Anasayfa > Köşe Yazıları  >  CEMİL MERİÇ İZİNDE TARİHTE YOLCULUK

CEMİL MERİÇ İZİNDE TARİHTE YOLCULUK



CEMİL MERİÇ İZİNDE TARİHTE YOLCULUK

Kıymetli okuyucularım bu yazımızda sizlere kendisini “Fikir İşçisi” olarak tanımlayan Cemil Meriç’in hayatı hakkında kısaca bahsetmeye çalışıcam lakin son dönemlerde üstad ile bir şekilde ilminden nasiplenmek kadar geçtiği yerlerde bulunmak hatta merhum hocamızın kütüphanesini toplanma görevi bile nasip oldu. Burada Prof. Dr. Ümit Meriç ile sohbet etme hatta kendi ellerinde yaptığı yemeklerden yeme imkanına o emsalsiz sohbeti ile eriştim. Burada Cemil Meriç’e rahmet ile yad ediyor, Ümit Meriç hocamıza Allah’tan uzun ömürler diliyorum.

Cemil Meriç 12 Aralık 1916’da Hatay Reyhanlı’da doğmuş
Hatay Lisesini bitirmişti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girmiş ve öğrenimini buradan tamamlayıp doğduğu topraklara Hatay’a dönmüştür. Bir süre burada ilkokul öğretmenliği ve nâhiye müdürlüğü, Tercüme Kaleminde reis muâvinliği görevlerinde bulunmuştur. İstanbul Üniversitesi Edebiyât Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyâtı bölümünü bitirmiştir.
Elâzığ Lisesinde Fransızca öğretmenliği görevi yapmıştır (1942-45). İstanbul Üniversitesi yabancı diller okulunda okutman olarak çalışmıştır (1946). 1955’ten itibaren gözleri görmez olmuş lâkin talebelerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürmüştü. 1974 senesinde İstanbul Üniversitesinden emekli olmuştur. 13 Haziran 1987 günü İstanbul’da vefât etmiştir.

Cemil Meriç’in ilk yazısı Hatay’da Yeni Gün Gazetesi’nde çıktı (1928). Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Hisar, Türk Edebiyâtı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı. Cemil Meriç, gençlik yıllarında Fransızcadan tercümeye başladı. Hanore de Balzac ve Victor Hugo’dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi. Batı medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu.
Cemil Meriç 38 yaşında iken gözlerini kaybetti. O dönemden itibaren de çalışmalarını sürdürdü. doğrunun peşinde koşan bir cengaverdi sanki.
Cemil Meriç, miskinler tekkesi olarak kabul ettiği fildişi kulelerin dışındaki aydın olacakken, fildişi kuleye sığınmak zorunda kalır. Yıllarca fildişi kulesindedir, yıllarca yalnız. Kavganın dışındadır, fikir ve sanat kavgasının. Politikadan da, kurtarıcılığına inanmadığı için kaçar.
Cemil Meriç’in yeri hep kütüphane oldu. Kütüphanesinde Don Kişot’luk yapar sanki. Argoya, arenaya, ateş hattına, politikaya hiç inmedi.
70’li yıllarda fildişi kulesinden çıktı. Makalelerinde, yayımladığı eserlerde Asya’nın Avrupa ile hesaplaşmasına tanık oluruz, 150 yıldır gölgeler aleminde yaşayan ve insanından kopan aydının trajedisini izleriz adım adım; kaypak, müphem, tarif edilmemiş, Avrupa’nın emellerini dile getiren ama bizim şuursuzca benimsediğimiz mefhumlar, ideolojiler, sloganlar… aydınlığa kavuşur tek tek gözlerimizin önünde.
Eserleri: Umrandan Uygarlığa (1974), Kırk Ambar (1983) isimli eserleriyle iki defâ Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülünü kazandı. Hint Edebiyâtı, Saint Simon, İlk Sosyolog, İlk Sosyalist, Bir Dünyânın Eşiğinde, Bu Ülke, Mağaradakiler, Bir Fâciânın Hikâyesi, Işık Doğudan Gelir ve Kültürden İrfana başlıca eserleridir.
Aldığı ödülleri: Kırk Ambar adlı eseriyle “Türkiye Millî Kültür Vakfı” ödülü, Ankara Yazarlar Birliği Derneğinin”Yılın Yazarı”, Kayseri Sanatçılar Derneğince, “İnceleme”, Kültürden İrfana adlı eseriyle, Türkiye Yazarlar Birliği “Yılın Fikir Eserleri” ödüllerini aldı.
Üstadın kitabını düzenleyen birkaç kişiden biri olarak söylemek isterim ki o kitapların tozu bile başka bir huzur, mutluluk ve ilim deryasından damlalardı adeta.


Sıradaki Habere Kaydır