CENNET Mİ CİNNET Mİ?



CENNET Mİ CİNNET Mİ?

Huzurla denizi seyrediyoruz sahilde. Birden arka tarafta bir gürültü,ağlama,bağırış çağırış! Baktığımızda yerde boylu boyunca uzanmış bir kadın,yanında ağlayan ne yapacağını bilemeyen 15/16 yaşlarında bir genç kız!Etrafına hemen insanlar toplandı. Ancak seyirci tadında beklemedeler!Yaklaşırken bir yandan da telefonum cebimde mi diye yokladım ki,ambulans gerekirse arayabileyim.Yaklaşınca yerde yatan hanımefendinin ağladığını ve kendinde olduğunu farkettim. Kızına dönüp “ne oldu?” diye sordum.”Kardeşimi kaybettik bir an,annem kalp krizi geçireceğim deyip bu hâle geldi.Ne olur yardım edin!” dedi.”Sakin ol kuzum,annen iyi,kardeşini buldunuz mu?” diyebildim. “Evet onu görünce böyle oldu” dedi.

Anne öfke ile ağlıyor,küçük oğluna tepki veriyordu aslında. Elimi başının altına koyup;”Hadi ablacım bismillah!Bir yudum su içte açıl” deyip kaldırdım. Suyu içince “seni bir daha götürürsem bir yere,bu kaçıncı?” diye konuşmaya başladı. Minik adam da korkmuş,kül gibi olmuştu. “Ablacım gözünüz aydın,bulmuşsunuz yavrunuzu şükür” dedim.Çocuğa dönüp “annen ne kadar seviyor seni,bak nasıl korkmuş seni kaybetti diye.Hadi sarılın da rahatlayın ikinizde” dedim. Az sonra baktım benim küçük oğlum,minik adama ; “annenden helâllik iste,özür dile istersen” diyor…Ahh şu çocuklar ahhh!!! Ne tatlılar Elhamdülillah.

Dönüş yolunda,arabamıza geçerken  annem,büyük oğlum ve ben dönüş ekibinin ardında kalmış muhabbet ederek yürüyorduk. Hafif meyilli olan yoldan 6/7 yaşlarında bisikletli bir yavrucuk hızla büyük oğluma doğru ilerliyordu. Alan dardı,Haktan kaçamıyor çocuk başka yola dönemiyordu. Bir anda yan tarafa devrilen bisikletteki çocuğu oğlum kolundan tuttu.Şükür ikisi de iyiydi.”Yavrum iyi misin?” dedim rengi solan yavruya.”Ben iyiyim beni bırakın,abi sen iyi misin?” dedi…Ahh çocuk,dünyayı keşke çocuklar yönetse,bu masumiyet ve güzellik her yeri sarsa!

İnsanın fıtratında iyilik,güzellik,vefa,fedakârlık gibi cevher duygular var.Bir çocuğun kendini değil karşısındakini düşünmesi bunun en güzel örneği…Ya da Eymen’in kendi yaşıtına annenin gönlünü al telkini!Insan sadece kendisi için yaşayan,nefsini ön plânda tutan bir varlık olsa,eşref-i mahlûkat ya da yeryüzünün halifesi olarak adlandırılmazdı.

Kaybolan çocuğun korkusunu görmezden gelip,”aaa,niye anneni dinlemiyorsun?” diye çıkışsak! Ya da bisiklet kullanan çocuğa “dikkat etsene,ne biçim bisiklet kullanıyorsun?” diye tepki versek,elimize ne geçer ki!Kendimizle birlikte muhatabımızın duygularını farketmek,iletişim kalitemizi arttırır.  

Evet,insan önce kendisi iyi,güzel,hayırlı olan ne varsa talip olmalı ki,güzelliğe önder olabilsin.Ayet-i kerimede(furkan suresi) “muttakilere önder olmak” tabiri kullanılır. Yani önce kendimiz  güzel olmalı ,gerisi beni ilgilendirmez demeden iyi olanlara liderlik konumuna geçmeliyiz.Bu sebeple; “salihlerle/sadıklarla olunuz”(tevbe süresi) ayetinin ne kadar elzem olduğunu idrak etmeliyiz.Insan önce iyi olmak için çabalıyorsa,kendi ölçülerinde iyi bir çevrede bulunmalı ve ardından da onlara önder olacak bir gayreti,hedefi,çabası olmalı! 

