EVLİYA ÇELEBİ’NİN İZİNDE TARAKLI’DA BELGESEL TADINDA TARİH, KÜLTÜR VE VAKIF MEDENİYETİMİZ
İpek Yolu’nun Anadolu’daki izleri, Evliya Çelebi’nin gözünden Taraklı ve vakıf medeniyetimizin yaşayan eserleri…
https://www.facebook.com/share/p/1FdPooDUP5/?mibextid=wwXIfr
Evliya Çelebinin izinde İpek yolu tarihinde Taraklı da belgesel tadında tarih ve kültür yolculuğu
Onu anlatmak için kelimeler bazen yetersiz kalıyor.
Halil İnalcık Hoca’nın ifadesiyle dünyanın en önemli sosyal tarihçilerinden biri olan Evliya Çelebi, benim 50 yılı aşan gazetecilik ve belgeselcilik hayatım boyunca daima ayrı bir yerde durdu.
Ben Evliya Çelebi’ye yalnızca büyük bir seyyah olarak bakmıyorum.
O, aynı zamanda dünyanın en önemli belgeselcilerinden biridir.
Çünkü bundan yaklaşık dört asır önce gezdiği şehirleri, köyleri, dağları, nehirleri, yolları, insanları, meslekleri, çarşıları, camileri, hanları, hamamları, yemekleri, tabiatı ve sosyal hayatı öylesine ayrıntılı anlatmıştır ki bugün modern kameralarla kayıt altına almakta zorlanacağımız pek çok ayrıntıyı o, kalemiyle tarihe emanet etmiştir.
Bugün biz belgeselciler görüntüyle kayıt altına alıyoruz.
Evliya Çelebi ise kelimelerle, gözlemle, tasvirle ve insan hikâyeleriyle kayıt altına almış.
Bu sebeple onun izinden yürümek benim için sadece tarihî bir yolculuk değil; aynı zamanda dünyanın en büyük belgeselcilerinden birinin açtığı yolda yürümektir.
Ve bugün yine onun izindeyiz.
Sakarya’nın tarihî ilçesi Taraklı’dayız.
Evliya Çelebi’nin gözünden Taraklı
Taraklı hakkında en ayrıntılı tarihî tasvirlerden birini Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde buluyoruz.
Sakarya Valiliği’nin yayımladığı bilgilere göre Evliya Çelebi, Taraklı’nın yedi mahalleden meydana geldiğini anlatıyor; şehirde bir cami, bir hamam, beş han, altı çocuk mektebi ve yaklaşık 200 dükkândan söz ediyor. Taraklı halkının kaşık ve tarak yapımıyla uğraştığını, çevredeki şimşir ormanlarının bu üretimde önemli bir yere sahip olduğunu da kaydediyor. (Sakarya Valiliği)
İşte burada Evliya Çelebi’nin belgeselci yönü bir kez daha ortaya çıkıyor.
Bir şehri sadece “güzel” diye anlatmıyor.
O şehrin ekonomisini, üretimini, mesleklerini, eğitimini, mimarisini, tabiatını ve insanlarını birlikte anlatıyor.
Taraklı’nın adıyla ilgili anlatım da bunun güzel bir örneği.
Şimşirden kaşık ve tarak yapan ustalar…
Dağları kaplayan ormanlar…
Çarşıdaki dükkânlar…
Hanlar…
Hamam…
Mektepler…
Camiler…
Bütün bunlar bize dört asır önceki Taraklı’nın sosyal ve ekonomik hayatı hakkında önemli ipuçları veriyor.
Bugün Taraklı sokaklarında dolaşırken aslında sadece bugünkü şehri değil, Evliya Çelebi’nin tarif ettiği o eski Taraklı’yı da arıyoruz.
Taraklı ve İpek Yolu
Bizim araştırmalarımızda Taraklı’yı önemli kılan konulardan biri de İpek Yolu ve Anadolu ulaşım coğrafyası.
İpek Yolu’nu Çin’den başlayıp Türkistan coğrafyasından, Azerbaycan ve İran üzerinden Anadolu’ya, oradan İstanbul ve Avrupa’ya uzanan büyük bir tarih ve kültür yolu olarak araştırıyoruz.
İpek Yolu yalnızca ipeğin, baharatın, değerli malların taşındığı bir ticaret güzergâhı değildi.
