GEBZE'DEN TÜRKİYE'YE BİR EDEBİ SES: SADETTİN KAPLAN
Kıymetli okuyucularım bu hafta ki yazımızda Gebze’de yaşayıp ve vefat eden Edebiyat dünyamızın üstadlarından biri olan merhum Sadettin Kaplan hocamızdan kısaca bahsetmeye çalışıcam…
Vasiyeti sessiz geldiğimiz bu dünyadan sessizce gitmek gerekir diyerek Yunus Emre’nin “Bir garip ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar” sözü gibi sessiz ve sedasız bir şekilde vefat etmiştir…
Hayatı Hakkında Birkaç Kelam
1944 yılında Ağrı’nın Patnos ilçesinde doğdu. İlköğrenimini doğduğu ilçede, orta öğrenimini parasız yatılı olarak Erzurum Lisesi’nde tamamladı. Sonra 1964 yılında girdiği Astsubay Okulu’ndan 1966 yılında mezun oldu. Jandarma teşkilatında yurdun muhtelif il ve ilçelerinde 20 yıl hizmetten sonra, 1986 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.
Daha ortaokul ve lise yıllarında yerel gazetelerde şiir ve yazıları yayınlandı. Askerlik hizmeti sırasında Hareket, Boğaziçi, Ece, Kültür ve Sanat, Edebiyatta Çığır, Size ve Türk Edebiyatı gibi dergilerde şiir ve hikayeleri yayınlandı.
Emekliye ayrıldıktan sonra Türkiye Gazetesi ve Türkiye Çocuk Dergisi yazar kadrosuna girdi. Yazarın profesyonel çalışmaları bu tarihten sonra başladı. Edebiyatın hemen her dalında eser verdi. Kitapları dışında tiyatro, senaryo ve radyo oyunları radyo ve televizyonlarda yayınlandı. İlesam, Mesam, Yazarlar Birliği, Yazarlar Sendikası ve Birsad üyesi olan Sadettin Kaplan’ın Çevre, Kültür, Devlet Bakanlıklarıyla, muhtelif kurum ve kuruluşlardan ödülleri bulunmaktadır.
11 Haziran 2016 tarihinde Kocaeli’nin Gebze ilçesinde vefat etti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü’nün ESKADER’in katkılarıyla düzenlediği “Sadettin Kaplan’a Saygı Gecesi”, birçok edebiyatçıyı bir araya getirdi. Günümüz şair ve yazarlarından Sadettin Kaplan için düzenlenen vefa gecesinde önce Mustafa Nadir Önay’ın hazırladığı belgesel gösterildi. Serkan Asgari’nin sunucu olduğu program, Abdurrahman Şen’in açış konuşmasıyla başladı. Şen, Kaplan’ın kültür sanat dünyamıza birçok eser kazandırdığını belirterek, “Sadettin Beyin kalemi tükenmesin.” dedi. İbrahim Özgün’ün okuduğu şiirden sonra panele geçildi.
Gazeteci Hüseyin Sarıkoç’un yönetimindeki panelde Yusuf Bilge, Ali Hakkoymaz, Ünal Bolat ve Mehmet Nuri Yardım Sadettin Kaplan’ın hayatını, eserlerini, fikirlerini ve ideallerini anlattılar, hâtıralarını paylaştılar. Hüseyin Sarıkoç, açış konuşmasında Sadettin Kaplan ile tanışmasının hikâyesini anlattı. 1983’te başlayan bu tanışmanın ardından Sadettin Kaplan’ın İstanbul’a yerleştiğini ifade eden Sarıkoç, “Edebiyatın her türünde 100’e yakın eser veren Sadettin Kaplan, hem büyüklere hem de küçüklere hitap etti. O zaten çocuk edebiyatı diye bir kavramı kabul etmiyor. Kitaplar herkes içindir, herkese hitap eder.” dedi. Daha sonra söz alan Yusuf Bilge, Sadettin Kaplan’ın şiirlerini tahlil etti. “Çok şükür içimde bir ukde kalmayacak. Keşke yaşarken tanıyabilseydik diyecek insanlar gibi değil. Sadettin Beyi tanıdığım için bu ukdeyi ben yaşamayacağım. Şiirde, denemede ve diğer türlerdeki eserlerinde edebiyatın hakkını vermiştir, yazarlığı hakkıyla temsil etmiştir. Kant’ın deyimiyle ‘Şiir sanatların en üstünüdür.’ dedi. Sadettin Kaplan’ın şiir yazmaktaki üstün meziyetlerine değinen Bilge, onun halk edebiyatının bütün birimlerinden yararlandığını söyledi. Şiiri zengin kafiyelerle, cinaslarla yazdığını, bunu ustalıkla yaptığını söyledi. Bilge sözlerini şu sözlerle tamamladı: “Sadettin Kaplan, şiirin bütün biçimlerinden faydalanmış, geçmişten geleceğe bir köprü kurmuştur. Bu ahenk tutkusu içinde yazdığı şiirlerin büyük bir kısmı tunç kafiye hattan tuncun da tuncu şeklinde cinaslı şiirler yazmıştır. Onun şiirleri her zaman sanatlı yazılmıştır. Bin yıllık tarihin olumlu olan yanlarını günümüz nesillerine taşımaktadır. Şiirlerinde, tasavvufu bir dergâhta öğrenmemiştir ama tasavvufu en iyi şekilde öğrenmiş ve şiirlerinde işlemiştir.”
