ziyaret ediyoruz. Ekber Şah tarafından yaptırılan bu bahçeler Cihangir ve Şah Cihan döneminde büyütülmüş. İçinde saray, hamam, içinde çok geniş bir havuzu olan harem mevcuttur.

Has Bahçe Sarayı Harem Havuzu CANDİGAR

Sirhind te Sihlerin en kutsal saydıkları Altın tapınağı ziyaret ediyoruz. Sihler Hindistan ın oldukça bakımlı ve zengin bir gurubudur. İslamiyet ve Hinduizm karışımı bir dine inanıyorlar. Dinlerinin kurucusu Gurunana Mekke yi de ziyaret etmiş bir kişi. 10 tane guruları (peygamberleri) var. Altın tapınağa abdest alarak giriyorlar. Abdest alırken ellerini ve ayaklarını yıkıyorlar. Tapınakta devamlı vaaz ediliyor. Arada Türkçe kelimeler işitiyoruz. Bu da bize Hindistan edebiyatında çok Türkçe kelime olduğunu gösteriyor. Sirhid de gezimizin son durağı İmam Rabbani Külliyesi ndeyiz. (Ahmed-i Faruk-i Sihrindi) İmam Rabbani Hazretleri 1563 de Sihrind de doğup 1625 de yine burada vefat etmiştir. Külliye etrafında 100-150, tüm Sirhind de ise 400-500 kadar Müslüman var. Külliyenin sorumlusu Rabbani nin 10. göbekten torunu Şeyh Zübeyr ile sohbet ediyoruz. Rabbani Hazretlerinin kabrini ziyaret ediyor ve dualar okuyoruz. Türbesinde kendisinden önce ölen iki oğlu ile birlikte yatıyor. Girişinin solunda İmam Rabbani nin oğlu Şeyh Muhammed Masum un, sağda ise İmam Masum un oğlu İmam Seyfettin in kabirlerini ziyaret ediyoruz. Şeyh Zübeyir buranın Müslümanlarının kalbi olduğunu ve tüm Müslümanlardan yardım beklediklerini söylüyor. Özellikle Türkiye den çok ziyaretçi geldiğini ve onların yardımları ile külliyenin tadilat çalışmalarının ilerlediğini anlattı.

İmam Rabbani Hazretleri Külliyesi CANDİGAR

Bir gezi yazımızın da sonuna geldik. Ancak dünyanın yüz ölçüm olarak yedinci, nüfus olarak ise ikinci büyük ülkesi olan Hindistan’ın tümünü bir hafta da gezmek ve anlatmak mümkün değildir. Biz özellikle Türk eserlerinin yoğun olduğu bölgeleri sizlere tanıtmak istedik. Zaman yokluğu nedeni ile çok arzulamamıza rağmen Ekber Şah ın kurduğu Fatehpur Sirki kenti ve sarayını göremedik. İnşallah başka bir gezide kalan kısımlardaki Türk eserlerini sizlerle paylaşma fırsatı bulurum. Dünyanın en hoşgörülü, medeni ve köklü bir milleti olan Türk Milletinin Dünya Türk Birliğini kurması dilek ve temennileri ile okuyucularıma saygılar sunuyor ve başka bir yazıda buluşmak üzere Allaha emanet olun diyorum.(kaynak Prof.Dr Orhan Gedikli )