Bazen kendimizce iyi birşey yaptığımızı sanırız. Meselâ;geceyi uykusuz geçirdiğini anlatan yeni anneye; “ee,annelik kolay değil Allah yardımcın olsun” telkini gelir.Zaten yorgun olan anne “demek bu çok zor” algısı ile “zor iş” kalıbına sokar kendini.Oysa; “annelerin ayağının altına cennet serilmiş. Ne güzel şey annelik,tadını çıkar,sinene sar,ayağında salla.öyle hızlı büyüyor ki çocuklar ” desek, anneliğin güzelliğine odaklanmaz mı genç anne?

Yan masamızda oturan minik kız ve annesi kafenin ilgi odağıydı.Çünkü minik kuzu çok acıkmış ve yüksek sesle söyleniyor,anne sıkıntıdan ne yapacağını bilemiyordu. Onlara en yakın masa olmamıza rağmen annem de ben de dönüp bakmadık ki huzursuzluğu artmasın genç annenin.Bir süre sonra göz göze geldik hanımefendi ile.Gülümsedim.Gözlerindeki huzursuzluğa ait sis perdesi bir an aralandı ve gülümsedi. Anneme “teyze sizi hatırladım,falanca yerde karşılaştık sizinle.O gün de çok sevmiştim sizi” dedi.Bana da “siz o zaman hamileydiniz” diyerek kendini tanıtmak üzere konuşmaya başladı.Yıllaaarr geçmiş,ancak unutmamıştı,bir iz,bir renk kalmış birlikte olduğumuz o kısa andan. Tedirgindi.”Prenses afiyet olsun” dedim bize bakan minik kıza .Annesi; “hiperaktif,çok zorlanıyorum,öğretmen olmama rağmen…” dedi.

“Çocuk o,onun gibi istesekte ifade edemiyoruz zaman zaman kendimizi.Sizin rahat tutumunuz onu da rahatlatır.Zaman hızla akıyor.Büyüdüğünde daha sakin olacak zaten” dedim.Dolu doluydu gözleri. Üzerindeki daha çok çevre baskısıydı. Annem “yavrum adını hatırlatır mısın?ismen dua edeceğim sana ” deyince dünyalar onun olmuş gibiydi. Üstelik dışardan bakan biri; ne kadar birbirlerinden farklılar,ama nasıl samimiyetle sohbet ediyorlar diyebilirdi. Dualarla son buldu kısa sohbetimiz…Ya “ayy çook zor!Geriliyorsunuz değil mi?” gibi birşeyler söyleseydik?Sıkıntıda olanın yüreğine ferahlık olmayacaksak,hiç değilse sadece susup dinlemeli.Allah Rasulü (S.A.V) “ya hayır söyle ya sus” buyuruyor. 

İnsan insanın cenneti de olabilir,cinneti de! “Cennetin olmaya geldim,cennetim olur musun?” diyebilmeli insan,sözleriyle en çokta tavrıyla…

Olaylara yüklediğimiz anlam ile şekilleniyor herşey. Söylediğimiz cümlelerle pozitif veya negatif yönde bir akış başlıyor. 

Ne yaramaz çocuk değil; maşallah sağlıklı ve enerjik bir çocuk…

Gece yine mi uyutmadı bebek,solgun görünüyorsun değil; evlât kokusu cennet kokusu,kucağında taşıdığın günleri özleyeceksin,şimdi tadına var…

Huzursuz,keyifsiz gibisin hayırdır değil; dostla bir kahve içimi mola mutluluk sebebidir…

 Çocuklar evde çok gürültü yapıyor değil; evlâtları ikram edene sonsuz hamdolsun…

Ne çok bekletti beni değil; bekleten olmadığıma göre hamdolsun,inşallah başına bir aksilik gelmemiştir…

Kalbimi kırıyorsun,ne kabasın değil; bende yerin çok özel,sakinleşince konuşalım mı?

Ve daha bunun gibi onlarca,yüzlerce örnek…Anılmak istediğimiz gibi yaşıyoruz. Her davranışımız,duygumuz,düşüncemiz hayat denilen resme bir renk olarak işliyor. Tuvaliniz en uyumlu,dingin,huzurlu renklerle ; en önemlisi de kulca renklerle dolsun kıymetli dostlar…