BU NASIL ZAMANLAMA?



Son günlerde, özellikle seçim öncesi Türkiye’sinde  tuhaf şeyler yaşanıyor. Belediyeler ÇTV cezalarını ve harç cezalarını ardı ardına gönderirken, karayolları 2017’den HGS ve OGS geçiş cezalarını katlamalı bir şekilde sürücülere göndermeye başladı. Neden şimdi? Neden 3-5 ay önce değil?  Muhtarlıklar ceza zarfları ile dolup taşıyor. Geçtiğimiz gün sohbet ettiğim bir muhtarımız, bu konudan yakınırken eleştirilerini de  ardı ardına sıraladı. Haksız da değildi.  İster kabul edin ister etmeyin ama bu ülke ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyor. Doların artmasını fırsat bilenler, bu artıştan kendilerine çıkar elde etmek isteyenler, hükümetin de müdahale boşluklarından yararlanarak bu ülkede ekonomik bir kriz yaşattılar. Üreticiler, perakendeciler ve vatandaşlar hala bu krizden çıkabilmiş değil. Konkordota ile başlayan şirketlerin mali çıkmazı, finans krizleri ile devem ediyor. Hal böyleyken bir de bu insanlara nereden ceza bulur postalarım diye çalışma başlatmanın ne alemi var acaba? Bu cezalar hiç değilse seçim sonrasına bırakılamaz mı? Tıpkı imar barışı gibi, vergi barışı gibi bu borçlarla ilgili de bir barış yapılamaz mıydı?

Ama işin altında başka bir niyet var ise onu tabi ki bilemem. Her seçim öncesi bu tür işleri kendisine görev edinen belediye başkanları, bürokratlar ve kurum yetkililerinin olduğunu bilen biri olarak inşallah altında başka bir niyet yoktur…

Geçtiğimiz dönem bir referanduma birkaç gün kala Gebze’de toprak kayacak korkusu ile 3 bloklu bir siteye tahliye  kararı verip, bunu da uygulayan Belediye ve onun yöneticilerini de görmüştü bu kent. Oysa bu tahliye işlemi pekala seçim sonrasına da bırakılabilirdi…

Sonuç olarak, bu sıkıntılı dönemde vatandaşlar krizin kucağında boğuşurken, bir tekmede bu tür cezalarla atmanın alemi yok.

Biraz daha insaflı, biraz daha sağduyulu davranıp hem mağduriyet yaşatmamak hem de seçim öncesi milletin kafalarını karıştırmamak çok daha doğru bir yaklaşım olurdu…

Ben söylemiş olayım!

….

KOCA ÇINARA NELER OLUYOR?

Koskoca bir çınar, köklü bir geçmiş, başarılarla dolu bir süreç… Darıca G.B bugüne kadar onca sıkıntı atlattı, onca badireler gördü ama bugünlere kadar dimdik ayakta gelebildi…

Şimdi ekonomik krizin de getirisi olarak zor bir dönemin girdabında çırpınıp duruyor… Kulüp belki de bir dönüm noktasına gelmiş, bir çıkar yol arıyor. Takım her türlü maddi olumsuzluklara rağmen mücadelesini veriyor, geldiği bu ligde tutunmaya çalışıyor. Bu gündem içinde bir anda yıllar öncesine gittim. Darıca G.B’nin amatör kümeden çıkıp 3.Lig’e ayak bastığı o yıllara… Ben o dönem yine şu an bulunduğum Gebze gazetesinde bir spor yazarıydım. Haliyle Darıca G.B’ni takip ediyordum. O dönem birkaç esnafın, Belediye ve Aslan Çimento’nun katkıları ile bu kulüp liglerde mücadele ediyordu. Yani bugünkünden farklı değildi. O gün de ödemeler gecikirdi, para bulmakta zorluklar yaşanırdı. Ancak takım hiçbir zaman bunu bahane edip ne idmanlarda, ne de maçlarda bu bahane ile mücadele etmezdi. Çıkar aslanlar gibi maçını oynar, gider tesislerde köşeye çekilirdi. Ancak hiçbir oyuncunun parası kulüpte kalmazdı. Geç verilirdi ama yine de verilirdi… Atilla Tosumoğlu, marketinin cirosundan verirdi, fırıncı Kemal sattığı ekmeklerin parasını getirirdi. Rahmetli Osman Bayramoğlu’nun petrol istasyonu müdür Ali Figani’nin en çok uğradığı yerlerden biriydi. Buralardan sağlanan paralarla, kulübe sıcak para girer,  oyuncuların hiç değilse anlık ihtiyaçları çözülür, ortada bir kriz falan da yaşanmazdı. Öyle ki;  O dönemlerde “ Darıca ‘da kimsenin parası kalmaz” anlayışı kısa bir sürede tüm spor çevreleri tarafından benimsenmişti. O yüzden transfer döneminde oyuncuların bir tercih sebebiydi Darıca G.B…

O günlerde takımda, oynadığı futbol da, aldığı başarı da bu gelirlerle ters orantılıydı. Ama hiç kimse çıkıp ta “ antrenmana çıkmıyoruz”, “… Paramız yoksa biz yokuz!” demiyordu.

Peki şimdi ne oldu da bu duruma gelindi?

