GEBZE'NİN TARİHİNDE İKİ TARİHİ ŞAHSİYETİN İZLERİ
Kıymetli okuyucularım bu hafta sizlere iki türbe hakkında bilgi vermek istiyorum bu türbeleri birçok yerde olduğu gibi maalesef hemen her gün, belki günde birkaç kez geçip merak etmediğimiz, bir fatihayı çok gördüğümüz bizlere buralara yurt edilmesine vesile olan ilk akıncılardan, devlet adamların türbeleri bunlar…
Evet işte iki değerimizi bir yazıda siz Gazete Gebze okuyucuları için kaleme almaya çalışacağız…
Biri Rumeli Fatihi Malkoçoğlu Mehmed Bey, diğeri ise Bizansın kabusu Kadı Fazlullah Paşa doğrusu ile Vezir Fazullah Paşa…
Malkoçoğlu Mehmed Bey; Malkoçoğlu Mehmed Mustafa Paşa Külliyesi’nin sokak aşırı karşısında bulunmaktadır. Yakın tarihlere gelinceye kadar büyük bir kabristanın içinde yer almaktaydı. Cephesindeki sülüs hatla oyma olarak işlenmiş iki satırlık mermer kitâbeden türbenin, kimliği hakkında açık bilgi elde edilemeyen, 787’de (1385) vefat etmiş Mehmed b. Malkoç adlı bir kişiye ait olduğu öğrenilmektedir. Ekrem Hakkı Ayverdi’ye göre Edirne’de de günümüzde izi kalmayan bir Malkoç Bey Camii bulunmaktaydı (Osmanlı Mi’mârîsi I, s. 294). Ayverdi, Edirne tarihçisi Ahmed Bâdî Efendi’den naklen bu Malkoç Bey’in Sivas sancak beyi olarak 804’te (1401-1402) esir düştüğünü ve esaretten döndükten az sonra öldüğünü bildirir ki bu zatın Malkoç Mustafa Bey olduğu bilinmektedir (bk. MALKOÇOĞULLARI). Gebze’deki türbede yatanın da Mustafa Bey’in kendisinden önce vefat eden oğlu olabileceğini tahmin etmektedir.
Osmanlı Beyliği’nin batıya, Bizans’a doğru yayılması sırasında yapılan ilk mimari eserlerden olan Malkoçoğlu Türbesi pek iyi korunamadığından XX. yüzyıl başlarında oldukça harap ve kısmen yıkık durumdaydı. Ağabeyi Osman Hamdi Bey’in buradaki geniş arazisi ve kıyıdaki köşkü dolayısıyla Gebze’yi iyi tanıyan Halil Ethem (Eldem) bu türbeyi inceleyip 1912’de kitâbesini yayımlamış, ayrıca estampajını yaptırarak bunu 1933 yılında 417 parça kitâbe kopyası ile birlikte Türk Tarih Kurumu’na bağışlamıştır. Tarihî öneminin belirlenmesine rağmen Malkoçoğlu Türbesi gerektiği kadar özenle korunmadığı için sonraki dönemlerde iyice harap olmuştur. 1940’lı yıllarda sadece büyük köşe pâyeleri görülebilen türbenin içinde bulunduğu mezarlık sonraları bütünüyle ortadan kaldırılmış, sadece Malkoçoğlu Türbesi’nin yeri muhafaza edilmiştir. 1948’de Gebze’deki bir ilkokula kaldırıldığı Hasan Rıza Ergezen tarafından bildirilen kitâbenin ise bugün nerede bulunduğu öğrenilememiştir.
Bu kitâbenin bir özelliği, iki satırlık yazının etrafındaki çerçevenin kenarlarında dağınık biçimde Grek harflerinin yer almasıdır. Halil Ethem Bey makalesinde bu harflerin Stephanos tou Mastoros (Usta Stephanos) olarak okunduğunu ileri sürmüştür. Gerçekten bu harfler “Usta Stephanos”u ifade ediyorsa bu takdirde türbe Bizanslı bir Rum yapı ustası tarafından inşa edilmiş olmalıdır. Bu imzanın türbeyi yapana mı yoksa sadece kitâbeyi mermere işleyene mi ait olduğu hususunda Halil Ethem Bey tereddütte kalmıştır. Malkoçoğlu Türbesi’nin yapımında bir yerli Rum’un payı olması, İzmit körfezinin kuzey kıyısının Osmanlı Beyliği tarafından yeni fethedildiği yıllar için olağan dışı değildir. Gebze ve çevresi 732’ye (1332) doğru fethedilip birkaç defa el değiştirmesinin ardından ancak 823’te (1420) kesin olarak Osmanlı toprağına katıldığına göre türbenin bu arada ne olduğu bilinmemektedir.
