GÖRMEYEN KÖRE NE ?



GÖRMEYEN KÖRE NE ?

Kur’an-ı Kerim, diri kitabıdır. Tefekkür edip, geçmiş kavimler başta olmak üzere pekçok şeyden ibret alıp hayat düzenimizi kurmamıza rehberlik eder.

Hayat rehberimiz dememize rağmen, ne kadar vâkıf durumdayız Kur’an-ı Kerim’e? Kur’anla ülfetimiz Ramazan hatmi, ölenin ardından cüz okumak kadar sığ olmamalı elbette.Hayatımıza düzen getirebilmesi için, ne yaparsak cennet yolculuğuna talip oluruz, ne yaparsak azap kapıları açılır öğrenmeye ve ona göre ömrümüzü adımlamalıyız.

“Mişkâtü’l-Envar” isimli eserde İmam Mukâtil’den cennete girecek hayvanlar hususta şöyle bir rivayet nakledilir:

Sâlih -aleyhisselâm-’ın devesi,

İbrahim -aleyhisselâm-’ın buzağısı,

İsmail -aleyhisselâm-’ın koçu,

Mûsâ -aleyhisselâm-’ın ineği,

Yûnus -aleyhisselâm-’ın balığı,

Üzeyr -aleyhisselâm-’ın eşeği,

Süleyman -aleyhisselâm-’ın karıncası,

Belkıs’ın kuşu (Hüdhüd),

Ashâb-ı Kehf’in köpeği (Kıtmîr)

Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’ın devesi.

…

“Ey kavmim! İşte bu, sizin için bir mûcize olmak üzere Allah’ın gönderdiği dişi devedir. Onu kendi hâline bırakın, Allah’ın arzında yesin içsin. Sakın ha, ona bir kötülük yapmayın; yoksa çok geçmez, sizi bir azap yakalayıverir.”(Hud/64)

Salih Peygamber’in devesi vesilesi ile, bize kalan ibret ve açılan tefekkür ufku ne olabilir? Deve eti helâl olmasına rağmen, Salih Peygamber’e verilen deve bir imtihan ve nefs terbiyesi sebebidir. Tıpkı oruçta olduğu gibi, imsak ve iftar arası helâl olan yiyeceklere harammış gibi muamele edip tüketmiyoruz. Emre itaat için..

…

“Kendileri uykuda oldukları hâlde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttalî olsa idin, dönüp de onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden, için bir korku ile dolardı.” (el-Kehf, 18)
Kitmir ile hangi ufuk açılır yüreğimizde? “Hakkın yanındaysan köpek dahi olsan, cennetle nasiplenirsin”. Bu sebeple salih ve sâdıklarla olmak, çevreni Hak rızasına uygun seçmek çok kıymetlidir.Ya bizler sosyal çevremizi oluştururken neleri önceliyoruz? Sosyal statü, maddi düzey,menfaat mi liste başı yoksa “Allah’a yaklaştıracak kalitede” olması mı önceliğimiz? İçinde bulunduğumuz, bulunmaya çabaladığımız o çevre bizim için cennet vizesi midir? Yoksa sonsuz azaba, farkında olmadan güle oynaya (!) sürükleniş vesilesi mı?
…
Allah’tan başka varlıkların korumasına sığınanların durumu, örümceğin durumuna benzer: Örümcek, (ağını) kendine bir yuva edinir, ama yuvaların en çürüğü de örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi!(Ankebut/41)

Son dönemlerde çokça gündeme gelen “bilinç altı süpürgecileri”, örümcek ağından yuva yapıp, huzur ve güven arayanlara çökmeye mahkum bir düzen vadediyor. Sağlam bir zemine yani dine dayanmayan her şey yok olmaya mahkumdur.Allah”a kaçmak ve sığınmaktan başka çarenin ya da huzur kapısıın olmadığını görebilmek gerek.

Kuran ahlâkı ile ahlâklanmak için tefekkür etmek,idrak etmek gerek.Gelen her ayetin, kulluğuma eklenecek kısmını keşfedip ömür son bulana kadar daha iyi bir mümin olma yolculuğunda ısrarcı ve istikrarlı olmaya ihtiyacımız var.

