Sayfa Seç

BU ÇOCUK SOKAKTA MI KALACAK?

reklâm

Yazar hakkında

      Biz insanoğlu verdiğimiz hayat mücadelesinde, ayakta kalabilmek adına hızla yaşarız hayatı. Zamanın ve yapılması gerekenlerin seline bırakıveririz kendimizi. O hızla farkına varamaz, göremeyiz bazı şeyleri. Bizim farkına varamadığımızı bir çocuk kalbi görür, hisseder çoğu zaman. 

       Mustafa Paşa Cami’nin yan sokağında ilerliyordu, küçük kız ve babası. Hava iyice kararmış, saat akşam dokuza yaklaşmıştı. Bir an önce eve varabilme telaşıyla hızlı adımlarla yürürken, seyyar satıcıda gördükleri muzdan ister küçük kız. Babası itiraz etmeden alır. Birkaç metre ötede, ayakkabıcıların önünde, elindeki karton bardağı yoldan geçenlere uzatarak, bir şeyler isteyen daha doğrusu istemeye çalışan bir çift göz onları izler. O bir çift gözün sahibi, küçük kızın yaşlarında bir erkek çocuğu. Üzerinde onu ısıtacak doğru düzgün kıyafeti olmayan çocuğun bakışları, küçük kızın dikkatini çeker. Çocuğa iyice bakar. Daha önce de insanlardan bir şeyler isteyen çocuklar görmüştü küçük kız. Ama akşam vakti hiç denk gelmemişti. Babasına alışverişini bitirince sordu. “Baba akşam oldu bu çocuk neden evine gitmiyor?” Diye. Babası yüreği burkularak cevap verdi. “Belki de evi yoktur.” Küçük kız gözlerini kocaman açtı hayretle, “Evi mi yoktur?”. Onun çok şaşırdığını ve üzüldüğünü gören babası, “Yanına yaklaşınca muz ver kardeşe olur mu?” dedi.

“Peki” deyip babasının elindeki poşetten muz alıp, çocuğa uzatarak, “Buyur kardeş.” dedi. Çocuk kafasını kaldırmadan aldı küçük kızın uzattığı muzu. Tarifini yapmaya kelimelerin yetemediği, tuhaf bir hisle. Onlar yollarına devam ederken, arkalarından baktı çocuk. Soğuktan üşüyen minik ellerini ovuşturarak, imrenen bir halle…

       Üzülmüştü küçük kız, tekrar tekrar döndü, baktı arkasına. Halâ oradaydı, üşüyordu, yaşıtıydı… “Baba” dedi, anlam veremeyen ses tonuyla. “Baba, biz evimize gidiyoruz, bunca insan evine gidiyor da bu çocuk sokakta mı kalacak?”

“Bilemiyorum kızım, belki de evi vardır. Belki de az sonra gidecektir.”

“Hava kararalı çok oldu. Evi olan çocuk, sokakta üşüyerek, karanlıkta bekler mi?”

“Beklemez kızım.” Küçük kız tekrarlar, hepimize ders olacak, çocukça ama nice anlamlar taşıyan cümlesini.

“Bunca insan evine gidiyor, biz evimize gidiyoruz. Bu çocuk sokakta mı kalacak?” Kızının minik kalbinden acıyarak çıkan sorusuna verecek cevap bulamaz babası. Küçük kız devam eder.

“Yanından bir sürü insan geçiyor. Kimse de sormuyor, ‘Evin var mı?’ diye. Biz de sormadık, dönüp soralım mı baba.” Toplumumuzun genelinde hâkim olan, iyiliğimize, merhametimize koca koca engeller koyan, yerli yersiz korkuları benliğimize salan, tedirginlik duygusuyla cevap verir babası.

“Sorsak ne yapabileceğiz ki? Hem acelemiz var.” Küçük kız ilerlemelerine aldırmadan, arkasına döner, bir daha bakar, üzgün bakışlarla yaşıtına. Minik yüreğinden çıkanları diline döker bir taraftan da.

“O çocuk sokakta mı yatacak? Dükkanlardan birine girebilse, onlardan birinde yatabilse keşke. Sokakta ki kadar üşümezdi o zaman belki de.” Oradan geçen büyüklerin aklına dahi gelmeyen şeyi yapar küçük kız. Çözüm arar… Çocuk kalbiyle… Evine gittiğinde de yatağına yattığında da aklından çıkaramaz sokaktaki yaşıtını. Hatta gece uyanıp, düşünür çocuğun halini. “Ne oldu?” diye soran annesine, “O çocuğa çok üzüldüm… Çok üzüldüm anne…” der.

       Zaman zaman “Dünyayı çocuklar yönetsin.” yazıları görürüz, yayın mecralarında, sosyal medyada. Hakları yok değil. Küçük kız temiz duygularıyla dert edindi, çareler bulmaya çalıştı, sokakta kalan çocuğa. Dünyanın kaybettiği o temiz duygudur belki de… Belki de merhamet yoksunluğu düşürdü o çocuğu ve daha nicelerini bu hallere…

       Haberdar olduğum bu olaydan çok etkilendim. Üzüldüm ama daha çok kızdım. Önce kendime kızdım. Nelerin uğruna neleri görmezden geldiğimize kızdım. Kendimiz için olmazları oldururken, başkası için kılımızı kıpırdatamadığımıza kızdım. İnsanlığımıza baktım. “İnsandık biz” diye başlayan bir sürü cümle kurmaktan kendimi alamadım.

       İnsandık biz, etimizle, kanımızla, varımızla, yoğumuzla insan… Büyük işlerin arkasından koşan, nice projelere imzalar atan, kanunları, yasaları, ödülleri, cezaları olan, okuyan, çizen, sayfalarca yazan insan… Lakin gece sokakta kalan çocuk için uykuları kaçamayan insan… Çocukları koruyan o kadar kanun, uygulama varken, haber vermeye aciz kalan, yanından geçerken, fark dahi edemeyen insan… İnsandık biz başarıdan başarıya koşmaya, bir ‘tık’ lık beğenilere hayran. İnsandık biz kimse görmeden iyilik yapamayan. Bir çocuğu, çocuk kalbi kadar dert edemeyen insan…

       Nice günlerimiz var coşkuyla kutladığımız, nice keyiflerimiz var vazgeçemediğimiz, emellerimiz, hayallerimiz, serüvenlerimiz var. Olsun, daha fazlası da olsun. Hep güzellikler doldursun hayatımızı. Ancak merhamet olsun bütün güzel duygularımızın, mutlu anlarımızın muhafızı. En az, sokakta kalan çocuğu dert edinen o küçük kalbin sahibi kadar duyarlı olabilmeli, en az onun kadar dert edebilmeli, bir şeyleri değiştirmeye gücü yetenlerin kalbi. İşte o zaman yaşadığımız hayatı paylaşmış oluruz onlarla. İşte o zaman kısır dünyanın prangalarından kurtarıp, sonsuzluğa uçurabiliriz ruhlarımızı.

       Merhametin, bütün güzel duygularımızın, mutlu anlarımızın muhafızı olması dileğiyle.

Saygılar, sevgiler.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

Son Videolar

Yükleniyor...

error: Content is protected !!