Malkoçoğlu Türbesi’nin yıkılmadan önce herhalde Halil Ethem Bey’in müze müdürlüğü sırasında çekilmiş, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde saklanan bir fotoğrafı ile yine aynı yerde görevli olan yüksek mimar Hasan Ergezen tarafından 1945’e doğru çizilmiş planı ve rölövesi vardır. Türbe, yaklaşık 6 × 6 m. ölçüsünde kare biçimli bir bina olup gerek son dönem Bizans gerekse erken Osmanlı binalarında kullanılan karma taş ve tuğla dizileri halinde yapılmıştı. Dört cephesinde ikişer yuvarlak kemer bulunuyordu. Bunlar taş ve aralarında tuğlalar olmak üzere inşa edilmişti. Yapıda klasik sivri Türk kemerinin değil yarım yuvarlak Bizans kemer biçiminin kullanılması da mimarın yerli bir Rum olması ihtimalini destekler. Kemerlerin başlangıcında köşe pâyelerinde bir mermer silme uzanıyordu. Cephelerin birinde iki kemer arasındaki yüzeyde 0,87 × 0,38 m. ölçüsündeki kitâbe yer almıştı. Kemerlerin aralarında evvelce ağaç gergiler olduğu bunların fotoğraftaki izinden anlaşılır. Ekrem Hakkı Ayverdi, pâyenin dışındaki deliklerin yapım sırasında kurulan iskeleye ait olduğu görüşündeyse de bunların geniş ahşap bir saçağı taşıyan desteklerin saplandığı yuvalar olması da muhtemeldir. Her cephede bulunan ikiz kemerler ortada bir mermer sütuna dayanıyordu. Bu sütunların üstünde Bizans-İon tipi denilen başlıkların yer alması, bunların Bizans kalıntılarından alınarak tekrar kullanılmış devşirme malzeme olduğunu göstermektedir.
Türbe, erken Osmanlı döneminde yeni fethedilen yerlerde velîler ve gazi erenler için yapılan açık türbeler geleneğini sürdürmekle beraber her cephedeki çifte kemerleriyle onlardan çok değişik bir mimariye sahip olduğunu göstermektedir. Üstünün ise piramit biçiminde kâgir bir külâhla örtülü olduğu tahmin edilmektedir. Osmanlı mimarisinde çok nâdir olan bu türbenin bir örneği Bursa’da Yıldırım Bayezid’in zevcesi Devlet Hatun’a aittir. Halil Ethem Bey 1910’larda Malkoçoğlu Türbesi’nin içinde yalnız bir kabir görmüştür. Hasan Ergezen’in rölövesinde ise biri büyük, diğeri küçük iki mezar işaretlenmiştir. Cahide Tamer’in Çoban Mustafa Paşa Külliyesi Restorasyonu sırasında Anıtlar Kuruluna Restorasyonu yapılması yönünde bir yazı yazmış 1969 yılında Restorasyonu yapılan yapı en son olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Restorasyonu yapılmış ve günümüzde yer alan halini almıştır.
Gebze Belediyesi tarafından açılan Güzide Sosyal Tesislerinin yanında yer alan Türbe şahsımı yaralan bir olaya maruz kalmakta bu da müzik sesi olduğunu belirtmem gerekiyor…
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Vezir (Kadı) Fazlullah Paşa
Dukas’ın “O bir şeytandı ve şeytanca akılları Murad’a (II. Murad) o veriyordu” dediği Gebzeli Vezir Fazlullah Paşa kendisi Kocaeli’ne ismi verilen Akça Koca’nın torunu olmakla beraber Çelebi Mehmed zamanında ve II. Murad döneminde Gebze Kadısı idi. Murad onu 1436’da vezir yaptı ve Fazlullah Efendi “Paşa” oldu. Dukas’ın O bir şeytandı demesinin sebebi ise son derece şedit bir karakterde ve amansız bir Hristiyan düşmanı olması idi. Zira her seferinde Murad’ı pasif davranmaması, saltanatını ve ordusunu Hıristiyanlarla mücadelede kullanması için telkinde bulunuyor, baskı yapıyordu.
II. Murad, barış yanlısı bir politika takip etmesine ve savaştan nefret etmesine rağmen neden Fazlullah’ı Paşa yaparak divana aldı dersiniz.?
Cevap Veziriazam Çandarlı Halil Paşa ile Fazlullahh’ı mukayese etmede saklı.
İkisi de ilmiye kökenli idi. İkisinin de dedeleri şöhret sahibi ve devletin kuruluşunca harcı vardı. İkisinin de Bizans ile arası iyi idi. Hatta Çelebi Mehmed 1413’de Rumeliye geçmek istemiş, Gelibolu Boğazını Musa tuttuğu için geçememiş, İstanbul boğazında da Bizanstan izin almak gerekiyordu. Durum Gebze Kadısına iletildi ve elçi olarak İstanbul’a gitti. Bizans İmparatoru ile dost olduğu için Çelebi Mehmed’in Rumeliye geçmesi için izin almıştı.
Çandarlı da barış taraftarı bir veziriazamdı. Ama onun bu kadar barış taraftarı olması, sınırları da tehlikeye sokmuyor değildi. Murad, barışa karşı savaş ile divanda bir denge kurmayı ve fütühat yanlısı Rumeli akıncı beylerini bir bakıma teskin etmeyi amaçlamış olabilir. Zira Murad savaş yapmadığı için namlı uç beyleri Sırb ve Macarlarla anlaşıyor, onların osmanlı topraklarına saldırmasına göz yumuyor, böylece Murad’ın kalkıp Rumeli’de savaş yapmasını amaçlıyorlardı. Bugün mezarı Gebze Anibal asıl yazılışı ile Hannibal Kavşağında yer almaktadır. Her gün önünden geçen araçlar içinde onca insanlar sadece bir yol olarak bu türbeyi görmekteler maalesef. Tarihimize bu kadar büyük iz bırakmış bu şahsiyetler ilgisiz ve bakımsızlığı ile bizler için bir hüzün olduğunu dile getirmemiz gerekiyor…
Kirap çalışmasında Vezir Fazlullah Paşa’yı işleyen Kasım Bolat’a çok teşekkür ederim.




