EMANET…
İnsan dahi kabul edilmemek ne hissettirir ki bir insana…
Yokmuşçasına…
Tezahür dahi edilemiyor bazı yaşantılar…
Avrupa’da orta çağın karanlığındaki kadınların dramatik durumu. Toplumun yarısını insan olarak algılamamak… Ne acı…
Günümüzde bu olgunun hangi noktasındayız dersiniz? Karar vermek zor açıkçası… Bir tarafta özgürlük adına tüm sorumlulukların yüklenildiği bir çizgi; diğer tarafta “hiç” sayılan hayatlar. İki tarz arasında ruhu sıkışan, bir türlü kendi olamayan, fıtratıyla yol yürüyemeyen kadınlar. Toplumun annelerinin hala kanıyor yarası…
Her gün tekrarlanan kadın cinayetleri ise dehşete düşürüyor vicdanları. Acaba diyorum kadına bakışı Orta Çağda kalmış olanlar mı var hayatlarımızda. Hani İnsana “insan” gözüyle bakamayanlar…
Toplumu yetiştiren kadına verilen değer, tüm insanlığa verilenle eşdeğer aslında.
Ektiğiniz bir fidanın meyve vermesini istiyorsanız eğer, kırılmaması için öncelikle onu korumak adına tedbirleri almanız gerekir. Günlük suyunu verir, güneşten faydalanmasını sağlar, meyvelerin kaliteli olması için tüm çabanızı gösterirsiniz. İşin sonunda olgunlaşan meyveden herkesin faydalanmasını sağlarsınız, tabii cimri değilseniz.
Takdir edersiniz ki; insanoğlu da tıpkı fidanlar gibi, hele ki; kadınlarımız…
Yüce kitabımızda buyrulduğu gibi “Onlar size Allah’ın emanetleridir. ”Kadına verilen değer sayesinde toplum iyileşecek, huzurlu yuvalarda, mutlu ve yetenekli bireyler yetişecek, anneler insan olmanın onurunu hissedeceklerdir.
Bu konuyla alakalı o kadar çok söylenecek söz varken, buradaki satırların kafi geleceğini düşünüyorum. Fazla uzatıp da baş ağrıtmak istemem. Benim son sözüm yine bahçıvan misali beylere olacak;
İnsana değer verin ve nasıl olması gerekiyorsa öylece;
“Sahip çıkın EMANETİNİZE…”