BUNU UNUTTURACAK ACI VERME ALLAH’IM…
“Allah bunu unutturacak acı vermesin!” diyordu bazı büyüklerim…İçten içe nasıl da inciniyordu yüreğim. Ne demekti şimdi bu!Babamı,canımı kaybetmiştim,içim yanıyor, kalbim cam kırıkları batmış gibi sızlıyordu.Henüz yeni anne olmuştum,büyük oğlum dört aylıktı.Anneciğime destek olmalıydım, güçlü olmalıydım.Benimle,bizimle tutunacaktı annem hayata yeniden.
Bir yandan da anneannem gözünün içine bakıyordu annemin.Yaş kaç olursa olsun evlât evlâttı işte. Babamı kaybedeli altı gün olmuştu.Annem ve anneannem yatsı namazını salonda kılıyordu.Yanlarına gittiğimde birbirlerine sarılmış ağlıyorlardı. Anneannem “benimle gel kızım, bırakamam ben seni buralarda” diyordu. Annem “çocuklarım, düzenim burada annem,iyi ki varsın” …
Sabahına ani bir kalp krizi ile anneannemi kaybedince anlamıştım büyüklerimi! “Allah bunu unutturacak acı vermesin” derken yürekten “amiiinnn” demeliymiş…İki kanadı da kırılmış bir kadındı annem,iki kıymetliden emanet bir mücevherdi bana!
Yüreklerimizi yakan büyük Kahramanmaraş depremi ardından gayri ihtiyari ; “Allah’ım, bunu unutturacak acı ile sınama!” derken buldum kendimi…On il başta olmak üzere, tüm milletimizin içi yandı.Başın sağ olsun Türkiyem…
Acılar ilk anda teselli istemez, zaten edemezsiniz de…Sadece anlaşılmak,dinlenilmek ister.Enkazdan çıkan minicik bebekler,ailesine ulaşılamadan beklerken tesellisi ne olabilir bunun? Teselli de ,antidepresan da şüphesiz iman … Saatler süren bekleyişler ve yağsın diye dört gözle beklediğimiz kar dursun diye duamız!? “Üşürler Allah’ım” derken ,enkazdan çıkan üç kız çocuğundan birinin titreyişi takılıyor gözüme. Üzerime hırkamı giyerken bir mahcubiyet sarıyor benliğimi, ısınamıyorum…Allah’ım, enkazda canlı olanlar, donarak ölürse ya diye sarsılıyorum.Engelli ve yaşlı bakım evi görüntüleri ayrı yaralıyor. Dünyanın enn güçlü kollarına sahip insanı olsam da kaldırsam o soğuk taş betonları diyorum.
Çaresiz hissederken kendini, önce kulağıma sonra kalbime öyle bir kelâm dokunuyor ki kendime geliyorum;
” Allahu Ekber Allahu Ekber”
“Evet, en büyük sensin Rabbim ve en güçlü kollar,eller sana iman etmiş olanların semaya kaldırdığı eller,hamdolsun” diyorum.Vakit dua ve infak vakti…Madden ve manen destekle iyileşecek tüm yaralar ve geriye kaybedilenlerle cennette kavuşma umudu kalacak.
Herbirinin sabaha yapılacak işleri, okula gönderilecek yavruları,alacakları, verecekleri vardı.Sabaha giyeceğimiz kıyafeti ütülerken, hiçbirimizin aklına “kefen” geliyor mu ki! Umutlarımız, hedeflerimiz,dualarımız,bu dünyaya tutunmamızı sağlayacak amaçlarımız var.Gerçek şu ki; ölüm var,yarına belki de kefen giymek var,kimbilir son abdestimi belki de bir gassal aldıracak idraki ile yaşamak var! İşte öyle yaşamanın sonucu ölüm olduğunda, o vuslattır…
Ne depreme,ne yağan kara,ne heyelana, ne fırtınaya,ne yangına, ne sele geçmez hükmümüz! Kendimize de geçmiyorsa vah! Kendimize geçirme çabamız varsa,umut var…Ölümün adı bazen bir virüs, bazen deprem,bazen kanser olur.Akibet,dünyadaki vazifemizin tamamlanması ve hesabının verilmesidir. Bu sebeple ölümün adı ne olursa olsun,zamanı ister gencecik ister çok yaşlı olsun,önemli olan bizi geldiğinde iman üzere bulabilmesidir vesselâm…
Rasulullah’ın öğrettiği duaya kalksın ellerimiz;
Allah’ım binâ yıkıntısından, uçuruma düşmekten sana sığınırım. Allah’ım boğulmaktan, yangından ve (aşırı) yaşlılıktan sana sığınırım. Ölüm sırasında şeytanın beni çarpmasından sana sığınırım. Senin yolundan ayrılarak ölmekten sana sığınırım. Zehirlenip ölmekten sana sığınırım. (Üzüntü içinde ölmekten Sana sığınırım.) (Ebû Dâvud, Müsned., II, 92, nr. 1552)
Amin Amin Amin…
Kıymetli milletimizin başı sağ olsun…Ölenlere Allah’tan rahmet,kalanlara sabır ve yaralarını saracak gönül genişliği diliyorum…