DİNAZORLAR YAŞIYOR MU?
Geçtiğimiz günlerde çarşaflı bir hanımefendiye yapılan saldırı gündeme düştü. Yazık ki şehit kanıyla sulanmış vatan topraklarımızda, gözü dönmüş bu ucuz dinozorlardan var!!
Lafta din ve vicdan özgürlüğü deyip, neredeyse bir yaprakla kendilerini örtmekle yetinecek kadar soyunan, bunu özgürlük diye nitelendiren, aynı fikirde olmayan insanların gözünü ve yüreğini zehirleyen bu güruh, inancı gereği edebiyle örtünenlere “midem bulanıyor” diye hakaret ediyor!? Oysa ki; kışın ortalık yerinde azıcık güneşi gördüğünde soyunma fırsatını kaçırmayan, giydiği croptan fırtlayan yağlarını güzelmiş gibi servis eden, taytından selülitlerinin detayına kadar görebildiğimiz, güneş lekesinden cildi cazibesini kaybetmiş, sarkan göğüslerini medenî cesaretle(!) özgürce sunan zat-ı şahanelerin hiç birine
-“İğrenç görünüyorsun, midem bulanıyor, bu kadar ucuzluk olmaz, senin her yerini görmek ve tiksinmek zorunda mıyım? ” diye saldıran birini gördünüz mü, duydunuz mu hiç? Duyamazsınız. Çünkü;
-“Allah hidayet etsin, doğruya/kendine döndürsün, şu kötü niyetli bakışlardan Allah kurtarsın” gibi dualarımız var çünkü…
Şu özgürlük denilen uyuşturucu, sadece Müslüman olmayan için mi geçerli? Yırtıcı pençeleri ile canavar gibi saldıran kadına karşısındaki aynı sertlikte karşılık verse, cinayet sebebi! Peki ya bu kadar öfke ve hakarete sebep nedir? Aynı dine inanıyor da gereğini yerine getirmiyor olmanın isyan hâli mi acaba? Yetersizlik duygusu? İnsan başkasının seçiminden neden bu denli rahatsızlık duyar ki? Nasıl özgürlük ve çağdaşlık bu(!)
Oysa insan insanın cinneti değil cenneti olabilmeli. Sıkıntısında elinden tutan, hastalığında yanında olan, mutluluğunu paylaşan, huzursuzluğuna deva olma çabası gösteren… En güzel şekilde yaratılan insanın en büyük derdi, yaratıldığı güzellikte Rabbine geri dönmek olmalı. İnsan olmak değil yani insan kalmak!
Karşıdan iki genç elinde incecik bir market poşetiyle bana doğru geliyordu. Tahminen üniversite öğrencisi olmalılardı. Market poşetlerinin yeni ücrete tabi olduğu zamanlar 🙂 Manav reyonundaki ince torbaya koydukları o ürünleri tartmayacağı belliydi. Onlar da farkındaydı,”eve kadar kopmasa bari” dediklerini duyuyordum.Tam o anda torba yırtıldı. Benim de elimde kumaş bir torba vardı ve içindekileri eve elimde taşıyabilleceğimden hemen boşaltıp;
“Gençler! Bunu alın, sonra da işinizi görür” dedim. Şaşkın baktılar önce yüzüme.
-“Ama abla size lâzım olmaz mı? Hem siz ne yapacaksınız? “
-“Benim evim yakın, sorun değil. Alın lütfen” deyip ayrıldım.
Bir süre onların hayreti canımı sıktı. Altı üstü bir poşetti işte ve “kendi ihtiyacı varken, kardeşini öncelemeyi (îsar)” tavsiye eden bir dine inanıyorduk hepimiz.( Gençlerden birinin başında şal olmasına istinaden Müslüman olduklarını anladım) Garip olan birşey yoktu.Fakat “bireyselleşmek” gibi bir tavır hayatımıza girdiğinden beri huzurumuz kaçtı. Bireyselleştikçe başkasına, başkasının fikirlerine, hassasiyetlerine tahammül tükendi.
Merhamet ve sevginin hızla tükendiği dünyada, asık yüzler, Filistin dendiğinde, sağ partili ya da Müslüman olacağını sanıp kör taklidi yapan insanımsılar, kabalığı ile Müslümanımsı bir hayatı din sananlar artıyor gün gün! Dur yapma demek yerine, en güzel haliyle yaşayıp hayran bırakmak vazifemiz… Beyazıd Bistami Hz. misali!
Camiye yetişmek için hızla ilerler mübarek. Tabi yollar bugünkü gibi asfalt değil! Tam camiye yaklaşırken bakar ki ayakkabıları çamurlanmış. Hemen az gerideki evin duvarlarına sürterek temizler. Tam camiye girecekken;
“Eyvah! Ben ne yaptım?” diyerek hemen o eve koşar ve kapısını çalar,kapıyı açan Mecusi biridir.
“Komşum ayakkabılarımı sizin duvara sürterek temizledim.Özür dilerim, hakkınızı helâl edin lütfen” der.
Mecusi şaşkındır. Çünkü duvarlar zaten çamur içindedir ve bu durum ekstra bir zarar vermiştir.
“İyi de duvarlar zaten kirli”
“Olsun siz hakkınızı helâl edin.”
“Bir şartla, önce soruma cevap verir misin?”
“Elbette”
“Size böyle yaşamayı dininiz mi öğretti”
“Evet, Allah Rasulu bize kul hakkından sakınmamızı anlatır her zaman”
“O hâlde bu kadar güzel bir dine biz neden girmiyoruz ki!Bana da öğret ben de Müslüman olayım” der ve orada şehadet getirerek iman eder.
İşte tam da bu şekilde, biz yaşadıkça Allah’tan uzak katı kalpler, kıskançlıkla deliriyor. Oysa o güzelliğin bir parçası olabilmek varken şu dünyada, Allah’a,Rasulü’ne ve iman edenlere aleni savaş açmakta nedir!? Elbette inanmamak bir seçenek bu dünyada. Çünkü herkes tercihini özgürce yaşamalı ki, adı imtihan olsun.Canının istediğini çekinmeden yapmak ya da asıl yurtta hesabını veremeyeceği şeylere set çekme çabası ile dünyada var olmak!
Rahmetli dedem; “Allah’tan korkmayandan sen kork” derdi. Bugün hem Filistin davamızda ve hem de bu saldırı hikâyesinde netçe görüyorum ne demek istediğini dedeciğimin…
Süreli imtihan alanımız olan şu dünyadan kulca, insanca, güzelce geçip gidebilme çabası ile dünyaya tutunup insan kalanlara selâm olsun…