İpek Yolu aynı zamanda medeniyetlerin karşılaştığı, fikirlerin, sanatların, dinlerin, teknolojilerin, dillerin ve kültürlerin birbirine ulaştığı büyük bir insanlık koridoruydu.
Bugün Çin’in “Kuşak ve Yol” girişimiyle yeniden gündeme gelen bu tarihî coğrafyanın Anadolu’daki izlerini araştırırken Taraklı gibi tarihî yerleşimlerin konumunu da yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Taraklı’yı yalnızca bugünkü ilçe sınırları içerisinde değil, Bursa, Göynük, Geyve, Sakarya ve İstanbul istikametleriyle bağlantılı tarihî ulaşım coğrafyası içerisinde ele almak gerekir.
Çünkü tarihî yolların gerçek anlamı, üzerinde yürüyen insanların bıraktığı izlerle ortaya çıkar.
Ve Taraklı’da bu izlerden çok sayıda bulunmaktadır.
Taraklı’da vakıf medeniyetinin izleri
Taraklı araştırmamızın en önemli başlıklarından biri de vakıf medeniyetimizdir.
Vakıf, Türk-İslam medeniyetinin şehir hayatını şekillendiren en önemli kurumlarından biridir.
Bir caminin yanında hamam…
Bir han…
Bir çeşme…
Bir mektep…
Bir imaret…
Bir yol…
Bir köprü…
Bütün bunlar vakıf anlayışı içerisinde toplumun hizmetine sunulabiliyordu.
Bu sebeple tarihî şehirlerimize baktığımızda tek tek yapılardan ziyade bir medeniyet bütünü görürüz.
Taraklı’da da bu bütünün önemli unsurlarından biri Yunus Paşa Camii ve çevresindeki yapılardır.
Yunus Paşa Camii: Taraklı’nın kalbindeki vakıf mirası
Taraklı’nın en önemli tarihî eserlerinden biri olan Yunus Paşa Camii, klasik Osmanlı mimarisinin önemli örneklerinden biridir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, caminin yapım tarihini 1516-1517 olarak verir ve yapının Yunus Paşa ile bağlantısını belirtir. (Kültür Portalı)
Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Taraklı’da konaklayan veziri Yunus Paşa tarafından yaptırıldığı bilgisi yerel ve resmî kaynaklarda da aktarılmaktadır. Cami, kubbesinin kurşun kaplaması nedeniyle halk arasında Kurşunlu Camii olarak da anılmaktadır. (Taraklı Belediyesi)
Bu camiyi sadece bir ibadet mekânı olarak görmemek gerekir.
Onun çevresindeki şehir dokusu, hamamı, çarşısı, yolları ve sosyal hayatıyla birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza Osmanlı şehir ve vakıf medeniyetinin bir örneği çıkmaktadır.
Daha da önemlisi, caminin içindeki hat yazılarının Taraklılı hattat Hafız Saim Özel tarafından yazılmış olması, bu yapının Taraklı’nın sanat ve kültür hayatıyla bağını da ortaya koymaktadır. (Kültür Portalı)
Yani Taraklı’da sadece taş ve ahşap değil;
ilim, sanat, ibadet, zanaat ve sosyal hayat da aynı tarihî dokunun içerisinde buluşmaktadır.
Hamam ve su kültürü
Vakıf medeniyetimizi anlamak için camiler kadar hamamları ve su kültürünü de araştırmak gerekiyor.
Taraklı’daki Yunus Paşa Hamamı da bu açıdan dikkat çekici.
Taraklı İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü ve Taraklı Belediyesi kaynaklarında, hamamın Yunus Paşa Camii ile aynı dönemlerde yapıldığı ve hamamdan çıkan sıcak buharın caminin alttan ısıtılmasında kullanıldığı aktarılıyor. (Taraklı İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü)
Bu bilgi üzerinde özellikle durmak gerekir.
Çünkü burada sadece bir hamamdan bahsetmiyoruz.
Burada su, sıcaklık, mimari ve ibadet mekânının bir arada düşünüldüğü bir şehir teknolojisinden söz ediyoruz.
Bugünün modern ısıtma sistemlerinden yüzyıllar önce, tabiatın ve suyun imkânlarından yararlanılarak bir yapı kompleksinin ısıtılması, dönemin mimari ve mühendislik anlayışını göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.
