BİR DE ŞURADAN BAKALIM!
Yaşadığı şehre hayran olanlardanım ben de Elhamdülillah…Gezdiğim her santimetrekaresi şükür sebebim. Yolların sonu bir sahile ulaşır illâ ki!Sonrası mı? Sanki ilk defa görüyormuşçasına iki mavinin kucaklaşmasını izleyen hayran,mutlu ve şükran dolu bakışlar…
Aslında hangi sahil olursa olsun aynı denizi,aynı kıyıları başka açıdan izliyorum.İlk defa değil!Değirmendere’den bakmak ve Darıca sahilinden izlemek başka bir huzur! Aynı denizi,farklı açıdan izlemek…Yaşam boyu yaptığımız şey tam da buna benziyor. Farklı bakış açısı,kültür,inançlar vs. ile aynı dünyayı yorumluyor,cüz’i irademiz nisbetinde şekillendiriyor ve yaşıyoruz.Aynı dünya kiminin bakış açısı ile çekilmez olurken,diğerinin iyilik tohumları ekmeye doyamadığı bir bahçe oluyor.
Bakımsız bir sahil kenarından ya da denizin bulandığı kısımdan mı izleriz manzarayı?Yoksa atlar arabaya başka bir yer mi seçeriz kendimize?Ya da 50/100 metre ileride daha güzel bir alan var mı diye yürüyüp iyi bir yer bulmak için çabalar mıyız?İki dünya için de faydası olmayacağını bildiğimiz şeylerde ısrar neden peki? Yeni bir sahile doğru yol alma zamanı gelmedi mi?
Hayat,tercihlerimizi yaşadığımız bir imtihan alanı sadece.Tercihler bizde ise,irademizi hayra/güzele yönelik eğitmek gerekir.Her insan kendi hızında,kendi öncelikleri ve hassasiyetleri ile etrafına rengini,kokusunu verir,melodisini dinletir.
Geçen gün,büyük oğlum;
-“Anne ne zaman kalkarız?” diye sordu.Gidesim yok,gün batımının ardından ufuktaki renk cümbüşü ile dalmışım tefekküre…
Bütün gün gezdikten sonra onun da dönmek istemesine hak veren yanım ve “akşam oldu,hadi artık eve dön” denildiğinde itiraz eden minik çocuk gibi olan yanım karşı karşıya!
Yuvarlak bir cevap verip;
-“Birazdan” deyiverdim. Haktan da muzip bir gülümseme ile;
-“Senin ‘birazdan’ın mı yoksa babamın ‘birazdan’ı mı?” dedi. Nasıl da güzel gözlemleyip keşfetmişti. Benim ”birazdan”ım en çok 15 dk.yı bulabilirdi.Babasının ki de yarım saati 🙂
Tam bahsettiğim gibi aynı kelimeler dahi olsa kullanılan,her insanda farklı bir anlam ile yansıyor.Bakış açımızla,kültürümüzle,önceliğimizle,inancımızla harmanlanarak…
Aynı şehrin,farklı kıyılarından izlemek istiyorum manzarayı,görmediğim yanı keşfetmek,daha önce namaz kılmadığım bir camide secdeye eğilmek,tarihi bir yapının duvarlarına dokunmak,aynı göğün ve denizin kavuşmasını başka bir sahilden izlemek…Hayatta böyle anlam,güzellik kazanır işte!”Bir de bu açıdan bakayım, şöyle değerlendireyim,onun açısından nasıl görünüyor acaba?”diyerek zihnimizin duvarlarını genişleterek. Hep olduğun yerden aynı güzelliğe bakmak bile,insanı güzele karşı duyarsız hâle getirebilir. Bu nedenle şükür edecek sebepleri görmek,teşekkür edilecek durumları göz ardı etmemek insanın zihnini aktif tutar.Hep “ben” rolü insanı bencilleştirir.Hep “sen”in açından düşünmek kontrolsüz
fedakârlık sebebi olur,yıpratır. Hep “dış göz” olup gözlemleyen de akışta kalıp anı yaşayamaz. O hâlde esnek bir zihin yapısı ile çoklu bakış açılarını geliştirmek gerek.
Bazen; aslında şu sahil,şu şehre benziyor,sahil kasabaları hep aynı,onca yolu gidiyoruz ama hiçte gerek yok diyorum.Ve hemen vazgeçiyorum bu fikirden…Yol boyunca izlediğim güzellikler ,benziyor dediğim yerlerin kendine has dokuları,bulunduğun şehirden heyecanla ayrılıp,özlemle geri dönmenin şükrü ve daha pek çok duygu iç âlemimi tazeliyor.
Allah Rasulü (S.A.V) şöyle buyuruyor;
“Her kimde şu iki özellik bulunursa, Allah o kimseyi şükreden ve sabreden bir kul olarak yazar, kimde de bu iki özellik bulunmazsa Allah o kimseyi şükreden ve sabreden olarak yazmaz.”
“Kim din konusunda kendisinden üstün kimselere bakar ve onlar gibi olmaya çalışırsa, dünyalık konusunda da kendisinden aşağıda olanlara bakıp Allah’ın kendisine verdiği nimete hamdederse, Allah bu kimseyi şükredici ve sabredici olarak yazar.”
“Kim de din konusunda kendisinden aşağı olan kimseye bakar ve kendisini ondan iyi görüp kulluğunu artırmaz dünyalık konusunda da kendisinden üstün olan kimselere bakarak elinden kaçan şeylere üzülürse, Allah’ta o kimseyi ne şükreden ne de sabreden olarak (şükretmeyen ve nankör olarak) yazar.” (Tirmizî, Kıyamet 58)
Bakınız Rahmet Peygamberi Efendimiz (S.A.V) de bakış açımızın farklı noktalarda farkındalıklarının yüksek olmasını tavsiye ediyor.
Şu durumda;
“Müslüman sadece kendi çıkarını düşünerek bencil olamaz.
Sadece başkalarını önceleyip nefsine de zulmetmez.
Aynı zaman da hep eleştiren,gözlemci modunda olarakta verilen ömür nimetini kendine zehretmez.
Takvada üstün olana gıpta ederek kulluğunu güzelleştirme çabası taşır.
Maddi anlamda üstün olana imrenmek yerine,hâline şükrederek daha zorda olana elini uzatma gayesi ile yol alır “diyebiliriz.
Müslümanın bakışına dair cevap yine Efendimiz’in(S.A.V) sözlerinde;
Hz. Osman, yanına gelen birine, “Gözünde zina eseri var. Bir kadına bakmışsın.” dedi. O kimse “Nereden bildin?” diye karşılık verdi. Hz. Osman da, “Mü’minin ferasetinden korkun, o Allah`ın nuru ile bakar.” hadis-i şerifini bildirdi.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16, Suyûtî, elĞCâmiu’sĞSağir, 1, 24)
Allah’ın nuru ile bakan,feraset / basiret sahibi birer mü’min olabilmek için önce kalbimizi/zihnimizi karıştıran şeyleri düzenleyip,gereksiz olanları hayatımızdan çıkararak başlamalıyız.Feraset olayın bütününü,basiret derinliğini idrak edebilme yetisidir. Bu sebeple de akıl nimetini iman nimeti ile harmanlayarak yol almaya ihtiyacımız var.
Allah’ım bizi sana yaklaştıracak her ameli sevdir,gayretle yapabilmemiz için imanımızı güçlendir,muttakilere önder eyle … Amin
Baki hürmet ve dua ile…