EVLİLİK Mİ EVCİLİK Mİ?

dönemlerde aile içi huzursuzluk konularının ilk maddeleri arasında, maddi sebepler var.Hayat şartlarının ağır olması vs değil ama! Cimrilik!

Evlilik; bir erkeğin, “bir kadını himaye edebilebilir, maddi/manevi ihtiyaçlarını muhabbetle karşılayabilirim” idrakinde olmasıdır.
“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınına karşı hayırlı olanlardır.” (Tirmizî, Radâ 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet, 15; İbni Mâce, Nikâh 50)

“Bir adam Allah’ın rızasını umarak ailesinin geçimini sağlarsa, harcadıkları onun için birer sadaka olur.” Buhârî, Îmân 41, Megâzî 12, Nefekât 1; Müslim, Zekât 49. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 60

Evlilik; bir kadının, “evimizin huzurlu bir yaşam alanı olması için gerekli herşeyi muhabbetle yapabilir, nesil yetiştirebilirim” idrakinde olmasıdır.
“Sizden birinizin kendi evinde yapacağı bir iş, mücahitlerin yaptığı cihat sevabını kazandırır.” (Kenzu’l-Ummal, h. No. 45146).

İslâm gelişiyle karanlıktaki bir toplumu, asrı saadete döndürdü ise, hayatımızda İslâmî ölçüler olduğu kadar huzur bulacağız demektir. Erkek, evin büyümemiş çocuğu gibi davranıp,”kavvamlık” sıfatını hissetmeden aile reisi olamaz. Kadın, nahif yaratılışının dışında davranarak, huzurlu bir yuva imar edemez.
Evlilik, sadece cinsellikten,gezip eğlenmekten ibaret olmadığına göre, hak ve sorumluluklar konusunda bilgi sahibi olup,yetkinliklerini ve evlilik öncesi gelişmesi gereken yanlarını keşfetmek gerekir.

Karısına harçlık vermeyen, evin ihtiyaçlarına ihtimam göstermeyen , çocuklarına/karısına sevgisini göstermekten imtina eden, karısının ailesini yok sayan, tebessüm etmekten aciz, ailesinin etrafını merhametiyle ve sevgisiyle saramayan, çözüm odaklı olmayan erkek kabul edilemeyeceği gibi,
evinin işini külfet gören, bir tencere yemek yapmayı sorun eden, çamaşır katlamayı dev bir sorun hâline getiren, dışarıda süslenip evde pejmurde gezinen, senin ailen/benim ailem kavgalarına kapı aralayan, iğne dilli bir kadın da kabul edilemez.

Mevlânâ Hz.ne sorarlar;
-“Ne bilirsiniz? “
-“Haddimi!” der mübarek… Kadının kadınlığını, erkeğin erkekliğini bilmesidir marifet! “Hayat müşterek” derken konuyu biraz yanlış anladık galiba ! Müşterek hayat demek; yemek/temizlik yapan erkek, kiraya/faturaya ortak olan kadın demek değildir. Marketi/pazarı yapıp getiren erkek,mutfakta huzurla yemek yapan kadın ortaktır. Market poşetiyle gelen kadına yemek pişirmek zahmet verir elvet!Müştereklik, fıtrî özelliklere uygun olanı keyifle,muhabbetle ve yalnızca Allah rızası için yapmak demektir. Yemeği kocanız için pişirirseniz, kavga edince evde yemek olmaz! İnanılır gibi değil! Oysa kadın öz saygısından ve ailenin birbirine zimmetli oluşundan yaparsa yemeği kendini güçlü hisseder. Karınızı kırdığınız zaman madden ya da manen zora sokacak olursanız, münafıklık âlâmeti olduğunu hatırlamak gerekir,zira kadınlar Allah’ın emanetidir.