Ve rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin.
Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır.
(Nahl/68-69)

Kainat kitabını okuyabilmek, baktığın herşeyde Yaratıcının sanatını görüp şükredenlerden olmak için; bir çiçeğe, kuru bir dal iken baharla dirilen ağaçlara, bir kedinin yavrusuna merhametine, minicik bir arının şifa kaynağı olan balı üreten bir fabrika oluşuna bakmak yetmez mi? Baktıkça hayran olduğumuz kainat, her zerresiyle Hakkı haykırırken, düşünmekten gafil olanlar Yaratıcısız bir düzene inanıyorsa, bu akıl tutulması değil de nedir?
…

Ardından Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim?” dedi, ettiğine de pişman oldu.(Maide/31)

Belgesel izlemeyi ve hayretini arttırmayı sevenler bilir hayvanlar âleminin sözsüz zarafetini… Tüm hepsi birbirine benzemesine rağmen, yavrusunu/annesini asla karıştırmayan tavukları,koyunları, penguenleri… İbret nazarı ile bakınca, her hayvanın dahi öğrettiği bir şey vardır illâ ki! Kargayı gören Kabil’in, cenazeyi defnetmeyi öğrenmesi gibi…”Görenedir görene… Görmeyen köre ne!” deriz amma,kör görmese de hissiyatı ve kalbinin gelişmesiyle, gözü olan körlerden daha iyi görebilir hâle gelebilir. İnsan da gaflettedir fakat imanın nuru ile yüreği aydınlandıkça, hakikati görmeye başlar.
….

“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin ­anırmasıdır.”(Lokman/19)

Her bir hayvanın da Hakkı zikrettiğini söyler hak dostları…Fakat zikrediyor dahi olsa, eşeğin yüksek ve kontrolsüz sesi rahatsız edici olabilir. Yaratıcının böyle yaratmış olmasının vardır elbet bir hikmeti.Sesi rahatsız edici olsa da “eşek gözlü” denir güzel ve iri gözlü kimseyi tarif için…Yani her güzelin bir kusuru vardır ya da her kusuru olanın illâ ki güzel bir yanı da vardır diyebiliriz. Bu noktada çirkin olanı değil de güzel olanı beslemek gerektiğini ayet vesilesi ile bir kez daha tefekkür etmiş oluyoruz.
…

Ey insanlar! Size bir misal verilmekte; dinleyin onu: Allah’tan başka kendilerine yalvarıp yakardıklarınız var ya, hepsi bunun için bir araya gelseler bile bir sinek yaratamazlar! Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, onu dahi ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!(Hac/73)

Eski kitapların arasında denk gelmişsinizdir minicik kırmızı kalem ucu kadar böceklere…Allah’ım! Tam tefekkür sebebi, tam hayran olma ve acziyeti hissetme vesilesi! Bir an acziyetimi unutarak üflemek istedim zarar görmesin diye düşünerek…Fakat o minik böceğin “mağrur olma padişahım,senden büyük Allah var” dercesine, bu acize ders için geldiğini bir an farkedememişim. Biraz daha güçlü üfledim.Asla uçmadı. Şaşkınlıkla tüm gücümle üfledim. Olduğu yerde öyle güçlü duruyordu ki! Allah’ım! Aciz olan bendim, o minicik noktanın içine yaşamsal tüm döngülerini sağlayacak organları yerleştiren kocaman Sanatkâr, belli ki bir ders ile acziyetimi anımsatıyordu. Sinek kadar minicik olandaki, sanatı keşfetmek, başka bir şükür sebebi ve kulluk dersi olmuştu bana…Bu nedenle acziyetinin farkında olan kulun, teslimiyeti büyür.

….
Biz ona, (oğlunun yerine) büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.” (Saffat, 37/99-107).

İbrahimce kulluk, İsmailce teslimiyet varsa, koç misali bir fidye gelir yepyeni bir ufuk açar kula…Yeter ki kul Hakka verdiği sözü diri tutup ona göre davransın… Hayatımızda en çok teslimiyetin izleri eksik gibi! “Tamam Müslüman’ım ama”diye başlayan cümleler varsa onları biraz düşünmek gerek! “Ama ben Müslüman’ım” deyip dimdik duracak bir iman ve takva ile davranmaya talip olmak gerek…

…

Musa Peygamber ve sarı inek kıssası , Yunus Peygamber’in balığın karnından kurtuluşu, Üzeyir Peygamber’in yüz yıl sonra diriltilmesi… Ve daha niceleri… Kur’an-ı Kerim yüzde yetmişi geçmiş kavimlerin kıssalarından oluşur.Yani Rabbimiz ; “bunları yapan helâk oldu.Bunları yapan kurtuluşa erdi” diye bildirerek tefekkür etmemize ve farkındalığımızın artmasına kapı aralıyor. Ancak her kul kendi gönül kabı kadar nasipleniyor. Kitap apaçık iken , herşey ortada iken herkes yine kendi tercihini yaparak sonucuna razı oluyor.

Baktığım ol,

Gördüğüm ol,

İstediğim O’dur O…

Ya Rabbi! Baktığımız her zerrede seni bulacak bir ihlâs ile kulluğumuzu süsleyecek, feraset/idrak/basiret ikram eyle…(AMİN)