İşte vakıf medeniyeti biraz da budur.
İnsanların hayatını kolaylaştırmak…
Temizlik ihtiyacını karşılamak…
Sağlık hizmeti sunmak…
İbadet mekânını yaşatmak…
Yolcunun konaklamasını sağlamak…
Eğitim vermek…
Ve bütün bunları toplumun ortak hizmetine sunmak.
Taraklı’nın şifalı suları
Taraklı’da su kültürünün bir başka boyutu da termal kaynaklardır.
Hacıyakup çevresindeki Kil Hamamı ve kaplıca kaynakları, bölgenin tarihî su kültürünün önemli unsurlarından biri olarak anlatılmaktadır.
Yerel kaynaklarda Kil Hamamı’nın çok eski dönemlere uzandığı ve 1071 yılıyla ilişkilendirildiği görülmektedir.
Bugün ise Taraklı’nın termal kaynakları turizm açısından değerlendirilmektedir.
Dolayısıyla Taraklı’da suyun hikâyesi yalnızca bugünün termal turizmiyle başlamıyor.
Su; burada tarih, sağlık, temizlik, mimari ve sosyal hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Evliya Çelebi’nin “ağaç denizi”
Taraklı’nın tabiatını anlamak için yine Evliya Çelebi’ye dönüyoruz.
Seyahatname’de Taraklı ve çevresindeki ormanları anlatırken “ağaç denizi” ifadesini kullanması, bölgenin tabiat zenginliğini göstermesi açısından son derece çarpıcıdır. Taraklı Kaymakamlığı da Evliya Çelebi’nin ormanlar, ağaçlar, biçki değirmenleri ve kereste üretimiyle ilgili tasvirlerini aktarmaktadır. (Taraklı Belediyesi)
Bugün kamerayla çektiğimiz görüntüler, aslında dört asır önce Evliya Çelebi’nin kalemiyle kaydettiği manzaraların devamını arıyor.
İşte belgeselcilik burada başlıyor.
Geçmişte yazılanı bugünün görüntüsüyle buluşturmak…
Evliya Çelebi’nin gördüğü yerleri yeniden görmek…
Onun anlattığı insan, üretim ve şehir hayatının bugünkü izlerini sürmek…
Bu, bizim için sıradan bir gezi değil.
Bir kültürel hafıza çalışmasıdır.
Taraklı’nın tarihî evleri: Yaşayan şehir hafızası
Taraklı’nın bugün en dikkat çekici özelliklerinden biri de geleneksel Osmanlı şehir dokusudur.
Kültür Portalı, Taraklı merkezini Osmanlı dönemi evleri, Yunus Paşa Camii, hamamlar, çeşmeler, han ve tarihî dokunun bir bütün oluşturduğu kentsel sit alanı olarak tanımlıyor. Günümüze ulaşan evlerin önemli bir bölümü ise 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarına tarihleniyor. (Kültür Portalı)
Bu evler sadece mimari eser değildir.
Her biri birer aile arşividir.
Ahşap duvarlarında ailelerin hatıraları…
Pencerelerinde mahalle hayatı…
Avlularında komşuluk kültürü…
Sokaklarında çocukların sesleri…
Çarşılarında esnafın emeği vardır.
Bir belgeselci için bunların her biri ayrı bir hikâyedir.
Evliya Çelebi’nin izinde yeniden Taraklı
Taraklı’ya defalarca geldim.
Genç gazetecilik yıllarımdan bugüne kadar bu tarihî ilçenin benim gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda ayrı bir yeri oldu.
Her gelişimde başka bir Taraklı gördüm.
Bazen tarihî konakların peşinden gittik.
Bazen âlimleri, evliyaları, türbeleri araştırdık.
Bazen vakıf eserlerini belgeledik.
Bazen çarşı ve esnaf kültürünü konuştuk.
Bazen de bir ustanın elinden çıkan geleneksel bir lezzetin hikâyesini dinledik.
Bugün yine aynı heyecanla Taraklı sokaklarındayız.
Fakat bu kez araştırmamızın merkezinde daha geniş bir başlık var:
Evliya Çelebi’nin izinde Taraklı’da tarih, kültür ve vakıf medeniyeti.
