Bırakın Alınganlığı…



Her birimizin bir rolü var şu hayatta evlatlık, annelik, babalık, eşlik, öğrencilik, işçilik, patronluk…vb. ve hepimiz hayatımızın olmazsa olmazı iletişim içerisindeyiz. Bu birlikteliklerde bazı hayıflanmalar, yakınmalar duyar kulaklarımız, bu bazen başkalarının dilinden bazen kendi iç sesimizden gelir.

 “Ne desem yanlış anlıyor, bu bakışın altında bir şey var, bir türlü sevemedi beni zaten, kimse beni umursamıyor…vb.” Alınıyoruz, kırılıyoruz, küsüyor ve iletişimi kesiyoruz. Hatta bazı insanlar bu durumu ömür boyu yaşayabiliyor.

Alınganlık göstermek ya da küsmek karşımızdaki insanların bize yaşattığı durumdan ziyade kendi kendimize ürettiğimiz bir durum aslında. Tavsiyede bulunana karşı ben düşünemiyorum düşüncesi. Sınavdan 100 aldığını söyleyerek sevincini paylaşan birinde hemen bir hava atma tavrı aramak, ne olmuş almışsa demek ve her söylenen eleştiriyi gözümüzde büyüterek kendimizi değersiz görmek benliğimize yaptığımız en büyük kötülüklerden. Değersizliğimizi başkalarının gözünden ölçmek ise başka bir handikab. Rabbimizin bize ölçtüğü değerin yanında, ne küçük bir ölçü birimiyle ölçüyoruz insanlığımızı. Bizler nasıl hissedersek insanlar da bizi öyle görüyor zannediyoruz. Unutmamak gerekir ki herkes kendi gözlüğüyle bakar insanlara. Gül yetiştiren gül gibi, çöplükte yaşayan çöp gibi görür. Mühim olan bizim nasıl gördüğümüzdür, bizi çöp görenin sorunu bizimle değil, kendisiyledir esasında.

 Karşımızdaki bizim ne yaşadığımızı, neler hissettiğimizi biliyor mu hayır. İçimizde yaşattıklarımızı bizden daha iyi kim bilebilir ki. Kendimizi başkalarının bakış açılarıyla yargılayıp suçlamak ne kadar doğru. İnsan olarak var olmanın mutlak değeri karşısında, biraz kilolu olmak, ya da kıyafetimizin eski olması, belki el becerimizin biraz düşük olması ne kadar anlam ifade edebilir ki.

Alınganlıklarımız kendimizde eksik gördüğümüz yanlarımız olmakla birlikte bu eksikliği kendimizde görmenin en önemli nedeni çocuklukta eleştirilen taraflarımız. Çocukken beynimizin ön lobu gelişmediği için kendimiz hakkında yanlış düşüncelere sahip olmak, çok daha kolay. Ayıplanma, hata yapma, eleştirilme korkusu bizi biz olmaktan çıkarıyor. Ne kendimiz olabiliyor ne de yaşamdan tat alabiliyoruz. Sürekli başkalarının ne dediğiyle meşgul olunan oradan oraya savrulan bir yaşam tercihimiz olmamalı.

Bu durumun çok basit bir çözümü var bana kalırsa sevgi ve saygıyla atmalı üzerinden insan kırgınlıklarını. En başta kendini sevmeli, sonra diğer insanları ve saygı duymalı farklı görüşlere. Hüs-nü zan(iyi niyet) bu nokta da yoldaşımız olmalı. İnsanlar hakkında iyi şeyler düşünmeli aynı iyi niyetin bizim içinde var olduğunu söylemeliyiz kendimize. Ne demiş üstad Bediüzzaman(r.a. ) “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”

Son söz olarak diyorum ki son zamanlarda hayat ne kadar zor olsa da; bırakın tasalanmayı,  güzel bakın hayata ve insanlara, tabi kendinize de sonunda da mutlu olun…

 Kalın sağlıcakla…