ŞİİRİ DE NESRİ DE ÇOK İYİ
Konuşmasına, “Doğrusu Sadettin Kaplan’ın şiiri mi, nesri mi daha üstün bilemiyorum. Bu konuda Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’in yolundan gitmektedir. Şiiri ve nesri ustaca kullanmıştır.” dedi. Yardım, konuşmasında özetle şöyle dedi: “Onu düşününce benim aklıma Anadolu geliyor. Anadolu’nun envai çeşit motifleri süsler eserlerini. Bâbıâli’nin en renkli şahsiyetlerinden biri olan Sadettin Kaplan aynı zamanda ESKADER’in de isim babasıdır. Derneğin kurulduğu Cağaloğlu’daki o izbe han odasında teklif edilen isimleri tartışırken ESKADER’i ilk teklif eden Sadettin Kaplan olmuştur. Derneğin her zaman yanında, önünde ve arkasında olmuştur. Onu Ahmet Midhat Efendi’ye, Ömer Seyfeddin’e benzetirim. Hem çok yazmıştır, hem de topluma okumayı sevdirmiştir.” Yardım, son olarak Kaplan’ın “Şefaat Ya Resulallah” şiirini seslendirerek konuşmasını tamamladı.
Üçüncü konuşmacı gazeteci yazar Ünal Bolat’tı. Türkiye gazetesinde birlikte çalıştıkları zaman çok özel hâtıraları yaşadığını ifade eden Bolat, “Sadettin Kaplan bir şiir için Tuzla’dan kalkıp gelecek kadar can’dır. Yakın arkadaşımdır. Sadettin ağabey olmasaydı, ben şimdi burada olmazdım. Onun yazılarını gazetede yayımlıyorduk. Yani ben onun Molla Kasım’ıydım. Biz onun mütevazı hayatından çok dersler aldık.” dedi. Kaplan’ın hicivdeki ustalığına vurgu yapan Bolat, “Ona hayırlı, uzun ömürler diliyorum” diyerek sözlerini tamamladı.
KILI KIRK YARAN BİR ŞAİR
Son konuşmacı şair ve yazar Ali Hakkoymaz’dı. Hakkoymaz konuşmasında özetle şu görüşlere yer verdi: “Şiir incelikse eğer, Sadettin Bey, kılı kırk yaran bir insandır. Yüzlerce yıllık birikimimizi şairler ince dokunuşlarla dile getirir. Sadettin Bey de bu hassasiyeti korumuştur.” Şairin “Bana Gidiyorum” şiirini okuyan Hakkoymaz, özetle şöyle dedi: “Şiirin unutulması demek kalbin unutulması demektir. Biz yiğitsek düştüğümüz yerden kalkacağız. Eğer bu ülkenin genç bir nüfusa sahip olduğunu düşünürsek gençlere, başta Bedir Savaşı olmak üzere, Çanakkale Destanı’nı ve diğer zaferlerimizi anlatmalıyız. Yaşadığımız coğrafyanın nasıl vatan olduğunu dile getirmeliyiz. Sadettin ağabeyi yeni nesillere de anlatmalı ve onun şiirlerini okumalıyız.”
Taner Koltuk’un okuduğu Sadettin Kaplan şiirleriyle program devam etti. Şerif Aydemir kısa konuşmasında Sadettin Kaplan’ın bütün şiirlerini okuduğunu, onun bütün duygularının, şiirlerinin içinde gizli olduğunu belirtti. Kürsüye davet edilen Sadettin Kaplan, konuşmacılara teşekkür ettikten sonra, “Burada güzel konuşan bütün dostlar kendi iyiliklerini anlattılar, kendi güzelliklerinden bahsettiler aslında. Herkese tek tek selâm vermek mümkün değil, öyleyse ‘cemaate rahmet’ diyerek herkesi selâmlarım. Teşekkür ederim.”