Belgeselcilik, geçmişle bugün arasında köprü kurmaktır
50 yılı aşan gazetecilik ve belgeselcilik hayatım bana şunu öğretti:
Bir şehri anlamak için sadece binalarına bakmak yetmez.
İnsanını tanımak gerekir.
Suyunu bilmek gerekir.
Çarşısını gezmek gerekir.
Esnafıyla konuşmak gerekir.
Mezar taşlarını okumak gerekir.
Camilerini, hamamlarını, hanlarını ve çeşmelerini incelemek gerekir.
Ve bütün bunları birbirine bağlayan medeniyet anlayışını görmek gerekir.
Evliya Çelebi’nin yaptığı da buydu.
O, gördüğü dünyayı bütün yönleriyle anlatıyordu.
Biz bugün onun bıraktığı izleri kameralarımızla takip ediyoruz.
Çünkü bizim anlayışımızda belgeselcilik yalnızca görüntü kaydetmek değildir.
İnsanı, mekânı, zamanı, tarihi, kültürü ve medeniyeti birlikte belgelemektir.
Taraklı’dan geleceğe bir mesaj
Bugün Çin’den Türkistan’a, Azerbaycan’dan İran’a, Anadolu’dan İstanbul’a kadar İpek Yolu’nun izlerini araştırıyoruz.
Bu büyük coğrafyanın merkezinde yalnızca ticaret yollarını değil, medeniyet yollarını da arıyoruz.
Taraklı da bu tarihî Anadolu coğrafyasının önemli duraklarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Burada şimşir tarak yapan ustaların hikâyesi var.
Çarşı kültürü var.
Hanlar var.
Hamamlar var.
Çeşmeler var.
Camiler var.
Mektepler var.
Ahşap konaklar var.
Su kültürü var.
Vakıf eserleri var.
Ve bütün bunların üzerinde, yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan Evliya Çelebi’nin tanıklığı var.
İşte bu nedenle Taraklı’yı gezerken yalnızca bir ilçeyi gezmiyoruz.
Bir medeniyetin izlerini takip ediyoruz.
Evliya Çelebi’nin kaleminden kameralarımıza…
Seyahatname’den Devr-i Âlem’e…
Geçmişten geleceğe…
Tarihten bugüne…
İpek Yolu’ndan Anadolu’ya…
Vakıf medeniyetinden yaşayan kültüre uzanan bir yolculuk yapıyoruz.
Ve bir kez daha söylüyoruz:
Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak bizim görevimizdir.
Evliya Çelebi’nin izinde Taraklı’da yürürken, dört asır önce onun gördüğü dünyayı bugün yeniden görmeye, anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz.
Çünkü Evliya Çelebi’nin bıraktığı miras bize sadece geçmişi anlatmıyor.
Bize nasıl bakmamız gerektiğini de öğretiyor.
Görmek…
Sormak…
Araştırmak…
Dinlemek…
Kaydetmek…
Ve gelecek nesillere aktarmak.
İşte belgeselcilik budur.
İşte gazetecilik budur.
İşte kültürel hafıza budur.
Evliya Çelebi’nin izinde, Taraklı’da tarih, kültür ve vakıf medeniyetimizin izlerini sürmeye devam ediyoruz.
TARAKLI’DA KÖPÜK HELVASI TADINDA DEVR-İ ÂLEM
Evliya Çelebi’nin izinde, tarihe, kültüre, insan hikâyelerine ve geleneksel lezzetlere yolculuk…
Bazı şehirler vardır; yalnızca gezilmez, okunur. Bazı sokaklar vardır; sadece yürünmez, geçmişe açılan bir kapı gibi adım adım keşfedilir. Bazı geleneksel lezzetler ise yalnızca tadılmaz; içinde nesillerin emeğini, hatırasını ve kültürünü taşır.
Taraklı benim için işte böyle özel bir yerdir.
