GÖNLÜN TACI; HİKMET…
Kulluğa bel bağlayıp Sultanı gözler gözlerim,
Derdine düş olmuşum dermanı gözler gözlerim,
Baktığım ol gördüğüm ol, istediğim oldur ol…
(Eşrefoğlu Rumî)
Hikmet; Eşrefoğlu’nun dizelerindeki gibi her ne olursa olsun,Hakkı görebilme yolculuğudur.Kulun,dünyada bulunuş amacını diri tutup, nedende,sonuçta,ikramda,imtihanda,iyide,güzelde,her an kalbî hâlini Hak ile bağlantıda tutabilmesidir.Hikmet; Allah’ın kuluna tecellisini keşiftir. Hikmet ; olan biten herşeyin Allah’tan geldiğini kabul ve idraktır.
Bazen muazzam bir nimete şükrederken;”bak şu Allah’ın hikmetine!” denir. Bazen de yetmez aklî gücümüz de;”bilemediğimiz bir hikmeti var elbet! ” denir.Hikmet; sırlı bir ikram gibidir görebilene…Gönül kapılarının,ruh âleminin sonsuz güzele açılışı gibidir…Olanda da olmayanda da hayır vardır der Allah’a teslim oluruz ya…İşte bu samimi teslimiyetin karşılığıdır hikmet.
Kur’an-ı Kerim ya da hadisleri okuyup,inceliklerini keşfedebilmek,hayatımıza nakşedebilmek,bunun için çaba sarfetmektir.
Önünün de sonunun da yalnızca O Büyük Sultan olduğunu bilmek,insana dünyada hayrın peşinde koşma azmi verir.
Dünya süreli bir imtihan yeri ise,süreyi hayırlı işlerle doldurmak,güzele götürecek olana talip olmak gerekir.
Yıllar önceydi. Kıymet verdiğim bir büyüğüm,dört yaşındaki yavrusu ile arasında geçen o harika konuşmayı anlatıyordu:
Camın önünde arabaları ile oynarken;
-“Anneciğim!Allah bu kamyondan büyük mü?”
-“Tabi yavrum.”
Bir süre daha oynamaya devam etti.O sırada gökyüzünde süzülen uçağa bakarak;
-“Uçaktan da mı büyük?”
-“Elbette ondan da büyük! “
Sessizce gökyüzünü izledi.Ardından caddeden geçen tıra bakıp heyecanla ;
-“Ya tırdan da mı büyük?”
-“Evet oğlum,tırdan da büyük! “
Az zaman sonra gökgürültüsü,şimşek ve yağmur!
-“Anneciğim!Bunları Allah mı yapıyor?
-“Evet oğlum…”
Kısa bir sessizliğin ardından;
-“Düşündüm de anne,bunları Allah yapıyorsa,O tırdan,uçaktan değişik bir büyük!”
İşte dupduru bir imanın (çocuklar yedi yaşa kadar islâm fıtratı ile muhafaza edilir) hikmet kavramına ulaşmasının hikâyesi bu…Çocuk aklı ile,cismen bir büyüklüğün dışındakini yani soyut kavramı bilmiyor olmasına rağmen “değişik büyük ” ifadesi ile Allah’ın varlığına ve büyüklüğüne ulaşıyor. Hikmet; imanın akılla harmanlanışıdır,muazzam bir sentezdir.
“(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (el-Bakara, 269)
Her durumda Hakka ulaşacakken,yoldan döndürme çabasındaki şeytanın ve nefsin tuzakları ile karşı karşıyayız.”Nefsini bilen Rabbini bilir” derken,kişisel gelişimi yanlış anlayıp bir “ben” canavarı çıkarttık ortaya!!!Ne büyük,ne küçük,ne inanç,ne örf tanıyor. Bazen de tanıyor gibi yapıp caydırmaya çalışıyor. Son dönemlerde gündemi bolca meşgul eden enerji,numeroloji,mizaç vs. gibi eğitimler,hikmet yolculuğundan saptırma çabası olmaya başladı! Müslüman önüne her sunulanı koşulsuz kabul etmez ve önce iman süzgecine koyar.Hayatımıza kaderi ve Yaratıcıyı -hâşâ- devre dışı bırakarak rota çizme çabası,kimin tuzağı dersiniz?Başka din ve öğretilerin İslâmla harmanlanmaya çalışılması,dinin emirlerine hakîm olmadığımızdan normal karşılanır oldu.Oysa helâl/haram/farz/sünnet vs. hepsi nettir.Hikmet;akıl ve ilimle gidilecek bir yoldur.Kalbî bir eğitimin,dinî hassasiyetin,helâl/haram şuurunun,ibadet sorumluluğunun olmadığı yerde hikmetten söz edilemez.Din istismarcıları , dinle bağdaştırıp anlatmaya uğraşırken, kanmaya hazır bir güruh var.Oysa,şunu ye/bunu yeme(helâl/haram çizgisi bilene bu tavsiye gerekmez), şu esmayı bu kadar çek istediğin olur,atabağını kes gibi saçmalıklarla huzura ermek Müslüman için mümkün değildir.
