ETİKET
Seminer için hazır bulunduğum kurumda, telâşlı bir hâl vardı.
-“Hocam,projeksiyon bazen görüntüyü mavi veriyor aniden.” diye açıklarken güzel yürekli kardeşim, birden görüntü mavi oluverdi.
Yetkililer biraz huzursuz ve panik hâlindeyken;
-“Rahat olun, sıkıntı değil. Slaytı isteyen katılımcılara verebilirsiniz. Görsel hafızası güçlü olanlar için sunum kullanıyorum , zaten biliyorsunuz ekranda değil bende kalmaları daha faydalı. Hem ben bu durumu kullanırım” dedim.
Salon tamamen dolmuştu. Söylediğim gibi sadece beş dakika bekleyip (zaman hassasiyeti katılımcıya değer vermektir) başladık. Konumuz “Ruhun imarı ve affetmek”ti.
Hoşgeldiniz dedikten sonra;
-“Slaytı ne renk görüyorsunuz?” dedim.
Elbette mavi dediler.
-“Aaa! Hiç düzgün gören ya da başka renk gören yok mu?” diye yeniledim.
Bir kısmı “hayır mavi” diye teyit ederken, bir kısmı da tedirgin ve sessizdi.
-“Affedemediği kırgınlıkları olanlar mavi görüyormuş bu sunuyu. Böyle durumu olmayanlar normal görüyor.” dedim.
Salonda “aaa, evet” diye başlayan cümleler yükseldi bir kaç dakika. Kimi kayınvalide, kimi eş, kimi kardeş, kimi arkadaş dedi…
-“Başkalarının yapıştırdığı etiketle hayatı yaşamak zor olsa gerek! Sunu şu an gerçekten mavi, projeksiyonda problem olmasından kaynaklı… Yani affetmekle ilgisi yok. Başkasının yapıştırdığı etiketleri hemen kabullenip sorgulamayan insan, kendini keşfedememişken başka birini nasıl affetsin ki?” dedim ve tatlı bir başlangıç yapmış olduk Elhamdülillah .
Evet çoğu zaman, kendimize ait şeyleri keşfedemeden hayata tutunmaya çalışıyoruz. Birileri bizi anlasın diye beklerken, yıllar su gibi akıp geçiyor. Oysa biz henüz kendimizi tanıyamamışken başkasının anlamasını istiyoruz. Sonra birileri çıkıyor; tencere burcu şöyle olur, falanca kişilik tipi bunu sever diye anlatırken, satır aralarında kendimizi bulmaya çalışırız. Beyhude çaba. Sadece burçlara göre yaşasak on iki tip insan mı olurdu dünyada? ” Aaa, olmaz tabi ! Yükseleni, alçalanı, falanı filanı var!! ” diyeceksiniz belki. Fakat başkalarının cümlesinde kendini aramak yerine, kendini keşfederek yola çıkmak daha kârlı olmaz mı?
Başkalarının “Ne sakarsın, alıngansın, tembelsin” gibi etiketleri sizi gördükleri bir parçaya ait… O anlık gelişen bir olayda yanlış anladığınız bir konu ile ilgili alınganlık yaptıysak, “ben alınganım” deyip kimlik boyutuna taşıyorsak ya da “herşeye de alınıyorsun” denildiğinde kabul ediyorsak hiç düşünmeden, zaman içerisinde o kişiye dönüşüyoruz. Çoğu zaman farkında olmadan! Allah Rasulü söz sihirdir buyuruyor. Bu yüzden dil ve iletişim, hayatımızın şekillenmesi konusunda çok etkilidir.
“Sen yapamazsın” derdi annem hep küçükken…
Diye anlatırken gözleri yaşardı genç kadının. -“Şimdi baktığınızda herşeyi başarıyorum fakat yüreğime sinen o yetersizlik duygusunun ağırlığı, acısı hep benimle”…
Dinlerken, içindeki o minik kız çocuğunun elinden tutulmaya ve sımsıkı kucaklanmaya ihtiyacı olduğunu gözlerindeki yaşlardan ve hüzünlü bakışlarından hissediyordum. Fakat o dünün minik kızına ait duyguyla bugünü yaşamaya çalışmanın kendine haksızlık olduğunu farkedip , bugünü imar etmek için kolları sıvaması gerektiğini görmeliydi.
Çocukluk yıllarında maruz kalınan tavırlar ve dil yaralarının sızılarına, bugün eklenmesine izin verilen sınırsız muameler sonucu, depresif, agresif , mutsuz , umutsuz insanlar… “Nefsini bilen Rabbini bilir” sırrına erdir Rabbim hepimizi…(Amin)
Hep beraber bakalım mı cânım dostlar, üzerimize yapıştırılmasına izin verdiğimiz hangi etiketleri taşıyoruz ve onun altında bir yara olduğuna inanıyoruz? Belki de o etiket size ait olmadığından, ruhunuzu deforme ediyordur.
Kim ne der kaygısını boş verin.Allah’ı memnun etmek gibi tek bir gayesi olanın insanlarla kavgası biter.Zira Allah’a teslim olan,memnun etme çabası taşıyan insan inceciktir. Kulluk bilinci, kul hakkı hassasiyeti taşır ve bu sebeple zaten herkes razı olur …
Sadece kulluk etiketini sahiplenip hakkını vererek yaşama çabası olanlara selâm olsun…
Bâki hürmet ve dua ile….