FATMA HANIM’IN AŞURESİ
Ayşe Hanım, geçen yıl geçirdikleri trafik kazasında sakatlanıp yatağa mahkûm olan on üç yaşındaki kızını doyurdu. Televizyona bakan altı yaşındaki kızına, “Yemek hazır televizyonu kapat, ellerini yıka, sofraya gel.” dedikten sonra kucağındaki tepsiyi alıp ağır ve dalgın adımlarla mutfağa gitti. Raftan aldığı bardağa su dolduruyordu ki zil çaldı. Boş bulunduğundan elindeki bardak tezgâhın üzerine düştü, kırıldı. “Hayırdır inşallah” diyerek kapıya ilerledi. Gözetleme deliğinden bakıp, “Kim o?” derken panik halindeydi. “Eşim akşam gelecek, merdiven temizleyen kişi Salı, annem memlekette, sipariş de vermedim. Arkadaşlar kazadan sonra zaten gelmez oldular. Kapıdaki arkası dönük kadın kim acaba? Kesin birine bir şey oldu. Kesin!” gibi paniğini artıran, birbirini kovalayan düşünceler, kapının arkasından gelen, yumuşak ve tatlı sesle dağılmaya başladı. “Adım Fatma üst kat komşunuzum.” Ayşe Hanım rahatlamış vaziyette kapıyı açtı. “Buyurun” diyerek önce yüzüne sonra elinde, üzeri peçete ile örtülü tepsiye şaşkın vaziyette baktı. Fatma hanım, Ayşe Hanım’ın şaşkın bakışlarına mana veremedi ama az önce çaldığı üç kapıdan aşina olduğu şaşkın bakışları tanıdı. O bakışlara aldırış etmeden kendini tanıtmaya başladı. Yoksa iletişim kurmanın başka yolu olmayacaktı. “Merhaba, adım Fatma. Bu binaya taşınalı iki hafta oldu. Öğretmenim, eşim de öğretmen emeklisi. Sokağın sonundaki okula tayinim çıktı. İstanbul’a ilk gelişimiz. Yıllardır memleketimde, küçük bir beldede görev yaptım. Kızım üniversiteyi burada kazanınca tayin isteyip geldik. Taşınalı iki hafta olmasına rağmen, tek bir komşuyla bile irtibat kuramadım. Hem Muharrem ayını kutlamak hem de tanışma vesilesi olsun diye aşure dağıtıyorum.” Elindeki tepsiyi Ayşe Hanım’a uzatarak, “Buyurun” dedi. Ayşe Hanım’ın şaşkınlığı giderken yerini tatlı bir tebessüme bıraktı. Bir ayak boyu aralayarak baktığı kapıyı iyice açtı.
“Buyurun bir çayımızı için.”
“Daha sonra inşallah. Aşureleri dağıtmayı bitireyim.” Ayşe Hanım tepsiden bir kâse aşure alırken, Fatma Hanım merakına yenik düşerek,
“Af buyurun, çok merak ettim onun için soruyorum. Kapıyı açtığınızda çok şaşkındınız. Sizden önce aşure verdiğim üç komşu da öyle. Sebebi nedir?” Ayşe Hanım yeni komşusunun yüzüne bakarak, “Diğerlerini bilemiyorum ama bize bu saatte kimse gelmez. Daha doğrusu yakın akrabalardan başka gelenimiz olmaz. Onlar da haberli gelirler. Kapı çalınca bir şey oldu diye panikledim. Elinizde tepsi ile sizi görünce şaşırdım. Bütün binada sadece iki komşuyu tanıyorum. Diğerlerinin ancak ismini biliyorum. O da zillerin üzerinde yazılı. Altı yıldır bu binada oturuyoruz daha kimsenin aşure dağıttığını görmedim. Diğerleri de bunun için şaşırmıştır belki.” Şaşkınlık bu sefer Fatma Hanım’ın yüzünde hükümranlığını ilan etti.
“Yani on iki daireden sadece ikisini tanıyorsunuz ve altı yıldır kimse aşure dağıtmadı öyle mi?”
“Evet öyle.”
“Duyuyorduk, okuyorduk büyük şehirlerde insan ilişkilerinin zayıfladığını ama bu kadarını tahmin etmiyordum.” Diyerek, mahzunlaştırdı bakışlarını. “Bizim oralarda” diye başlayan, bir sürü cümle kurmak istedi komşusuna. Yersiz olacağını düşünerek vazgeçti. “İyi günler” dedi. Ruhunu kaplayan tuhaf bir buruklukla ayrıldı oradan.
Ne Yazık ki büyük şehirlerde başka binalarda da durum çok farklı değil. Yürekleri burkacak derecede toplumsal ilişkilerimiz zayıflarken, köklerimizden gelen örflerimizi, adetlerimizi, inançlarımızı uygulamak için bile bir araya gelemez olduk. İki senedir pandemi hançer vurdu arkadaşlık, komşuluk, akrabalık ilişkilerimize. Peki iki sene önce çok mu haberdardık birbirimizden? Komşumuzun derdini dert edinip merhem olabiliyor muyduk yarasına? Biz millet olarak yüce gönüllüyüz. Yaşadığımız felaketlerde, birkaç çatlak sesin dışında nasıl kenetlendiğimizi hep birlikte gördük. Peki neydi bizi aynı binada birbirimizden bihaber kılan? Yoğun iş temposu, hayat telaşı, güvensizlik, vakitsizlik, tembellik vs. Bu sebeplerden hangisi koparıyorsa bağlarımızı, işin vehameti büyümeden tespit etmeli ve çözüm bulmalıyız. Hiç olmazsa önemli günlerde çalmalıyız birbirimizin kapısını, gönlünü… Varım, buradayım mesajını vermeliyiz ki muhatabımıza, zora düştüğünde, paylaşılacak iyi gününde gelebilsin yanımıza. Gelebilsin ki kuvvetlensin bağlar.
Ayşe Hanım ve Fatma Hanım’ı soracak olursanız. O günden sonra sık sık gittiler birbirlerine. Fatma Hanım’ın aşuresi, uzun yıllar sürecek dostluklarının ilk adımı oldu. Onları örnek alarak ve Muharrem ayını vesile kılarak biz de yeni dostluklar kurabilir, var olan dostlukları daha da güçlendirebiliriz. Komşuluk, arkadaşlık, akrabalık nimetlerini kopmaz bağlar, yıkılmaz köprülerle ebedileştirebiliriz. Gönülden gönüle bağlar, köprüler kurabilmek dileğiyle. Muharrem ayınız mübarek olsun.
Saygılar, sevgiler.