Zahmetsiz rahmet olmaz.Allah Rasulü (S.A.V) şöyle buyurur;
“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır.
Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır.
Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir.
Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.” (Buhârî, Îmân 39, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkat 107, 108. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Büyû’ 3; Tirmizî, Büyû’ 1; Nesâî, Büyû’ 2, Kudât 11; İbni Mâce, Fiten 14)
Dinimiz kalp temizliği ve terbiyesini esas almıştır. Bilinç altı vs.gibi konular bizden uzaktır. Hikmet yolculuğu; iman eden kalbin ilimle birlikte kulluk şuuruna ulaşması ve her yerde Rabbini görebilir hâle gelmesidir.
Zahiren görünenlerin ardındaki asıl sebebi ve Allah’ın muradını keşiftir hikmet…Hz.Musa ve çeşme hikayesindeki gibi!Görmek ve görünenin ardındakilere vâkıf olmak başka şeydir.
Allahü Teâlâ(C.C), bir gün Musa Aleyhisselâm’a şöyle buyurdu:
– “Ya Musa! Sana bir sır bildireyim mi?”
Musa Kelimullah;
– “Göster ya Rabbi!”diye iltica etti.
Allahü Teala(C.C) tarafından;
– “Ya Musa! Git filân yerdeki çeşmenin başına, kimse görmeyecek şekilde bir yere gizlen ve bekle!” emri geldi. Musa Aleyhisselâm gitti, tarif edilen çeşmeyi buldu ve beklemeye başladı… Biraz sonra atlı bir adam geldi, atından indi, kendisi su içtikten sonra atını da suladı ve zarurî ihtiyaçlarını görerek çekip gitti. Fakat bu adam giderken para kesesini çeşmenin başında unuttu. Çok geçmeden oraya bir çocuk geldi. O da su içti ve yolcunun unuttuğu altın kesesi bağlı olan kemeri alıp gitti.Aradan çok zaman geçmeden bu sefer bir âmâ geldi. Abdest aldı ve bir kenara çekilip ibadete başladı. Hz.Musa gizlendiği yerden manzarayı buraya kadar takip etti. Biraz sonra altın keseli kemeri unutan atlı adam geri geldi. Kemerini çıkarıp bıraktığı yere baktı ki, orada yok. Doğru âmânın yanına vardı ve ona kemerini unuttuğunu, bulduysa vermesini söyledi. Âmâ;
– “Görüyorsun ki, iki gözüm de görmüyor. Hem ben keseyi almış olsam yanımda olması lâzım. Bende böyle bir şey olmadığına göre almış olmam imkânsız” diyerek adamı iknaya çalıştı ise de, adam bir türlü inanmadı ve;
- “Bu altını sen aldın, vermiyorsun” diyerek âmâyı vurup öldürdü. Adam keseyi bulamamıştı ama, âmâyı da öldürmüştü. Cenab-ı Hakka iltica etti Hz.Musa, sırrına vâkıf olamadığı bu hâdisenin mahiyetini öğrenmek için Cenab-ı Hakka ilticada bulundu. Allahü Teâlâ(C.C) meseleyi şöyle izâh buyurdu:
– “Ey Kelimim Musa! Kemeri alan çocuğun babası daha evvel o atlı ağanın hizmetinde çalıştı ve ağa da onun hakkını vermemişti. Hakkını bu şekilde almış oldu. Âmâ ise, daha evvel o ağanın babasını öldürmüştü. Sonra gözleri kör olduğu için onu tanıyan çıkmadı ve unutulup gitmişti. Ama ben unutmadım ve âmânın ölümünü o adam vasıtasıyla yaparak kısası yerine getirmiş oldum.” Bu hâdise karşısında Musa Aleyhisselâm secdeye kapandı ve Allahü Teala’ya (C.C) şükür etti.
Zahiren görünene göre değerlendirsekte pekçok şeyi,hikmeti idrak edecek bir imana talibiz. Aklın ve gözün yetmediği yerde,tasavvufun terbiye ettiği kalp ile hikmete aralanır kapılar. Allah’ın önümüze sunduğu olaylarla ve hayatımıza dahil ettiği insanlarla, ulaşmamızı istediği bir güzellik,bir hikmet vardır şüphesiz. Yeter ki,bizim tartımızın ayarı sadece “Allah rızası”na sabitlenmiş olsun.
Allah’ım senden ilim,takva,feraset,basiret ve kavi iman isteriz.Yolumuzu,yönümüzü,yüreğimizi,aklımızı sadece Sana döndür .(Amin)