Genç gazetecilik yıllarımda ilk kez geldiğim Taraklı, yıllar içerisinde defalarca ziyaret ettiğim, her gelişimde başka bir hikâyesini keşfettiğim Anadolu şehirlerinden biri oldu. Taraklı’dan Nallıhan’a, Göynük’e ve Anadolu’nun farklı tarihî merkezlerine uzanan yolculuklarımızda hep aynı iz üzerinde yürüdük:
Evliya Çelebi’nin izi…
Yıllardır gazetecilik ve belgeselcilik çalışmalarımda onun seyahatnamesini bir yol haritası, Anadolu’nun tarih ve kültür mirasını ise büyük bir arşiv olarak görüyorum. Çünkü Evliya Çelebi sadece şehirleri, yolları, insanları ve yapıları anlatmadı; yaşadığı dönemin sosyal ve kültürel hayatına da büyük bir tanıklık bıraktı.
Biz de bugün onun geçtiği yollardan geçerek, asırlar önce anlatılan şehirlerin bugünkü izlerini sürmeye çalışıyoruz.
Bu anlayışla Devr-i Âlem belgesel programımız kapsamında yeniden Taraklı’daydık.
İzzettin Kömürcü ile Taraklı sokaklarında
Bu kez Taraklı’daki yolculuğumuzda gazeteci arkadaşım İzzettin Kömürcü rehberimiz oldu.
Taraklı’nın tarihî sokaklarını, mahallelerini, çeşmelerini, camilerini, köprülerini ve eski evlerini onun anlatımıyla yeniden keşfettik.
Üstelik bu kez Taraklı sokaklarında farklı bir yolculuk yaptık.
Üç tekerlekli akülü motoruyla bize rehberlik eden İzzettin Kömürcü, Taraklı’nın tarihini ve kültürünü adeta yaşayan bir şehir arşivi gibi anlattı.
Benim için de farklı ve anlamlı bir deneyimdi. Yıllardır geldiğim Taraklı’yı bu kez onun rehberliğinde, başka bir gözle görme fırsatı buldum.
İlk durağımız tarihî çınar ve hemen yanı başındaki tarihî çeşmeydi.
Bir çınarın gölgesinde geçmişi, bir çeşmenin başında mahalle kültürünü konuştuk.
Ardından Yusufbey Mahalle Camii ve şadırvanına geçtik. Taraklı’nın mahalle kültürünü, geçmişten bugüne ulaşan mimari dokusunu ve sosyal hayatını değerlendirdik.
Sonra tarihî Terzi Sadık Özen Evi önünde durduk.
Ahşap evler Taraklı’nın sadece mimari güzelliği değildir. Onlar aynı zamanda Anadolu insanının yaşam biçimini, aile düzenini, komşuluk ilişkilerini, üretim kültürünü ve estetik anlayışını geleceğe taşıyan sessiz tanıklardır.
Tahta köprüden Göynük Suyu’na
Yusufbey Mahallesi’nin eski yollarından ilerleyerek tarihî tahta köprüye ulaştık.
Göynük Suyu akıyordu.
Suyun sesi bize yalnızca tabiatı değil, geçmişin üretim hikâyelerini de hatırlattı.
Taraklı’da geçmişte su gücünden yararlanılarak değirmenlerin çalıştırılması, hatta değirmen suyundan elektrik üretilmesi, Anadolu insanının tabiatla kurduğu ilişkinin güzel örneklerinden biriydi.
Çamaşırhaneler, yani Taraklı’nın kendi tabiriyle “Doncak” kültürü, mahalle hayatının önemli unsurlarındandı.
Bütün bunlar aslında bir şehrin yalnızca mimariden ibaret olmadığını gösteriyor.
Bir şehri şehir yapan; insanı, suyu, sokağı, esnafı, üretimi, ibadethanesi, çarşısı, mektebi ve gelenekleridir.
Hamamönü’nden Rüştiye Meydanı’na
Yolculuğumuz tarihî hamam ve Hamamönü Sokağı ile devam etti.
Fenerli evin çevresinde Taraklı’nın doğal ve ekonomik hayatında önemli bir yere sahip olan dut ağaçlarından söz ettik.
Dut ağacı deyip geçmemek gerekir.
Dut; ipek böcekçiliğinin, geleneksel üretimin ve aile ekonomisinin bir parçasıydı.
Elma ve erik üretimi de Taraklı’nın geçmişten gelen tarımsal zenginlikleri arasında yer alıyordu.
Daha sonra Rüştiye Meydanı ve Rüştiye Mektebi üzerinde durduk.
