Bu sabahlarda değişecek elbet



Aralık ayındaydık. 2019 yılının son demlerinde…
Bir çoğumuz, “Ahh şu yıl bi bitsin” diyordu. Yeni yıl, yeni umutlar, yeni planlar, hedefler… Peş peşe dökülüyordu yeni bir sayfaya duyulan özlem.
İşte o 2019’un son demlerinde ajanslar son dakika olarak duyurdu; “Çin’de bir kişi hayatını kaybetti”
Sonra bir haber daha, “Corona virüs”
Önce sakladılar, sonra yalanladılar, artık önüne geçemeyince kabul etmek zorunda kaldılar. 
O gün yayınlanan ilk haberleri titizlikle takip etsem de, olayların bu noktaya geleceğini tabi ki bir çoğunuz gibi bende tahmin edemedim. Daha çok Çin’de kalacak hatta başka hiç bir ülkeyi ilgilendirmeyen bir konu olarak değerlendirdim.
Düşündüğüm gibi olmadığını görmek çok uzun sürmedi. Virüs adım adım dünyaya yayılıyor, ülkemiz aldığı tedbirlerle bu virüsten uzak tutulmaya çalışılıyordu.
90 gün kadar korona virüsünü ülkemizden uzak tutmayı başardık. Doğrusunu söylemek gerekirse böylesine küresel bir soruna dönüşebilen bir virüsü ancak bu kadar süre uzak tutabilirdik. Ve hatta iyi bir iş bile başardık.
Ve 10 Mart günü ilk korona virüsü vakası ülkemizde görüldü.
Bu benim için “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” anlamını taşıyordu.
İlk günden itibaren nasıl titizlik ise tedbirler aldıysak, ilk vakanın ülkemizde görülmesiyle birlikte de bazı tedbirler aldık.
Bence krizi önlemek maharet isteyen bir iş ve biz krizi önlemek konusunda maharetliydik. Ama bazı krizler vardır ki, ne kadar maharetli olur iseniz olun önüne geçemezsiniz.
İşte o aşamada krizi yönetmek devreye giriyor. Bu yazıyı kaleme aldığım ana kadar bu konuda da başarılı olduğumuzu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. 
Eksikler var mı? Tabi ki… 
Bu eksikliklerde zaten her platformda herkes tarafından dile getiriliyor.
Farkında mısınız? Özellikle son yıllarda, sosyal medyanın da yoğun bir şekilde hayatımıza girmesiyle birlikte herkesin her konuda uzman olduğunu keşfettik.
İki kelimeyi bir araya getirmek için enerjisinin yüzde 90’nını kullanan kişiler her konuda uzmanmış gibi yorumlar yapabiliyor.
Bu örnekler bu kadar gözümüzün önündeyken, ben bu konuda uzman olmadığımı, dolayısıyla her hangi bir yorum yapmayacağımı açıkça dile getirmek istiyorum. Çünkü, alanında gerçekten uzman olan kişilerden oluşan Bilim Kurulu gerekli incelemeleri yapıyor, yoğun bir tempoda çalışıyor ve uygulanması gereken tedbir kararlarını da alıyor. Hiç birimizin elinde o kadar geniş bilgi ve istihbarat bilgisi yok iken bu konuda “Şöyle yapılsın, böyle yapılsın” diyerek kafa bulandırmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum.
Bizi yönetenlere kendimizi teslim edip, onlara güvenmeliyiz. Alınan tüm kararlara uymak vatandaşlık sorumluluğu, yapılan tüm uyarılara uymak ise bizim için görev olmalı.
Ben inanıyorum ki, biz sosyal izolasyonu sıkı bir şekilde sağlayabilir isek bu virüsten olabildiğince en erken sürede kurtulacağız.
O nedenle her gün, her yerde duyduğunuz gibi bende #EvdeKalın diyorum.
“Ama artık sıkıldık” diyenlerinizi duyar gibiyim.
O zaman size şunu anlatayım.
Geçtiğimiz gün bölgemizdeki haberleri kişisel tedbirimizi de alarak hazırlayıp yayına gönderir göndermez evime döndüm. Ben de sizin gibi “sıkıldığımı” hissettim.
Sosyal medyada gezinirken bir arkadaşımın profiliyle karşılaştım. Kendisiyle bir süredir hiç konuşmamıştım. Kendisinin sosyal medyada bir süredir hiç bir paylaşımda bulunmadığını fark ettim. 
Mesaj gönderdim.
– Nasıl gidiyor?
– Hastanede son buldu. 1 Haftadır hastanedeyim. Pozitif sonuç
– Senin mi?
– Evet
– Şaka olduğunu söyle…
– Maalesef, şaka değil.
Tam da sıkıldığımı düşünürken aldım bu haberi… 
Ve eklendi;
“Evde olmanın kıymetini bil. Hastanede olmak daha sıkıcı”
O nedenle, bir daha düşünün.
Kendinizi, ailenizi, sevdiklerinizi, dostunuzu, çevrenizdeki insanları riske atmaya değer mi?
Yapmayın. Bu riski almayın. Sağlık Bakanlığı’nın yapmış olduğu uyarılara uyun ve bir süre tüm hayatınızı eve sığdırın.
Ülkemizde ilk vakanın görüldüğü andan sonraki sabahı hatırlıyorum.
Gözümü açtığım ilk bir kaç saniye… Tüm bu yaşananlar size de olmadık bir rüyanın iç karartısı gibi geldi mi?
Bana tam olarak böyle geldi.
Telefon ekranımdaki geceden kalma son dakika bildirimleri bir tokat gibiydi. Yaşanan bu süreç bir rüyanın iç karartısı değil, buz gibi gerçekti. 
Ve artık bu virüs ülkemizde de görülmüş, bize yaklaştığını hissettirmişti.
Ama biliyorum;
Biz, bize gerekeni anlatan yetkililerin talimat ve uyarılarını dinler, üstümüze düşen görevleri de titizlikle yerine getirirsek, bütün karanlığını alıp gidecek. 
Bir rüyanın iç karartısı gibi gelen sabahlarda değişecek elbet…
Bu sabahlarda değişecek!
Bu sabahları değiştirmeyi, #BirlikteBaşaracağız