BIRAK VE ÖZGÜRLEŞ…
Merhaba dostlar, uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz. Neredeyse üç yıl oldu sizlerle bu platformda konuşmayalı şükür kavuşturana diyelim…
Bu arada çok özlendiniz bilin isterim…
Bu yazımda bırakmaktan bahsetmek istiyorum sizlere. Bizde olmayanları, bizim olmayanları, biz olmayı engelleyenleri, bırakmak…
Sizi bir boşluğunuzda yakalayan, en zayıf anınızı kollayan ve farkında olmasanız da zayıflığınızı daha da artıran bağımlılıkları…
Bizlere tutunduğumuz bir dalmış gibi gelen, fakat ruhumuzu içten içe kanatan şifa sandıklarımızı bırakmak…
Öyle olur ki; bazen bir davranış, bir dost, bir iş ya da bir duygu hatta bir sevgili ya da eş olur bağımlılığımız. Akıl ve irademizi zorlayarak, dikkatimizi dağıtır ve bizi diğer sorumluluklarımızdan alıkoyar. Bizler ancak kendi iç dünyamıza döndüğümüzde bunun farkına varırız.
Kişi aradığını burada bulduğunu düşünür, hayatının büyük bir kısmını kaplar bu bağlılık, fakat geleceğinin elinden kaydığının ya da kendi olmaktan vazgeçişlerinin farkına sonradan varır.
O iş, kişi, yaşadığınız fakat içinden çıkamadığınız düşünceler ya da alışkanlıklar tüm yaşamınızı sabote eder. Olayları, insanları ve duygularınızı gerçek anlamıyla görmenizi anlamlandırmanızı ve doğru tepkiler vermenizi engeller . Buna bir bakıma donma hali de diyebiliriz. Öncelikleriniz, hedefleriniz, hayata verdiğiniz anlam ve bakış açınız değişir. Değişmek güzeldir ve kaçınılmazdır yalnız bu değişim sizin istediğiniz bir değişim değildir. İstemediğiniz bir kişiye dönüşme hali, akıl ve ruh çatışması ya da öncesinde yaşadığınız fakat içinden çıkamadığınız olay veya düşüncelerin davranışa bürünme halidir.
Bir de bakmışsınız yıllarınız elinden kayıp gitmiş ve yaşanmamış kaçırılmış bir yaşamla baş başasınız. Yapabileceğiniz tek şey ise maalesef ki ardından bakakalmak olur.
Zaman, verilen en büyük hazinedir ve her an bir buz kristali gibi erir avuçlarımızda.
Bu durumu kendimizde olan bu başkalaşımı, fark ettiğimiz an başlar geri dönüşümüz.
Peki ya nasıl geri döneceğiz?
Bir karar alırken genellikle kendime şu soruları sorarım.
Bunu gerçekten istiyor muyum?
Bu istediğim şeyle on yıllarca ya da bir ömür yaşayabilir miyim?
Bana katkıları neler olur ve bu katkılar ruhumu tatmin eder mi?
Sonra tartarım irademi bu istediğim başkalarının bana dayattığı mı yoksa kendi kararım mı diye.
Bu iç okuyuşum beni korur bağımlılıklarımdan. Ne istediğini bilmek, nasıl bir yol izleyeceğinin ve etrafında olup bitenin farkında olmak… Hayatın tadını iliklerime kadar hissettirir bana. Koşturmacasız, acelesiz ve ruhumla verdiğim kararlar ben nereye gidersem benimle gelirler, ben onların, onlarsa benim bir parçam olur. Mücadele, fedakarlık neyi hak ediyorlarsa hepsini bırakırım yollarına, dikenlerle değil güllerle birlikte…
Bırakmak mı; gerekirse bırakırım… Ruhumu altüst edeni, yaşamı yakalamak için yollarımı keseni, adaletle arama mesafe getireni.
Hatta bazen değişirim. Değişmek farkındalıktır çünkü. Bırakmak, yol değiştirmek, belki risk almak ya da olduğun yerde kalmak hepsi mümkün. Mühim olansa, yüreğinin götürdüğü yer…
Anlayacağınız dikkat edin iradenize, nefsinizi suiistimal eden her şey, bağımlılığa kapı açar.
Ruhunuzun evet dediği adaleti temsil ederken, nefs kendini düşünür ve nefs ile alınan her karar eninde sonunda yalpalar. Ruh ise yoluna devam eder, ne pişman olur ne geri döner önünde nice meşalelerle aydınlanmış rengarenk çiçekli yollarla…
Bu sebepten kendinin ve hayatın farkında olarak yaşamak gerek.
Ne istediğini bilerek, kendini tanıyarak ve tanıdığın kendin kalarak…
Bağımlılıklardan arınmış, dupduru bir yaşam duasıyla dostlar…