Eğitim tarihimizin izlerini sürerken, Taraklı’nın yalnızca evleri ve sokaklarıyla değil, yetiştirdiği insanlarla da önemli bir kültür merkezi olduğunu bir kez daha gördük.
Yunuspaşa Camii ve Taraklı’nın hafızası
Taraklı denildiğinde akla gelen önemli tarihî yapılardan biri de şüphesiz Yunuspaşa Camii.
Caminin önünde Taraklı’nın tarihî yollarını ve şehir dokusunu konuştuk.
Yunuspaşa, Orhangazi ve Ankara caddelerinin kesiştiği bu bölge, yalnızca ulaşım bakımından değil, şehrin ticari ve sosyal hayatı açısından da önemli bir merkez.
Burada Taraklı’nın yetiştirdiği önemli kültür ve sanat insanlarından hattat Hafız Saim Özel’i de andık.
Yaşadığı ve öğrencilerine ders verdiği evin izlerini sürerken, Taraklı’nın geçmişinde eğitim, sanat ve kültür hayatının ne kadar güçlü olduğunu düşündük.
Taraklı çarşısında Ahilik kültürü
Taraklı çarşısına geldiğimizde ise bu kez karşımıza Ahilik kültürü çıktı.
Esnafın birbirine destek olması, dayanışma, güven, dürüstlük, komşuluk ve meslek ahlakı…
Bunlar Anadolu şehirlerinin görünmeyen ama en önemli kültürel mirasları arasında.
Bugün modern ekonomik hayatın içinde birçok şey değişmiş olsa da Taraklı çarşısında geçmişten gelen bu anlayışın izlerini hâlâ görmek mümkün.
Çünkü Ahilik sadece bir esnaf teşkilatı değil, aynı zamanda bir medeniyet anlayışıydı.
Ve Taraklı’nın meşhur köpük helvası…
Taraklı gezimizin en özel duraklarından biri ise şüphesiz köpük helvası oldu.
Çünkü tarih ve kültür yolculuğumuz bu kez damak tadıyla buluştu.
Gazeteci arkadaşım İzzettin Kömürcü’nün ailesi, 1928’den beri helvacılık geleneğini sürdürüyor.
Dört kuşaktır devam eden bu gelenek, Taraklı’nın yalnızca bir tatlısı değil; aynı zamanda yaşayan bir kültür mirası.
Kömürcü ailesinin helvacılık geleneğini, İzzettin Kömürcü’nün eşi Ayşe Kömürcü bizlere anlattı.
Kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi, emek ve üretim tecrübesiyle hazırlanan köpük helvası, Taraklı’nın geçmişten geleceğe taşıdığı lezzetlerden biri.
Biz de belgesel çekimimiz sırasında bu hikâyeyi kayıt altına aldık ve elbette sonunda köpük helvasının tadına baktık.
İşte o anda bir kez daha şunu düşündüm:
Belgeselcilik yalnızca görüntü çekmek değildir.
Belgeselcilik; insanı, emeği, hatırayı, mekânı, geleneği ve lezzeti birlikte belgelemektir.
Bir helvanın içinde bile bir şehrin tarihi saklı olabilir.
Bir ustanın elinde dört kuşağın tecrübesi bulunabilir.
Bir dükkânın kapısında onlarca yıllık bir aile hikâyesi yazılı olabilir.
İşte biz bu hikâyelerin peşindeyiz.
Taraklı benim için neden önemli?
Taraklı ile olan bağım yalnızca bugünkü çekimlerden ibaret değil.
Genç gazetecilik yıllarımdan itibaren bu coğrafyanın tarihini, kültürünü ve insanlarını araştırıyorum.
Gazeteci ve televizyoncu arkadaşım Şaban Vergül ile Taraklı’ya geldiğimiz dönemleri de hatırlıyorum.
Âlimleri, evliyaları, türbeleri ziyaret ettik. Tarihî konakları gezdik. Geçmişin izlerini araştırdık.
Farklı zamanlarda yeniden Taraklı’ya geldik.
Kimi zaman Gölpazarı üzerinden, kimi zaman Nallıhan ve Göynük üzerinden…
Her gelişimizde Taraklı başka bir yüzünü gösterdi.
Dağların arasından ilerleyip bu tarihî yerleşime ulaştığınızda sizi yalnızca güzel bir tabiat karşılamıyor.
