ÇİĞ
Tencerede bir türlü pişemeyen ete bakıyordu..”Pişmeyen yemek gibi bazı insanlar…”dedi.
Belli ki kızmıştı birşeylere!
Bilmem ki insanın çiğ yanlarının olgunlaşması adına mı başlar hikâyemiz “pişşş pişşş pişşş” diye anne koynunda sallanarak…
“Hamdım,piştim,yandım” diyor Mevlânâ Hz…Ham ve kaliteli bir malzeme olarak geliyor insan dünyaya.”Eşref-i mahlûkat” olarak…Cüz’i iradesi ile kararlar veriyor ve bir yandan ham halde olan yanlarını olgunlaştırmaya başlıyor.Ya da aynı hamlık ile dünya hayatını zayi ediyor.
Nasıl pişer insan,nasıl olgunlaşır?Tevbe süresinde “salihlerle,sadıklarla” olmamız tavsiye edilirken,Furkan süresinde “takva sahiplerine önder olmak”tan bahsedilir. Yani insan var olduğu sürece kulluğu,insanlığı hep bir adım ileri taşıyacak,güzelleşecek,değer kazanacak şekilde ilerlemeli.Usul usul pişmeli çiğlikleri.Mevlânâ Hz. “neyi arıyorsan ‘o’sun sen” derken bu konuya da dikkat çekilmiş oluyor. İnsan iyilik,güzellik,hayır gibi amaçlar taşıyarak yaşıyorsa buna dair tekâmül yolculuğuna çıkıyor. Ancak aksine dünyanın bir olgunlaşma süresi olduğunu idrak edemeden sadece nefsine hizmet ederek yaşıyorsa,öfke,kıskançlık gibi karanlık duyguları besliyorsa maalesef ki olgunlaşamadan,tabiri caizse pişemeden “ne çiğ tavır” dediğimiz hal ile ömrü heba etmiş oluyor.
Hastahane asansöründeydim..Sonraki katta binen kalabalık ekipten sonra asansör yük aşımından hareket edemeden beklemeye başladı.En arkada kaldığım için çıkmaya hamle edemedim ve ;
-“En son binen ekip,sonraki turda binebilir mi?Randevularımıza geç kalıyoruz,lütfen rica ediyorum”dedim.
Son binenlerin arasında olan bir hanımefendi;
-“İnemem ben babam yaşlı” deyince,
-“İndiği katta bekler sizi,amca inmesin elbette” dedim.
-“Olmaz” dedi sertçe.
Tam o sırada öne yakın bir yerde duran,kolunda damar yolu açık olan(belli ki refakatçisi olmadığından hastahane işlerini kendi başına halletmeye çalışıyor) amca,hızlı bir hamleyle “ben inerim” diyerek iniverdi.”Amca siz inmeyin” cümlemin tamamını bile duyamamıştı.Ve zaten o son binenlerin arasında da değildi… 😔 Şaşkındım,üzgündüm.Merhamet,büyüğe saygı,kul hakkı hassasiyeti nerede kalmıştı?Bu “çiğlik” değil de neydi!
Sonraki gün,hastahanenin başka bir asansör kapısında beklerken personelden biri; “sağdaki personel için,kartla çalışıyor.” dedi.”Diğerini bekliyoruz,ama sanki tuş bozuk çalışmıyor ” dedim.”Buyrun,bu taraftaki kartlı asansöre bindireyim ben sizi” diyerek yardımcı oldu.Aslında beyefendinin oradan geçtiğini de görmemiştik,personel olduğunu da bilmiyorduk.Ancak kendisinin insanî vasıflarının olgun ve tadında pişmiş olan yanı,onu yardımcı olmaya yönlendirmişti.Olayın muhatabı olmadığı hâlde…Ve bir önceki olayda asıl muhatap sadece kendisinin menfaati için diğerlerini görmezden gelirken,olgunlaşamayan yanının gölgesinin herkesi karanlıkta bıraktığını farkedemiyordu.
Kişisel gelişim eğitimlerinin üst düzeyde olduğu günümüzde,bencilleşen insan profilinin artmış olması calibi dikkat değil mi?Kişisel gelişim,kulluğun tekâmül yolculuğudur. “Ben” canavarına hem kendini,hem çevreni,hem de ahiretini yem etmemektir. Geniş bir bakış açısı ve gönül ufkuyla,kendinden başka insanların da güzellik ve hayır üzere yol almasına vesile olmaktır. Şu hâlde bilgi arttıkça,farkındalık ve yararın çoğalması,çözüm odaklı bakış açısına bağlı olarak sorunların kolaylıkla feraha ulaşması gerekir.Ters orantılı bir ilerleme var olduğuna göre,bir durup nefes almak ve aksaklığı görüp feraha kapı aralamak gerekir.
Kin çiğliktir,tasavvuf ile terbiye olan kalp affetmeyi öğrenir.
Kibir çiğliktir,tevazu derecesine kadar pişirmek gerekir.
Riya çiğliktir,samimiyet ve ihlâs hâline evrilmesi için kalbin önce acziyetini bilmesi ve Rab ile olan bağını kuvvetlendirmesi gerekir.
Kıskançlık çiğliktir,bu ilkelliğin gelişmesi için gıpta yolculuğuna çıkması gerekir.
Kabalık çiğliktir,Müslüman vasfı değildir,zarafet denilen hayranolunası çiçek kokulu ahlâka ulaşmak için önce Yaratıcısına hürmeten,yaratılanı sevmeyi öğrenecek bir çaba olmalı…
Her çiğliğin bir pişme derecesi vardır elbet.Yeter ki ehlinden tarifini alıp,kalbin derecesini o kıvama getirmeye niyetimiz olsun…
Yavrularını sallayan anneler,”pişşş pişşş” diye bir ninni tuttururken bir kez daha düşünmeli. Elindeki ham güzelliği pişirmek için,önce kendi kıvamını kontrol etmeli.Bazen bir kek koyarız fırına,miss kokusu evi sarar.Az sonra bir bakarsınız kek kabarıklığını kaybedip çökmüş,dışı nar gibi kızarmış olmasına rağmen içi yeterince pişemeyip yapışıp kalmış.Nimet olduğu için atmaya kıyamazsınız,yemek isteseniz yenilecek gibi değildir. İşte bazı insanlar da hayatınıza bu kek misali dahil olur.Varlığı ile değer katmaz ama Yaratıcısına hürmeten “eyvallah” der idare edersiniz. Önemli olan var olan bu hâle çözüm bulup ona fayda sağlamaktır. Pişmemiş keki kek formunda bırakıp zayi etmek yerine,eldiveni giyip yoğurmak ve kurabiye hâline getirmek meselâ. Aslında hamuru kek için uygun değildir ve uygun olduğu forma gelmesi için el atmalı ki pişebilsin…😉 Ama önce kendi hamurumuzu ve formumuzu gözden geçirmeli dostlar,ne dersiniz?
Allah’ım yarattığın her canlıya çiğlikten uzak,lâtif bir tat bırakacak güzelliğe ulaştır bizi . “Kulum” hitabına muhatab olmamızı nasip eyle(Amin)
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…