Kulübün A.Ş’ye dönüşümü ve sonrasında yaşananlar hiç de daha önce yaşananlara benzemiyor.

Bana göre bu takımın 2.Lig’e çıkma sürecinde harcanan devasa rakamların bugünlere yansımasıdır bu yaşananlar. O dönem şampiyon olma, 2.Lige çıkmak için verilen devasa maç pirimleri, oyuncuların maç başı ücretleri bugünün krizine merdiven olmuştur…

Şimdi bu kulübün önünde sıkıntılı bir dönem var..

Bu bir geçiş dönemidir; Bu sıkıntılar giderilir…

Göreve geldiği günden bugüne dek, küçük bir ilçe takımı olan  Darıca G.B’ni Türkiye’de marka yapmış Başkan Şükrü Karabacak’ın Belediye başkanlığına bir dönem daha vize verilirse, kulüp yeniden ayağa kalkacaktır.

Karabacak olmasa bile gelecek kim olursa olsun, Darıca G.B takımının Darıca’nın bir realitesi olduğu gerçeğine sırtını dönmeyecek ve bu kulübün selameti için adım atacağına da inanıyorum…

…

EL VE TAŞ

Elini taşın altına koymak” ne güzel bir deyim değil mi? Tam da biz Türkler için söylenmiş, bize benzeyen bir söz..

Yardımlaşma, iş yapma, sorumluluk alma… Ne ararsan var anlamında…

Çoğu zaman da bir işi başarabileceğini bildiğimiz insanlar için kullanırız… Hani, yaparsın da neden yapmıyorsun? Neden kaçıyorsun? Birileri yaptığına göre sen de yapabilirsin gibi…

Gebze Ticaret Odası Başkanı Nail Çiler’i tanımayan yok. Sokakta bir dolaşsam en azından benim yaşlarımda insanların çoğu onun öğrencisi olmuş bu kentte. Hatta bir ara kendi kendime “ Bütün Gebze’yi bu adam mı okutmuş!” diye sormadım değil…

Bu isim 2 dönemdir Gebze Ticaret Odası’nda başkanlık yapıyor. Görevi devraldığı isim de bu kentle özdeşleşmiş, Gebze’nin en eskilerinden bir isim İbrahim Başaran…

Onun gibi birinden sonra bu odada görev yapmak, bu odayı yukarılara taşımak biraz cesaret işiydi ve ateşten de bir gömlek gibiydi. Ama Nail Çiler bunu başardı. GTO başkanlığında bir yanını esnafımıza, sanayicimize ve üretenlerimize ayırdı, diğer yanını ise yaşadığımız kent Gebze’ye… Üyeleri için hizmetler yaparken, onların kalkınmasına öncülük ederken Gebze’nin ihtiyaçlarını ve kent oluşumunu asla unutmadı. Proje üretti, çözümler buldu, katkı verdi. Sonuç olarak bugün 17 binlere uzanan bir üye kitlesi ile devasa bir ticaret odası ve yaptıkları karşısında kendisine minnet duyan binlerce insan biriktirdi bu kentte.

Gel gelelim “GTO’da yaptıklarına ara verip, biraz da Gebze için bir şeyler yap” denildiği bu günlerde Nail çiler ismi maalesef geri durmuştur.

Aday adayların cirit attığı bu ortamda ortam da, Nail Çiler, gelen adaylık tekliflerini kabul etmediği gibi aday adayı olarak da öne çıkıp başvuru yapmadı. Kendisini Gebze Belediye Başkanlığı görevinde görmek isteyenlerin taleplerine adeta  sırt çevirdi… Bunu geçtiğimiz günlerde yazmış, buna hakkı olup olmadığını sorgulamasını istemiştim.

Şu bir gerçek ki Nail Çiler’in Gebze Ticaret Odası’na bundan sonra verecek fazla bir şeyi yoktur. Çünkü oda, kurumsal kimliği ile, yapılanması ve ayrık otlarının temizlenmiş olması ile kendi yolunu devam ettirebilir. Ama Gebze öyle mi?

Siyasetin ve siyaset kirliliğinin gölge ettiği  Gebze’de yeni bir sayfa açabilirdi Nail başkan..

Yeni bir soluk…

Yeni bir heyecan…

Hatta yepyeni bir tarz getirebilirdi Gebze Belediyesi’ne..

İşte bu noktada sayın başkan, elini taşın altına koymalıydı. Çıkıp en azından iktidar partisinden aday adayı olmalı, diğer adaylar gibi bu sürecin içinde olmalıydı. Süreç sonunda görev verilir verilmez, o apayrı bir durum. Ama hiç değilse yarın bir gün Gebze ile ilgili bir öz eleştiri ortamı yaşandığında, “ Aday oldum, yola çıktım ama değerlendirmediniz” deme şansını bulabilseydi…

Ama olmadı; Sağlık olsun…

Kapıyı kapatmış değilim;

Siyasette her türlü gelişme saatlik de olsa yaşanabildiğini örnekleri ile bilen bir yazarım…

Ancak bilinmesi gereken şu;

Mesele seçimlerde aday  olup olmama meselesi değil;

Mesele ‘El’ ve ‘Taş’ meselesi…