Ahşap evleriyle, dar sokaklarıyla, camileriyle, çeşmeleriyle, çarşısıyla ve insanlarıyla yaşayan bir tarih karşılıyor.
Bizim görevimiz de bu yaşayan tarihe tanıklık etmek.
Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak
Yarım asrı aşan gazetecilik ve belgeselcilik hayatımda hep aynı anlayışın peşinden gittim:
Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak.
Bazen bir savaşın izini sürdük.
Bazen bir vakıf medeniyetinin hikâyesini araştırdık.
Bazen unutulmaya yüz tutmuş bir köyü, bazen tarihî bir konağı, bazen bir çeşmeyi, bazen de bir ustanın mesleğini kayıt altına aldık.
Taraklı’da yaptığımız çalışma da bu anlayışın bir parçası.
Çünkü kültürel miras yalnızca büyük anıt yapılardan oluşmuyor.
Bir çeşme…
Bir çınar…
Bir tahta köprü…
Bir eski mektep…
Bir ahşap ev…
Bir esnaf dükkânı…
Bir helva ustasının yıllardır kullandığı geleneksel yöntem…
Bunların tamamı bizim kültürel hafızamızın parçalarıdır.
Devr-i Âlem Taraklı’dan geçiyor
Devr-i Âlem’in amacı dünyanın ve Türkiye’nin farklı coğrafyalarında tarihe, kültüre, medeniyete ve insan hikâyelerine tanıklık etmek.
Taraklı’da gerçekleştirdiğimiz bu çekimler de aynı anlayışın devamı oldu.
İzzettin Kömürcü’nün rehberliğinde Taraklı sokaklarında dolaşırken aslında bir şehirden daha fazlasını gördük.
Geçmişle bugün arasında kurulmuş bir kültür köprüsüne şahit olduk.
Bir çınarın gölgesinde geçmişi…
Çeşmenin başında mahalle kültürünü…
Ahşap evlerde geleneksel mimariyi…
Göynük Suyu’nun akışında üretim kültürünü…
Çarşıda Ahilik anlayışını…
Yunuspaşa Camii’nde medeniyetimizi…
Hafız Saim Özel’in hatırasında sanat ve eğitimi…
Ve köpük helvasında dört kuşağın emeğini bulduk.
İşte Taraklı budur.
Taraklı, geçmişin bugüne emanetidir.
Ve biz bu emaneti belgelemek, anlatmak ve gelecek nesillere aktarmak için yollardayız.
Bu güzel çekimlerde bizlere katkı sağlayan eski Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman’a, emekli eğitimci ve yazar Ahmet İşsever’e, Esnaf Kredi ve Kefalet Kooperatifi Başkanı Ş. Nevzat Akay’a, havadan görüntüleriyle katkı sağlayan gazeteci dostumuz Metin Tabak’a, gazeteci arkadaşım İzzettin Kömürcü’ye ve köpük helvası geleneğini bizlerle paylaşan Ayşe Kömürcü’ye teşekkür ediyorum.
Ve elbette Taraklı’nın tarihini, kültürünü, insanlarını ve geleneksel lezzetlerini kayıt altına alan Devr-i Âlem ekibimize teşekkürler.
Taraklı’da bir kez daha anladık:
Bazı şehirler gezilmez, okunur.
Bazı sokaklardan geçilmez, geçmişe açılan bir kapı gibi yürünür.
Bazı lezzetler yalnızca tadılmaz; içinde nesillerin emeği, hatırası ve kültürü vardır.
Taraklı da işte böyle bir şehir.
Her sokağında ayrı bir hikâye…
Her evinde başka bir hatıra…
Her çeşmesinde geçmişten bugüne akan bir zaman…
Her çarşısında Ahilikten kalan bir anlayış…
Her geleneksel lezzetinde nesilden nesile aktarılan bir emek var.
Biz de Evliya Çelebi’nin izinde, Taraklı’nın sokaklarında bir kez daha tarihe not düştük, zamana noterlik yaptık.
Ve bu kez Devr-i Âlem’in sayfalarına köpük helvası tadında bir Taraklı hatırası ekledik.
Belgeselci İsmail Kahraman
Gazeteci – Belgeselci
Devr-i Âlem Program Yapımcısı
“Tarihe not düşmek, zamana noterlik yapmak.”