Konuşmaların tamamlanmasından sonra Abdurrahman Şen, konuşmacılara çiçek verdi. Program, çekilen hâtıra fotoğrafları ve Sadettin Kaplan’ın eserlerinin dinleyicilere armağan edilmesiyle son buldu. Sadettin Kaplan’ın yakın dostları Fırat Kızıltuğ, Ahmet Özdemir, Mehdi Ergüzel, Zekeriya Çelik, İsmail Bilgin, Serdar Üstündağ, Muammer Erkul, İsmail Bilgin, Menekşe Özkaya, Zeynep Didem Gezgin, Remzi Alioğlu, Mustafa Doğan, Mehmet Cangır, Bekir Tuncer ve diğer dostları takip ettiler.
Bâkilerin Sözlerinde Kaplan
Sadettin Kaplan’ın alkışlanacak eseri: Neva Teli
Yavuz Bülent Bakiler
Türkiye 2 Temmuz 2011
Birkaç günden beri elimde, Sadettin Kaplan‘ın NEVA TELİ isimli şiir kitabı var. Büyük bir zevkle okuyorum. Kitapta yer alan 203 şiir, bana hep birbirinden güzel türküler söylüyorlar. NEVA TELİ, son yıllarda okuduğum en seçkin şiir kitaplarından biri.
Sadettin Kaplan ismi, 30 yıldan beri aklımda: Türk Edebiyatı dergisi 30 yıl önce, çocuk edebiyatı üzerine bir yarışma açmıştı. O yarışmada Sadettin Kaplan, sadece bir puan farkla ikinciliği kaybetmişti. Yarışmacılardan hiçbirini yeteri kadar tanımıyordum. Ama Sadettin’in bir puanla kaybetmesine hayıflanmıştım. Sonra onun Jandarma astsubayı olduğunu öğrenince daha çok hayıflanmıştım. Çünkü, liseyi bitirdikten sonra, Kara Harp Okuluna girebilseymiş ordumuz onun şahsında çok değerli bir paşa kazanabilirdi diye düşünmüştüm.
Şiirleri, çeşitli dergiler yanında SİZE dergisinde de yayımlanıyordu. Bir gün SİZE’nin sahibi Gülten Çiçek’e sordum: Kimdir bu Sadettin Kaplan? Aldığım cevap, birdenbire, yüreğimde kırk çiçeğin açılmasına yol açtı:
-Çok iyi bir şair ve yazar! Bir hayli okuyucusu var.
Sadettin Kaplan, son kitabını benim ismime de imzalamış. NEVA TELİ’nin birinci sayfasındaki ithaf cümlesi aynen şöyle:
“Sadettin Kaplan’dan muhterem ağabeyi, üstadı ve gönül ehli Yavuz Bülent Bâkiler’e, en kalbi hürmet ve muhabbetle!”
Benim, Sadettin Kaplan’dan yaşça büyük olduğum doğru. Çünkü aramızda sekiz yıllık bir fark var. Belki benim şiir kitaplarım, onunkilerden biraz daha fazla yayıldı.
Dört şiir kitabımın baskı sayısı doksan yedi bine ulaştı. Ama yaş büyüklüğü ve kitaplarımın fazla satması ne ifade eder?
NEVA TELİ’ni okuduğum zaman gördüm ki, Sadettin Kaplan, başça benden büyük bir şairdir. Ve onun şiirleri, benim şiirlerimi birkaç defa tartacak güzelliktedir.
Ziya Paşa’nın ifadesiyle, Sadettin Kaplan, anasından şair olarak doğmuş bir kişi. Şiirin ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Önce, vezni biliyor, yarım kafiyeyi, tam kafiyeyi, zengin kafiyeyi biliyor. Redifi biliyor. Hece şiirimizi, aruz şiirimizi biliyor. Serbest vezinde başarılı olması hece ve aruz veznini çok iyi bilmesinden kaynaklanıyor. Ortalıkta: Birinci Yeni, İkinci Yeni tafrasıyla yazan çizen birtakım adamlar var. Yazdıklarının hepsinde, bir keçiboynuzundaki tat bile yok. Sadettin Kaplan bütün o kalabalıklar üstünde soylu-soplu bir şair olarak ayakta! Onun şiirleri ve şair şahsiyeti karşısında önümü ilikleyerek eğiliyorum. Okuyun göreceksiniz. Okuyun! Bana hak vereceksiniz!
