GIYBETLE YAŞAMAK

Herkes kendi rolünü oynuyor hayatta, ne yaşaması gerekiyorsa onu yaşıyor. Kimi yoldaki işaretleri takip ederek, kimi umursamadan çarpa çarpa yol alıp daha yorgun varıyor finale. Yolda kalanları varın siz düşünün.
Peki finâle işaretlerle ulaşanlar neden geride kalanları konuşup durur ya da geride kalanlar, yol alanların ayıbını dökmeye bahane arar?
Kardeşinin etini çiğ çiğ yemenin adıdır gıybet. Bazen bile isteye, kimi zaman istemeden şahsiyetlerin yerle bir edilişi, insan onurunun bilinmeyen yönlere savrulmasıdır.
Kendiyle işi olmayanın, işi başkalarıyla ya da başkalarıyla derdi olanın, kendine zamanı olmaz diyelim. Bu sebepten bazıları kendilerini geride bırakmaya mâhkum ediyor çoğu zaman.
O kadar yaralıyız ki bu konuda hangi yaraya bassak ortalık kan revan… İntiharlar, dışlananlar, boşanma ve cinayetler, küslükler, tartışmalar…
Başkalarının ayıbını konuştuğunda kendini günün adamı zannedenler, kendi ayıbını göremediği gibi nasıl biri olduğunu da açık net ortaya koyuyor aslında. İnsana değer vermediğini, su-i zanla yaklaştığını ve bakış açısının dar ve boş olduğunu ele veriyor.
Herkes riyakârlıktan şikâyetçi, yüze gülüp arkadan konuşmalardan…
İnsanlara güler yüzlü davranmak peygamber sünneti. Mühim olan kişilerin ayıbını ortaya çıkarmamak, aksine örtenlerden olmak. Eleştirilen bir nokta varsa arkadaşça, yalnızken dile getirmek, çözüm aramak mesele. Tabi ki bir bilene danışmanın adı istişare. Biraz olsun ilmi olanlar bu ayrımı yapabiliyor, kıyısından köşesinden ipi yakalayabiliyor. Anlamak istemeyenler o, bu, şu, onlar, şunlar, bunlar hakkında istediği çıkarımda bulunabiliyorlar. Yargısız infaz yani…
Buyrun ön yargıya… Birisi size şu kişi marketten ufak tefek şeyler çalıyormuş, falanca kişi çok tembelmiş ya da şu kişi aşırı sinirliymiş gibi sözler demiş olsa o kişi hakkında ne düşünürsünüz? İnanın bahsedilen kişiyi gördüğünüzde aklınıza ilk gelenler bu sözler oluyor ve diğer özellikleri yok kabûl ediliyor. Merhameti, cana yakınlığı, eli açıklığı, sabrı, cesareti… vs.
Bazen öyle oluyor ki bir kişinin çevreye yayılan sözleri kimilerini yapayalnız bir hayata sürüklüyor. Ve bu durum hiç de az değil. Güvensiz, bayağı ilişkiler yumağında çabalayan fakat bir türlü çözülemeyen anneler, babalar, gençler hatta çocuklar…
Daha çok söylemek istediklerim olsa da çok uzatmak istemiyorum. Belki başka sohbetimizde… Son olarak ;
Yemeyelim sevdiklerimizin çiğ etini. Ne biz vampirleşelim ne de birileri yalnızlaşsın. Paldır küldür bir şeyler fısıldanıyorsa kulağımıza hüsnü zan ilacıyla iyileştirelim ruhlarımızı ki;
17 yaşında intihar etmiş bir gencin cebinden çıkan şu mektuptaki gibi olmasın hayatlar.
“Şimdi intihar etmeye gidiyorum. Eğer intihar edeceğim yere gidene kadar bir kişi bana gülümserse intihar etmekten vazgeçeceğim.”(mealen)
Hüsnü zanlı, gıybetsiz bir ömür duasıyla Allah’a emanet olunuz…