Evlilik öncesinde evde elini işe sürmemiş kızlar, ya da bir faturayı ödeme sorumluluğuna girmemiş delikanlılar yuva kurmaya kalkınca gerçekler fazlaca zorluyor gençleri. Hayata ortak edilerek, paylaşmayı öğretetek büyütülmeli gençler… Dünün oyuncağını paylaşmayan çocuğu, büyüyüp gelirini ailesine harcıyor olmaktan haz alamıyor belki de… Ya da bekârken “o çalışıyor” diye gereksiz pasifize edilen kız,annesinden ayağına kahve beklediğinden,kocasından yemek yapmasın bekliyor! Temelleri bazen farkında olmadan biz atıyoruz.

Daha acısı problem yaşayan çocuklarımızı görünce “elin çocuğunda” arıyoruz kusuru, eksiği! Oysa büyük olmak demek; toparlamak, sakinleştirmek, orta yolu bulmak, dinlemek, çözüme odaklanmalarını sağlamaktır. Aile, birbirine zimmetli olmak, sevgiyle birbirine tutunmak, hoşgörü ile huzur limanı olmaktır. Aynı çatı altında bireysel özelliklerimizi eritmeden,fakat sentezlenerek biz olmayı başarmaya çabalamaktır.

Yine söylüyorum, keşke evlilik öncesi kan testi ,ciğer filminin öncesinde evlilik yetkinliği, problem çözme becerileri, ruh sağlığı testleri, evlilik okulları yapılsa!
Aşkından öldüğü adamın annesini düşman gören kadın, kocasının sultanı olmayı hayal ediyorsa, masal dünyasında yaşıyordur.
Sabah kahvaltısını hazırlamayan kadın, kocasından bonkörlük bekliyorsa adaletinin terazisi bozuk demektir. Ve karısının ailesine hürmet göstermeyen, arayıp sormayan erkek,karısının ailesine hizmet etmesini bekliyorsa, yanılıyor. Karısını imkânları dahilinde rahat ettirmiyor, kendini yük hissetmesine sebep oluyorsa, karısından ilgi beklemeye hak iddia edemez.

Farklı evliliklerin hikâyelerine şahit oldukça, tek söylemek istediğim;
“Ey iman edenler! İman ediniz” ayetini hatırlayalım. Müslüman çiftlerin hanelerinde olmayacak ne varsa yaşanıyor yazık ki!

Cimrilik, cinsel yetersizlik ya da şiddet İslâm hukukunda da kadının boşanma isteğinin olumlu yanıtlandığı en önemli sebepledir. Bir kadın kolay vazgeçmez, fakat artık susmayı seçmiş kadından da birşey beklemek ya da adım atmasını istemek kolay olmuyor.

Efendimiz “insanın insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadının erkeğine secde etmesini emrederdim” buyurur. Aslında ferasetle baktığınızda hadis şunu belirtir;
Kadın sevdiğine zaten fedakârlık etmekten geri durmaz Rahim sıfatının tecellisi nedeniyle! Sen adam ol, o zaten köle olur …
Rahim; çok affeden , çok merhamet eden demektir. Çok affetmesek eşlerimizle, çok merhamet etmesek çocuklarımızla bir ömür geçiremeyiz. Kızsak bile, arkamızı dönüp, onların sevdiği yemeği pişirmeye devam ederiz değil mi?

Ailelerin kuruluş aşamasında dikkatli davranıp, var olan aksaklıkları görmezden gelmek yerine, çözümü yoksa geri dönmek kulluk gücünü ve ferasetini kullanmaktır. Peki ya yıllanmış ailelerde eriyip giden muhabbete çare ne ola? Zaman geri alınmaz belki ama daha huzurlu olmak için çabalamak , boşanmadan önce denenilecek yol bırakmamak gerekir. Son çare boşanmadır ve bunu konuşuyorsak gerçekten yapacak birşey kalmamış olması gerekir.

Kırmadan, incitmeden, tüketmeden, nahifçe, insanca, kulca sevebilenlere, sevdiğine sahip çıkabilenlere selâm olsun…
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…